Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 28 Eylül 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

AP savurganlık yapmamalı…


Avrupa Parlamentosu AB'nin en önemli kurumlarından biridir. Halkın direkt oylarıyla seçilmiş olan parlamenterler istediklerini söylemekte, istedikleri kararı almakta da hürdürler. Bugün Strasbourg'da Türkiye konusunu ele alacaklar ve düşüncelerini açıklayıp, bunu bir karara dönüştüreceklerdir. Aldıkları kararların belki bağlayıcı bir yönü olmayabilir, ancak kolay kolay da gözardı edilemez. Oysa bakıyoruz, özellikle Türkiye konusunda, bu saygın kurum büyük bir savurganlık içinde.
Avrupalı parlamenterlerin anlayamadıkları bir nokta var. O da, Türkiye'nin terörle mücadele konusundaki duyarlığı. Eğer demokrasi ile PKK terörü birbirine karıştırılır ve demokrasi adına PKK terörüne prim veren bir tutum takınılırsa -ki, zaman zaman bu durumlarla karşılaşıyoruz- Türkiye'den tepkilerin çıkmasını da doğal karşılamak gerekir.
Bu tepkiler ister bir komutandan veya Başbakandan çıksın, önemi yoktur. Önemli olan, Parlamento'nun Türk kamuoyu nezdindeki etkinliği ve saygınlığının kaybolmasıdır. Parlamenterlerin Türkiye konusundaki savurganlıkları böyle sürerse, birgün belki hiç tepki duyulmayacaktır. İşte ogün, Türk kamuoyunun kulaklarını artık tıkadığı sonucu çıkar. Bu da en çok Avrupa Parlamentosunun prestijini zedeler.

OLLI REHN, TÜRKİYE'NİN ŞANSI OLDU
Gunther Verhaugen, AB Komisyonu'nun Genişlemeden sorumlu Komiseri olarak Türkiye'ye ilk geldiği dönemlerde çok soğuk davranırdı. Türk kamuoyu da bunu hemen sezmiş ve adama hemen "Türk düşmanı" damgasını vuruvermişti. Aslında Türk düşmanı değildi, sadece Türkiye'yi tam anlamıyla kavrayamamıştı. Sonra zaman içinde, özellikle Kopenhag kriterlerine uyum çalışmaları sırasında ve özellikle de Annan planı tartışmaları döneminde, eski Türk düşmanı Gunther, oldu Türk dostu Verhaugen.
17 Aralık 2004 kararına kadar bu böyle devam etti. Verhaugen dahi, Türkiye konusunu öylesine bir kişisel prestij olayına dönüştürdü ki, sonunda " Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği benim hayatımın en büyük projesidir" demeye başladı.
Verhaugen gidince yerine Finlandiyalı Olli Rehn geldi.
Kimseler tanımıyordu. İlk başlarda, İskandinav donukluğunun getirdiği bir mesafelilik var idi. Ancak kısa sürede Olli Rehn gerçek yaklaşımını ortaya koydu.
Şu kadarını çok kolaylıkla söyliyebilirim ki, eğer bu post'ta Rehn yerine, politik akımları daha fazla kollayan, kimi üye ülkelere şirin görünmek isteyen bir başka Komiser olsaydı Türkiye'nin işi çok daha zorlaşırdı.
Olli Rehn verdiği sözlerde durdu.
Politik oynamadı.
Referandum sonrasında Avrupa kamu oyunda doğan havaya kendini kaptırmadı. Fransanın iç politika oyunlarına göz yumup, Türkiye'yi satmadı. Oysa çok rahatlıkla, ek koşullar çıkaranlar karşısında hiç sesini çıkartmazdı.
Kıbrıs'ın tanınması koşulu tartışılırken "Hayır, ek koşul ortaya atamazsınız. Kıbrıs'ın tanınması ek koşul getirmek anlamına gelir" diyerek kesin tutum aldı.
Bazen bizim hoşumuza gitmese dahi, gerçekleri söyledi. Örneğin, Kıbrıs gemilerine Türk limanlarının açılmasını,hukuki açıdan, Kırmızı Çizgi diye nitelendirirken, Komisyonun görüşünü aktarıyordu.
Avrupa Komisyonu, doğrusunu söylemek gerekir, tüm kadrolarıyla, verilmiş sözlerin arkasında durdu.Eleştiri alma pahasına iç politika oyunlarına kapılmadılar. Türkiye'nin müttefiği olduklarını gösterdiler.
Müzakereler sırasında da- göreceksiniz- aynı durumlarla karşı karşıya kalınacak. Eğer Türk müzakereciler bu durumu iyi çözerler ve Komisyon ile kavga etmek yerine, Komisyon'a güvenip, işbirliği yaparlarsa kazanırlar.

