|
Kaptan June'un dünyası ve gündemin iğneli fıçısı...
İçinde hâlâ daha çekicilik tılsımının harelendiği mavi gözlerinde, zekâ ile tatlı bir şuhluğun ışıldayıp durduğu 85 yaşındaki Kaptan June... Bir zamanlar uluslararası jet sosyetenin, güzelliği dillere destan unutulmaz kadını; ünlü Rus bas-baritonu Chaliapine'in ressam oğlunun, portresini yaptığı güzelim June... Özel yatını kendisi kullandığı için de, adı Kaptan June'a çıkmış...
Ve bir gün sıkılıvermiş aşırı zengin kocalarından da, boğazına kadar içinde yaşadığı pırlantalı şampanyalı dünyalardan da; ve yatıyla çekip ıssız İztuzu plajlarına gelmiş...
***
Kaptan June'un, her yıl yumurtlamak için İztuzu plajlarına çıkan "caretta caretta"lara, dev deniz kaplumbağalarına sahip çıkışı ve artık tüm yaşamını çevre korumacılığına adaması...
Hem de nerede?
Bizim Köyceğiz Gölü'nün, sazlıklar içindeki bin bir kanal, dere ve gölcüklerle Akdeniz'e kollarını uzatmaya başladığı Dalyan'da...
***
Hayatı, aşk serüvenleriyle bezenmiş servet ufuklarında, Hollywood yıldızlarınınkini andırır bir biçimde geçmiş olan June'un; diline de, dinine de, geleneklerine de, âdetlerine de yabancı olduğu bir kıyı beldesine gelip yerleşmesi ve yaşamaya başlaması tek başına...
***
Bizim mavi gözlü, sarı saçlı, güzeller güzeli İngiliz hanım kaptanın; zamanla fark ettiği içindeki gizli boşluğa, sonunda bir imdat treni gibi yetişen kalemle kâğıt...
Ve June'un 75'inde oturup yazdığı ünlü kitap "Kaptan June ve Deniz Kaplumbağaları"...
Kitabın 20 dile birden çevrilmesi... Ve Dalyan'da oturduğu sokağa Kaptan June adının verilmesi...
***
Şekerim June... Önceki gün kendisiyle buluşmaya yollandık... Tek katlı bir ev boyundaki sazlıklar içinden, Akdeniz'e doğru uzanan bir kanal deresinin ortasına yayılmış Gölbaşı bahçe lokantasına gitmeyi önerdi...
İçinde iki minik sarı civciviyle bir tavuğun ve dik bacaklı, kırmızı ibikli maço horozların dolaştığı; kıyılarında beyaz ve yarı siyah-yarı beyaz, kızıl maskeli ördeklerin yüzdüğü bir lokanta...
Sazlıkların arasından karaya uzanmış ilerideki bir toprak boşluğunda da, kazlar dolaşıyordu.
Ve June, tazeliğini hâlâ muhafaza eden sesiyle Mouloudji'nin "Comme un petit coquelicot-Küçük bir gelincik gibi" şarkısını söylüyordu.
1953'te Paris'te Saint-Michel'de; Hıfzı Topuz'la eşi Nezihe Topuz'un "Rue Cujas" sokağındaki pansiyonlarında ilk kez dinleyip bayıldığım "Comme un petit coquelicot"...
***
İstanbul'da, içinde villaların sıralandığı çeşitli sitelerin dibindeki, döküntü gecekonduların fiyatları, 400 bin dolara çıkmış...
Kırsal kesimlerin yoksulları, kadastrosuz topraklarda bir gecekondu yapıp, büyük paralar karşılığı yapsatçılara devrederek bir anda zengin olmak için; neden akmasınlar ki İstanbul'a?
***
Kredi kartlarının bankalara ödenemeyen borç toplamı da, 1 milyar YTL'yi aşmış. İcraya düşen binlerce aile, haciz memurlarının kıskaçlarından; vatanı, milleti, devleti, bayrağı ne kadar severlerse sevsinler, bir türlü kurtulamıyorlarmış.
