|
AB'ye küsmek, yahut küsmemek...
"Ulus-devlet" modelinin 200 yıldan bu yana dondura geldiği kalıp ve söylemleri çok aşan, değişik bir büyüteçle bakmak kolay değil evrensel değişimlere. O nedenle de kolay değil, "onlar-biz" ayrımından silkinmiş, beyinsel bir kimlikle bakabilmek olaylara...
Kolay değil, çünkü 1905 ile 2005 arasını, 2005 ile 2105 arasını algılayabilip öngörebilmeye dönük bir "merak radarı"; mevcut koşullanmalarla güncel yaşamın iyice menzili dışında...
***
3 Ekim Pazartesi günü, AB üyeliği için başlayacak müzakerelerde, "Müzakere Çerçevesi Belgesi" içine kabul edemeyeceğimiz koşulların konmuş olması nedeniyle, masadan kalkabileceğimiz de ileri sürülmekte...
Ve 2 gün daha yüreğimiz ağzımızda bekleyeceğiz; "Çerçeve Belgesi"ne masadan kalkmamızı gerektirecek koşullar da konmuş olacak mı, olmayacak mı, diye...
***
Değişik bir açıdan bakıldığında, burun da kıvrılabilir bütün olup bitenlerle, bütün olup biteceklere...
Nedenlerine gelince:
1- Türkiye, beklenmedik zikzaklar, savsaklamalar ve geriye dönüşlerden sonra; ancak 2023'te AB üyesi olabilecektir.
***
2- Başbakan Tayyip Bey'in, AB üyeliği için müzakereleri başlatma tarihini alabilmekte dört nala koşturduğu at, büyük prim sağlamıştır kendisine içeride ve dışarıda. Ancak müzakereler başladıktan sonra, çeşitli alanlarda uygulanması gereken koşulların hayata geçirilmesi; aynı primi sağlamak şöyle dursun, zebani ateşlerine doğru tekmelemeye başlayacaktır Tayyip Bey iktidarını.
Pazartesi günü müzakereler başlasa ve bir süre manşetlere taşınsa da; Ankara'nın AB üyeliği yolundaki coşkusu gitgide sönecektir.
***
3- Müzakerelerin başlamasından sonra, Ankara'nın diplomatik alanda eski coşkusunun azalması, ekonomik alandaki globalleşme ihtiyacını azaltmayacaktır. Ve bütün düğüm buradadır. Türkiye'nin, "iyi yaşam" sıtmasıyla sarsılıp duran milyonlarca genç insanını, istikrarlı bir hayata, gelişen bir umuda ve kendi uğraş alanlarında belirli bir kaliteye kavuşturacak parasal kaynak ve kadroları yoktur.
***
4- Türkiye'nin 21. yüzyılın dinamiklerine uygun bir değişime doğru, ister istemez kayması; kurulu düzenin tahtlarında oturanlarla, o tahtlara tırmanma hırsında olanlarda ve o düzenin söylemlerini şuruplaştırmışlarda büyük tepkileri fitilleyecektir.
***
5- Türkiye'deki milyonların "iyi yaşam" özlemleri, evrensel bir piyasadır aynı zamanda... Onların böyle bir yaşama kavuşma sevdaları, yepyeni ekonomik tablolar çıkaracaktır ortaya. Tabii coğrafyanın, siyasi coğrafyaya ağır basmasıyla turizmin geliştiği yörelerde insanların iyi yaşamaya başlaması, "onlar-biz" ayrımını da törpüledikçe törpüleyecek; AB vatandaşlarıyla evlilik yaygınlaşacaktır.
***
6- Böylesi bir gelişim ve değişim, global sermayeye de, yeni yeşil ışıklar yakacak ve evrensel bir kalite billurlaşması baş gösterecektir.
Örneğin, evrensel kalitedeki TV programları, yerelin ötesine taşınacaktır; tıpkı futbol takımlarının maçları gibi...
***
7- Farkına varmadan, eski tabularda bir çürüme olacak; ikide birde "Viyana kapılarına kadar gitmiş olma" babalanmaları, komikleşme ülserine uğrayacaktır. Başka laf söylemesini bilmeyenler de, keselerindeki bir basur sıkıntısının çilesiyle, avuntuyu pişti oynamakta bulacaktır.
***
8- AB üyeliği için müzakerelerde, vites büyütme zamanı gelecek; 10-15 yıla kadar belki de silah alımlarıyla, zorunlu askerlikte; beklenmedik değişimler olacaktır.
***
9- Bugün Hazine'den geçinenlerin itibarı, çıplak hayattan geçinenlerin üstünde... Yavaş yavaş bu denklem değişecek; örneğin, bazı dünya şiirlerini, çizgi filmle görsel hale getiren yaratıcı gençlerin itibarı, genç bürokratlarınkini aşacaktır...
***
10- Türkiye'nin şimdiye dek biriktirdiği sorunlar, ekonominin evrensel potasında eriyip gidecek ve Bitlis'in Yelipis köyünde helikopter taksiler servise girecektir.
***
Trafik polisinin, bir arabanın peşine düşmesinden ürkerek, kamyonetinden inip kaçmaya başlayan bir şoförün dikkati çekmesiyle, açılan kamyonetin kapısı...
Ve yerlere bayat balıklar gibi patır patır dökülmeye başlayan, havasızlıktan bayılmış Pakistanlı, Afganistanlı kaçak göçmenler...
Özellikle İslam ülkelerinin yoksul insanlarını, yerlerinde zenginleştirmek gerekiyor. Yoksa, terörün de her türünü içeren bir belalar salgını, görüyorsunuz nasıl yaygınlaşıyor.
***
Gerçi Türkiye'de göçmen kaçakçılığından, eroin ve silah kaçakçılığına kadar; kaçakçılık trafiği bir hayli yoğun ve AB ile başlayacak müzakereler de, belki sık sık kesintiye uğrayacak ama; sonunda bir değişik kıvılcım çakacak beyinlerde:
- Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu önemli de; biz sürünüp duran ve "Ne iş olsa yaparım abi" diyen insanların hayatı, önemli değil mi, diye...
Ve bu kıvılcım karşısında, üniversite rektörlüğüne kadar yükselmiş hiç kimsecik:
- 140 bin şehit daha verir, Atina'yı da alırız, demeyi getiremeyecek aklına...
***
Aslında hamaset babalanmalarıyla, bütçenin dağılımındaki esrar ve yamukluk; talancılık, yalancılık ve dilencilikle de birleşince; çok pahalıya mal oldu bize...
***
Enseyi karartmayın... 2023'te Türkiye de AB üyesi olacaktır. Nasıl ki Tayyip Bey de 70'ine gelecekse...
O zamana kadar ne mi yapmalı?
Önce artan tatavaları ayıklamaya bakmalı; arkasından da, yürekten sevilen bir uğraş alanında, evrensel bir kalite yaratmaya bakmalı...
Ayakta çiş etmenin, günah sayılıp sayılmayacağını da bir tarafa bırakmalı...
c.altan@prizma.net.tr
|
|