Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 29 Eylül 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Vakur olmak


Tam üyelik görüşmeleri daha başlamadan AB ile köprüler atılırsa, Türkiye "aday ülke" statüsünde kalır.
Bir süre sonra koşullar değişirse, sadece "aday" olarak yola devam edebilir.
Önüne gene "imtiyazlı ortak" seçeneği konabilir.
Oysa...
3 Ekim'de tam üyelik görüşmeleri başlar, bir mesafe alınır ve o zaman "çömlek patlarsa" durum farklıdır.
Koşullar değiştiğinde Türkiye görüşmelere kaldığı yerden ve "tam üyelik yolunda" devam eder.
O halde...
Ayranlar kabarmasın, alınan bunca yol boşuna olmasın.
Öfke seli, sağduyuyu boğmasın.
3 Ekim virajını Türkiye mutlaka almalıdır. O viraj alındıktan sonra gerekiyorsa, "buraya kadardı" denir.
................
Dün AB Parlamentosu'ndaki oylamada Kıbrıs'ın tanınması, Ermeni soykırımının kabulü gibi duyarlı konularda "eksiler" var ama... Asıl önemli olan "imtiyazlı ortaklık" önergesinin reddi.
Görüşmelerin yol haritasını oluşturacak "Çerçeve Belge"de, "imtiyazlı ortaklık" seçeneğinin yer alma olasılığı artık çok azalmıştır.
Böylece görüşmeler "tam üyelik" hedefine odaklanmış olacak.
Kıbrıs'ın tanınması ve Ermeni soykırımının kabulü -belki- bir formülle "Çerçeve Belge"ye sızabilir ama bunun şekli ne olabilir?
"Tavsiye" ifadesi başka... "Koşul" başka...
Birincisi, yani, "tavsiye," ortamı sertleştirse de "kopma" gibi dramatik bir sonuca uzanmaz.
İkincisini ise, Türkiye'de -AKP dahil- hiçbir iktidar kabul ederek AB ile görüşmelere başlayamaz.
Bunu yapmak hükümetin intiharı olur.
Yeni gelecek hükümetler de böyle bir koşulu benimsemeyi akıllarından geçiremezler.
AKP, her iki konuda da yapabileceğinin son sınırına gelmiştir.
Gerçekten...
Diğer 9 yeni üye ülke ile birlikte Güney Kıbrıs'ı da kapsayan -ve limanları, havaalanlarını da açacağı zaten belli olan- Ek Protokol'ü imzalamıştır.
Yargıya rağmen hükümet katkısıyla Ermeni semineri, hemen hemen tamamı "soykırım" iddialarının içinde ya da teğetinde bulunan isimlerle toplanmıştır.
Başbakan'ın ağzından "Kürt sorunu" söylemi de -ekstradan- dile getirilmiştir.
Bu kadarı bile hükümetin iç politikada sırtına "ateşten gömlek" giymesine yetmiştir.
Daha fazlasını yapamaz.
Hiçbir hükümet de yapamaz.
Çoğunluğu -hâlâ- sağduyulu saflarında oldukları izlenimini veren AB karargâh kurmayları, bunları görüyor olmalılar.
O nedenle, Türkiye'de hiçbir iktidarın "EVET" diyemeyeceği duyarlı iki "tanıma" konusunu -özellikle ikincisini- "koşul" olarak "dayatmak" gibi vahim bir yanlışa düşecekleri sanılmamalı.
.................
Şu aşamadan sonra, Türkiye'nin artık yapabileceği fazla bir şey yok.
"Vakur" tavrı koymak yeterlidir.
Bu da son esneklik marjlarını mayınlayan "tehdit" politikası değildir.
Hele "Kırmızı çizgi" gibi, Kuzey Irak için söylene söylene -ne yazık ki- "aşınmış" ve inandırıcılığını büyük ölçüde kaybetmiş söylemler etkili olmuyor.
.................
Ya 3 Ekim'de güneş, AB'nin kapalı kapısı üzerine doğarsa?..
Kemal Derviş Göcek toplantısında söyledi; "Türkiye AB'nin karar sürecinde yer almayacaksa, B planını hazır tutmalıdır."
Ancak çok sonraları, başka çare kalmazsa, bu formül düşünülmeli.
Köprüleri "tam" atmadan önce, siyasetin altın kuralı hatırlanmalıdır.
"Çözüm görünmüyorsa ertele..."
Türkiye, "bu dosyayı, bir müddet sonra yeniden açmak üzere, süreci -karşılıklı- dondurmayı" önerebilir.
İngiltere, İspanya gibi ülkelerle dahi böyle krizler ve zaman zaman "ara dönemler" yaşandıktan sonra, görüşmeler yeniden kaldığı yerden başlatıldı... Türkiye de, makas değiştirmek yerine önce "yolda mola" verebilir.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Avrupa yol ayırımında
AVRUPA Parlamentosu (AP) Türkiye hakkındaki a...
Çetin ALTAN
Kaptan June'un dünyası ve gündemin iğneli fıçısı...
İçinde hâlâ daha çekicilik tılsımının harelen...
Melih AŞIK
'İnkâr kapısı'
Yazar Elif Şafak, Bilgi Üniversitesi'nde düze...
Fikret BİLA
Avrupa Parlamentosu TBMM garantisi istiyor
Avrupa Parlamentosu (AP), dün Türkiye'yle ilg...
Hasan CEMAL
AB'ye: Tadında bırakın artık!
Avrupa Birliği'ne, özellikle bazı üye ülkeler...
Yılmaz ÇETİNER
Ermeni politikacılar ne istiyor?
Genellikle Ermeni tezine yaklaşan bir kısım T...
Güneri CIVAOĞLU
Vakur olmak
Tam üyelik görüşmeleri daha başlamadan AB ile...
Can DÜNDAR
AB yolunda Kaos
3 Ekim kapıya dayandı işte...
Hurşit GÜNEŞ
Uzanların çimento fabrikalarının satışına dikkat!
Hafta başında Uzan grubuna ait Star televizyo...
Doğan HEPER
Ev sahibi-AKP düşman mı?
'KİRACI da, ev sahibi de benim vatandaşım', a...
Semih İDİZ
Huntington ile El Kaide'nin ektiği tohumlar
Reagan yönetiminin Savunma Bakan Yardımcısı F...
Sami KOHEN
Bu da bağlayıcı değil, ama...
AVRUPA Parlamentosu'nun dün kabul ettiği Türk...
Hasan PULUR
İsmail Cem'in "10 Aralık" gecesi...
ESKİ Dışişleri Bakanı, bir zamanlar kapı yold...
Derya SAZAK
AB şartları
3 Ekim'e doğru AB'nin Türkiye'nin üyeliğini '...
Meral TAMER
Okullarda dersler başladı mı?
Benim çocukluğumda haftada 1 gün tatil vardı....
Yaman TÖRÜNER
Yapılacak ilk reform
Doğu Avrupa ülkeleri AB'ye girer girmez, onla...
Güngör URAS
İç kaynaklar yatırım, üretim yerine borca gidiyor
Önce iki rakam vereyim.
M. Ali BİRAND
Türkiye kapıyı vurmamalı
Avrupa Birliği, belki farkında değil ancak, t...

© 2005 Milliyet