|
"Aşağılık duygusu"nun dozu ölçülebilir mi?
Sade Türkiye'nin değil, 5 kıtasıyla dünya kamuoyunun güncel gündemine "aşağılık duygusunun bireylerdeki dozu sorunu" da, Katrina ile Rita tayfunu kadar girebilmiş olsaydı; acaba Irak da dahil, yeryüzünün politik ağırlıklı görünümü, ne ölçüde bir karikatürleşmeye uğrardı?
Bendenize sorarsanız, gıdıklayıcı bir konu, bireylerde "aşağılık duygusu" dozunun ölçülüp ölçülemeyeceği...
* * *
İnsanların "I.Q."su "Intelligence Quotient"nı, yani "zekâ"dan ne oranda nasiplenmiş olduğu ölçülebiliyor; ama aşağılık duygusunun oranı, sanırım henüz ölçülemiyor.
Ah ölçülebilse ve dünya nüfusunun, şu veya bu formatta beyni buzlanmış çoğunluğu, böylesi bir saydamlaşmayı göze alabilseydi; kimbilir ölmelerle öldürmeler ne kadar azalır ve politik kurumlarla resmi tören ve giysiler, nasıl bir kahkaha tufanına boğulurdu?
* * *
Aşağılık duygusundan arınmış insan var mıdır dünyada; bu mümkün müdür?
Bir gün silinip yok olacağımızın tümörü, gizli gizli durmuyor mu bilincimizin derinliklerinde?
Böyle bir sonucu dengelemek ve kendimizi bir ölçüde tatmin edip avutmak için, neler ve neler yapmıyoruz...
* * *
1- Beyinsel ve gövdesel enerjimizi, yatkın olduğumuz bir alanda belirli bir donanımla hedeflendirip somuta çeviriyoruz; ya gemi mühendisi olup büyük tekneler yapıyoruz, ya Kızılyaka'daki Osman Aydın gibi güveçte kuru fasulyeler pişiriyoruz, ya ressam olup unutulmayacak tablolar bırakmaya uğraşıyoruz. Bir yandan da ekonominin çarklarını döndüre döndüre...
* * *
2- Beyinsel ve gövdesel enerjimizi, belirli bir donanımla hedeflendirip somuta çevirme geleneğinden yoksun bir toplumda doğmuşsak; sıradan insanların üstünde bir makam sahibi olarak avutmaya çalışıyoruz kendimizi; bakan, vali, general, hiç değilse sarıklı bir tarikat şeyhi olmaya soyunarak...
* * *
3- Bir gün kaybolup gideceğimizin gizlenmiş tümörünü avutma yelpazesinde, kendimizce bir yer edindik ve ünlü bir futbolcu, yahut bir TV starı, yahut bir manav olduk, diyelim. İyi ama, yeryüzünden gelip geçerken üstümüzde bağdaş kurmuş daha kimler ve kimler var?
Devlet başkanları var, Nobel'li kimyacılar var, 3-4 dili rahatça konuşan uluslararası uzmanlar var. Onlara karşı bizim de içimizde, sinsi sinsi tepinen bir aşağılık duygusu yok mu?
* * *
4- Her şeyimiz tamam da, yüreğimizin bir köşesinde, hiçbir zaman özlediğimiz gibi sevilmemiş olduğumuzun absesi varsa... Böylesi bir absenin yarattığı eksiklik, acaba bize nerelerde nasıl bir tavır sergilememize neden olmada; fazla sert mi davranıyoruz kendimizden aşağı gördüklerimize, yoksa hızlı araba kullanmaktan mı hoşlanıyoruz, yoksa önümüze geleni çekiştirmek gibi bir alışkanlığımız mı var?
* * *
5- Yeryüzünden geçerken kendimizi dilediğimiz gibi kanıtlayamamanın karabasanları içine düşmüşsek; cankurtaran simidi olarak neye tutunuyoruz; Atatürk'çülüğe mi, milliyetçiliğe mi, vatanseverliğe mi, İslam severliğe mi; yoksa sokak gösterilerinde oraya buraya koşturup, sağa sola çürük yumurtayla, çürük domates fırlatmaya mı?
* * *
Yavaş yavaş yeryüzündeki insanlardan her birinin bir "kimlik numarası" olacak; belki de o numara, cep telefonu numarasıyla aynı olacak...
