|
 |
|
|
Tarık Bin Ziyyad'ın dönüşü
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Bu karakteri, bir benzerlikten hareket ederek ilk kez yıllar önce bir yazımda kullanmıştım. Gemileri yakmasıyla ünlü kumandanın isminden aile şirketlerindeki karmaşayı anlatırken konu mankeni gibi yararlanmıştım. Bir istifa mektubunun anatomisine göz atalım derken, çok önemli bir manifesto çıkmıştı ortaya. Geçenlerde, bir dostumu beklerken havalimanında; Tarık Bin Ziyyad'ı gördüm uzaktan. Biraz yaşlanmıştı. O istifa mektubunu hatırlıyor mudur acaba diye düşündüm? Aradan geçen bunca yıla rağmen, bugün ziyaret ettiğim şirketlerin koridorlarında hâlâ aynı havayı soluyor olmaktan sıkıldığımı fark etim. Oturdum ve o efsane mektubu yeniden yazdım.
* * *
"Ö Sayın Tarık bin Ziyyad,
Benden sonra tufan demeye içim elvermiyor. Şirketi daha iyi yönetmek için için çok çaba harcadığınız doğru. Ama baba-oğul tavır ve yaklaşım yanlışlıklarından kaynaklanan yönetim boşluğunu hep gözardı ettiniz. Kuşkucu ve yavaş davranışlarınız, yaptığınız ani geri dönüşler, bizleri öncelikle iletişimin düğümlenmesinden başlayan bir kısırdöngüye itti. Her kademedeki personelin giderek daha çok yaşamaya başladığı yetersizliği farkettiğinizde ise, boşluğu giderebilmek için, zaman zaman ikinizden biriniz merkezileşme eğilimini artırdınız. Daha mı iyi oldu? Elbette hayır!
Öncelikle sizler şirketin en çok çalışan elemanları haline geldiniz. Bütün yöneticilerin ayrıntıda boğulmasına sebep oldunuz. Üstler astlarının da işlerini yapmaya başladığı için, kendilerinden beklenen katkılar, çözümsüzlüğün labirentlerinde daha büyük bir hızla kaybolmaya başladı.
Herkesten aynı tepkiyi vermesini beklediniz; bu insanın doğasına aykırıydı. Özellikle taşra yöneticileri, otorite sağlamak ve kendilerini kabul ettirmek amacıyla baskı ve kuralsızlığa başvurdular.
Sayenizde görev, yetki ve sorumluluk hiyerarşisi neredeyse bütünüyle iflas etti. Artık herkes, bir sizin bir de oğlunuzun dileklerini dikkate almak zorunda hissediyor kendini. Artık her ast birden çok üstten talimat alıyor ve birden çok kişi tarafından denetleniyor.
Görev ve yetki karmaşası, örgütsel bir çatışmaya dönüşmek üzere. Koridorlarda, sizin şirketi tasfiye edeceğiniz, oğlunuzun da Amerika'ya yerleşip kendi işini kuracağı dedikoduları dolaşıyor. Verimlik ve güven kaybı önlenemiyor.
Değişimi sadece istemek yetmez. Değişen bir işletmede değişimle ilgili kuralları taşıyan mesajlar zayıfsa, bu zayıf mesajın içindeki komutun yerine getirilmesi talebini, anarşi takip eder.
Ödül ve ceza sisteminiz, günlük, hatta anlık. Hala duygularınıza göre tepki veriyorsunuz. Sert mesajlar tepki ve hata yapma korkusu yaratıyor; giderek paranoyaya dönüşüyor ve kendi ellerinizle şirkette bir panik ortamının oluşumuna destek vermiş oluyorsunuz.
Yumuşak ve peşine düşülmeyen mesajlar ise, ciddiye almama, önemsememe ve kuralsızlık yaratıyor. Hazırlıksız yapılan formalite toplantılar, gereksiz tartışmalara ve gerginliğe yol açıyor.
Kendini iyi hissetmeyen insanların verimsizliği artar. Erken gelip geç çıkan insanları çok çalışıyorlar sanıyorsunuz. Onların önemli bir kısmı işletmede sadece zaman geçiriyorlar.
Bu gösteriye onları sen mecbur ediyorsun. Ne ben, ne de bu organizasyon yapılanları hak etmemiştik. Beni bu beraberlikten affediniz."
* * *
Tarık bin Ziyad ve oğulları, bu kanıksanmış kısırdöngünün oyuncularından sadece biridir. Fırsat verirseniz, bir işletmede çalışanlar, "karmaşanın yazgı olduğu" düşüncesine alışmak eğilimindedirler. Yönetimler ise, bu eğilimin kırılması için çaba harcamalıdır; gerçeğe dönüşmesine katkıda bulunmak için değil. Yarın sabah uyandığınızda aynaya bakın. Kendi şirketine hasım gibi davranan bir patron göreceksiniz!
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|