***
3 Ekim'de AB üyeliği için müzakerelerin başlaması beklenirken; bir türlü yeterince açıklanmayan "müzakere çerçeve belgesi"nde, "imtiyazlı ortak" önerisinin de bulunması halinde, Ankara müzakere masasına oturmayacakmış.
Hoş, masaya oturulsa da, müzakere edilecek konuların toplamı 120 bin sayfa tutuyor...
Kim öle, kim kala...
***
Varsın Sağlık Bakanı Recep Akdağ:
- Sade Hakkâri değil, Ağrı, Van, Şırnak, Siirt, Batman gibi illerimiz de uzman hekim açığıyla kıvranıyor; uzman hekim açığı çok büyük, desin...
Avrupa Birliği'ne -sanki, ille de gel bizim üyemiz ol, diye yalvarıyorlarmış gibi- posta koyup, sert çıkmak hoşumuza gitmiyor mu?
***
Koyalım postamızı arkadaşlar; uzman doktorumuz, okulumuz, öğretmenimiz, yeterli sayıda savcımız, yargıcımız yoksa da; onurumuz, gururumuz, haysiyetimiz, şerefimiz var bizim...
Çağ dışı kalsak dahi, onlar yeter bize...
Şimdiye dek yetmedi mi; hakkı yenen saçı bitmedik öksüzlerle yetimlerin, sonradan saçları da bitmedi mi?
Böylesine bir nutuk, kaç siyasetçiyi parti lideri etmedi mi?
***
Bizim June Haimoff, son yazıp bastırdığı İngilizce "Breakfast with Kaptan June" kitabını; Dalyan'daki şenlikler arasında, bir café'ye oturup, kendi de satıyor...
***
Türkiye'nin AB ile olan ilişkileri; Frank J. Gaffney'in Washington Times'ta yazdığı ve Başbakan Tayyip Bey'i, Türkiye'nin "laik Müslüman demokrasisi"ni, "İslamcı faşist" bir yapıya dönüştürmekle suçladığı yazı; kutsal tabularımıza sahip çıkan hamasetçi gösteriler; kimseyi pek ilgilendirmiyor tatil yörelerinde...
***
Bu arada yabancı evlilikler de epey artmada... İngilizce, Almanca, Rusça çıkan gazeteler de; gelişen turizmin ayrı bir göstergesi...
***
June ise, civcivli, tavuklu, horozlu, ördekli sazlar ve uzayıp giden bir dere ortamındaki bahçeli lokantadan sonra; bir de dostu bir İngiliz'in işlettiği çardaklı bir café'ye götürdü bizi...
Bir kıyıda, üstüne koskocaman bir sepetin oturtulduğu, iki tekerlekli bir eski zaman kağnısı; bir kıyıda, bir eski zaman evinden sökülüp getirilmiş, kapısı açık duran bir kapı çerçevesi, yahut pervazı; bir kıyıda tek tek yan yana konmuş, yine eski zamanların saman arabası tekerlekleri...
Sonra masalar, sedirler, renk renk minderler...
İngiliz dost, café'sinin kapalı bir bölümünde çeşit çeşit hediyelik eşya da satmada...
AB ile bir hayli kaynaşmış olduğumuz anlaşılıyor turistik yörelerde...
***
Gündeme baktığımızda da gasp, sahte rakı, cinayet ve trafik canavarı haberleriyle, bin bir üçkâğıtçılık, yolsuzluk, magandalık...
***
Enseyi karartmayın... 21. yüzyıl çoktan bizi de oturtmuş rahlesine...
85 yaşındaki özel bir portre olan June bile, hâlâ sürdürüp gidiyor çevre koruma seferberliğini İztuzu'nda; bir yığın da sevimli köpek besliyor, adını taşıyan sokaktaki rustik evinde...
c.altan@prizma.net.tr
|
|