AB KARARINDAKİ OLUMLU VE OLUMSUZ YÖNLER
Kıbrıs Rumları ne kadar itiraz ederlerse etsinler, Avrupa Birliğinin Karşı Deklarasyonu büyük ölçüde anlaşmayla sonuçlandı. Rumlar daha da fazlasını istiyorlar, ancak elde edebildikleri kadarıyla yetinmek zorunda kalacaklar. Biz duruma kendi açımızdan bakalım. Karşı Deklarasyonun olumlu yönleri neler, olumsuz yönleri neler ?

OLUMLU YÖNLERİ
- Kıbrıs'ın tanınma konusunda Türkiye'ye kesin bir tarih verilmiyor. Müzakere süreci, müzakerelerin son gününe kadarki bir dönemi kapsadığından dolayı Türkiye'nin hareket yeteneğini arttırıyor.
- Kıbrıs'ın tanınması, daha önceki gibi, 3 ekim müzakerelerinin bir koşulu olmaktan çıkarıldı.
- Kıbrıs gemilerine Türk limanlarının açılması için de kesin bir tarih konulmuyor. Yaptırım konulmuyor.
- Kıbrıs çözümü Birleşmiş Milletler çerçevesinde tutuluyor.
- 3 ekim müzakerelerinin önündeki engel kalkmış oluyor.

OLUMSUZ YÖNLERİ
- Türkiye, tüm müzakere sürecinde sürekli olarak Kıbrıs ve Yunanistanın baskısı altında kalacak. Her gelişmede Rumlar, Türkiye' nin hala tanımadığını ileri sürecek ve şikayetçi olacak. Diğer üyelerden destek bulduğu oranda da, Türkiye' nin başını ağrıtacak.
- Bu Deklarasyon 25 üye ülke bakanları tarafından onaylanacağından dolayı, bir nevi siyasi direktif veya Avrupa Birliğinin Kıbrıs politikasını şekillendirecek.
- Türkiye ne kadar itiraz ederse etsin, limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmak zorunda kalacak. Herne kadar 2006 yılında durum yeniden gözden geçirilecek olsa dahi, bu sonuç önlenemeyecek gibi görülüyor.

Not: Müzakere Çerçeve Belgesi ise su sıralarda tartışılıyor. Tamamlandıktan sonra o konuda da olumlu ya da olumsuz yönleri sizlere aktaracağım.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Soykırım tartışması
ERMENİ konferansı yapıldı. Sayın Kenan Evren,...
Çetin ALTAN
"Aşağılık duygusu"nun dozu ölçülebilir mi?
Sade Türkiye'nin değil, 5 kıtasıyla dünya kam...
Melih AŞIK
Hamarat firma - 2
Fom Grup adlı şirketin, kuruluşunun üzerinden...
Fikret BİLA
2 Ekim'de iki miting
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki mü...
Hasan CEMAL
Vatan haini!
Kıbrıs'ta devlet gibi düşünmezsen, vatan hain...
Güneri CIVAOĞLU
STAR ve hava sahası
Amerika'nın 3 büyük televizyonu ABC, NBC ve C...
Abbas GÜÇLÜ
Haydi gençler sandık başına (1)
Bayram değil, seyran değil şimdi bu sandık da...
Hurşit GÜNEŞ
Faiz dışı fazla hedefi düşmeli mi?
Uygulanan programın en önemli yanı mali disip...
Nail GÜRELİ
Sağlıklı kent Bursa
Arabanın şoförü, "Demek Bursa bunu da başarır...
Sami KOHEN
'Kırmızı çizgi' kriterleri
AB'nin 3 Ekim'de müzakere sürecinin başlaması...
Hasan PULUR
Haberlerden esinlenerek...
"ERMENİ konferansı"nda konuşan Hırant Dink'in...
Meral TAMER
"Türk Çehov"u Sait Faik'ten, Lovegrove'a...
İngiliz The Guardian gazetesinin hafta sonu e...
Güngör URAS
Medyanın 'can suyu' reklam
Reklamcılar Derneği verilerine göre, 2004 yıl...
Serpil YILMAZ
Konut kredileri asrın olayı
IMF Türkiye'ye yaptığı ziyarette, bankaların ...
M. Ali BİRAND
AP savurganlık yapmamalı…
Avrupa Parlamentosu AB'nin en önemli kurumlar...

© 2005 Milliyet