Siyasal bir liderin, diyelim Başkan Bush'un kimlik numarasının dökümünü internet ekranına getirdiğimizde, hem zekâ düzeyinin ne olduğunu, hem de aşağılık duygusunun dozunu öğrenebileceğiz...
O zaman şimdikinden çok değişik, yepyeni bir "İnsanlık" portresi çıkmayacak mı ortaya?
* * *
Henüz bireylerdeki aşağılık duygusunun dozuyla ilgili, evrensel boyutta bir grafik çıkmış değil su yüzüne; ama var öyle görünmeyen bir grafik...
Aşağılık duygusunun, toplumlar arasında ne tür bir tatmin ve avuntu aranışına dönüştüğü, rahatça konuşabilir mi Türkiye'de; hiç değilse üniversitelerde?
Bendeniz, bilemiyorum.
* * *
Doğrusu isterdim Türkiye'de de, "üniversite" kurumunun, yerel politikaların dışında "bilim"in evrenselliğiyle bütünleşmiş bir kurum olduğunun anlaşılmasını...
Ne yazık ki, "hukuk", "devlet", "bilim", "düşünce", "sanat" türü soyut kavramların tanımlanmasından yoksun bir ülkeyiz.
Üniversitelerdeki çalışma platformlarının etiketlerinden dahi habersiz görünen, akademik rütbelere de sahip bir yığın akıldanemiz var.
Örneğin "seminer" ne demektir, "panel" ne demektir, "sempozyum" ne demektir, "konferans" ne demektir; kimsenin ince bir ibrisim özeniyle netleştirip, billurlaştırmaya kalktığı yok gibi...
* * *
Bazı TV'lerdeki açıkoturumlarla sohbetlerde, insanın ayaklarını şaşkınlıktan ağzından çıkartacak ne zırvalıklara rastlanıyor.
Bir kez "Türkiye Cumhuriyeti Devleti", içinde ne olup ne olmadığına asla eğilip bakılmayacak kutsal bir kazan gibi ortaya konuyor ve sonra da bilim ve yazı adamları ikiye bölünüyor:
1- Türkiye Cumhuriyeti Devleti'yle çatışanlar...
2- Çatışmayanlar...
Buradaki çatışma, askeri darbelerde olduğu gibi; silahlı bir çatışma, silahlı bir ayaklanma değil; sadece "bu ne biçim devlet" sorusu türü, kutsal kazanın içine bakma isteği benzeri bir çatışma...
* * *
Buzlanmış ve buzlandırılmış beyinler ortamında; durmadan sıcak politika buharları çıkaran kişilerde "aşağılık duygusu" dozunun, hangi görüntülere göre daha rahat ölçülebileceği konusu; üniversitelerde de işlenmesi gereken bir konu değil mi acaba?
* * *
Küresel değişimin ise umurunun teki değil, şurada veya burada siyasal buharlar çıkarmaya dönüşmüş, aşağılık duygusu tatminleri...
"Devlet benim" diyen 14. Louis de kaybolup gitmiş, "Benden sonra tufan" diyen 15. Louis de. "Gelecek göklerdedir" diyen 16. Louis de...
* * *
En iyisi güneşli bir Köyceğiz gününde, ağaçlar ve ormanlarla donanmış yollardan Kızılyaka'da Osman Aydın'ın lokantasına gidip, güveçte kuru fasulyelerle, fırında hemen özel pişirilen tahin tatlılı sıcacık pide yemek...
Ve aynı tadı paylaşmaya gelmiş dostlarla, Türkiye'de yazı serüvenine yelken açmış kalemlerin başlarına gelenlerin, pişmiş tavuğun bile başına gelmediği üstüne yarenlik etmek...
* * *
Vatanı, milleti, devleti, bayrağı herkesten daha çok sevdiğini iddia eden siyasal liderlere bol bol rastlıyoruz.
İktidara gelirlerse bütçeyi nasıl yapacaklarını şimdiden açıklayan bir lidere ise hiç rastlamıyoruz.
İçimizdeki saklı aşağılık duygularına bir avuntu ararken; kurnazlık merdivenlerine sarılmak yerine, akılcı bir merdivene tutunmayı yeğleseydik; acaba daha sağlıklı rahatlamış ve hiç değilse bir işe de yaramış olmaz mıydık; bilemiyorum, sizler ne diyorsunuz?
c.altan@prizma.net.tr
|
|