Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 30 Eylül 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Mola seçeneği


Çerçeve Belgesi'nin taslağında yer aldığı iddia edilen ifade, belgeye girerse; AB kurumlarında kabul edilen kararlar hukuken bağlayıcılığına bakılmaksızın müktesabatın parçası haline gelecek.
Düğüm, "Çerçeve Belge" taslağında yer aldığı iddia edilen ve Ankara'nın da değiştirmeye çalıştığı bir cümlede...
"Taslak" elimde olmadığı için iyi kaynaklardan dinlediklerimle "mealen" yansıtıyorum...
"AB kurumlarında kabul edilen kararlar ve tavsiyeler hukuken bağlayıcı olup olmadığına bakılmaksızın MÜKTESEBATIN parçalarıdır."
Resmen doğrulanmamış bu ifade gerçekse, Türkiye'nin tepesinde sallandırılacak bir idam ipi gibidir.
Çünkü... Bakınız neleri kapsıyor...
- AB'nin yayımladığı karşı deklarasyonu.
- Avrupa Parlamentosu'nun önceki gün aldığı kararda yer alan Kıbrıs'ın tanınması, Ermeni soykırımının Türkiye tarafından kabulü gibi önkoşullar...
.................
Oysa...
Türkiye'de bu deklarasyonun ve Avrupa Parlamentosu kararlarının hukuki bağlayıcılığı olmadığı yorumu yapılıyor. Başbakan Erdoğan da, "Bunların hukuki bağlayıcılığı yok, biz yolumuza devam ederiz" demiş bulunuyor.
Fakat... Eğer Çerçeve Belge'de yukarıda yansıttığım ifade yer alırsa, yani, "Hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına bakılmaksızın AB kurumlarınca alınan kararlar ve tavsiye kararları AB MÜKTESEBATI sayılır" satırları önümüze konursa, durum çok değişir.
Çerçeve Belge'de doğrudan "Kıbrıs'ın tanınması, Ermeni soykırımının Türkiye tarafından kabulü" yazılı olmasa bile, bu MÜKTESEBAT tanımı, artık bir pozitif hukuk haline gelmiş olur.
Görüşmeler boyunca Türkiye'nin itiraz edemeyeceği bir hukuk kaynağı olarak önüne konur.
"AB deklarasyonunda, Avrupa Parlamentosu kararlarında, Türkiye'nin imzası yoktur. Türkiye'yi bağlamaz" yolundaki görüşler havada kalır.
..................
3 Ekim savaşları, işte asıl bu "düğümü" çözmek için sürüyor olabilir.
AB'nin Türkiye için "Çerçeve Belge'yi" 3 Ekim sabahına bırakmış olmasında, tartışmaların o duyarlı cümleye odaklanmasını önleyerek bir "son an oldubittisi" yaratmak politikası ihtimalini dikkate almalıyız.
...................
Buna karşılık, 3 Ekim savaşlarının özellikle "imtiyazlı ortak" seçeneğinin Çerçeve Belge'de yer almamasına odaklanmış görüntüsü var.
Zaten böyle bir olasılık, ortadan -neredeyse- kalkmış bulunmakta.
3 Ekim'de Çerçeve Belge açıklanıp içinde "imtiyazlı ortak" seçeneği yer almazsa, hemen "zafer" çığlıkları atılmasın.
Hele "Bakın 'Ermeni soykırımı kabul edilsin ve Kıbrıs tanınsın' ifadeleri, Çerçeve Belge'de yok" gibi laflar da -ihtiyatsızca- söylenmesin.
Çünkü...
Çerçeve Belge'de eğer yazının başında "düğüm" olarak yansıttığım ifade yer alırsa, her iki duyarlı koşul da Çerçeve Belge'nin ve müzakere hukuku olan MÜKTESEBATIN doğrudan değil ama dolaylı parçası haline gelecektir.
Ankara, sanıyorum bunu aşmaya çalışıyor.
Başaramazsa, dün Dışişleri Bakanı Gül'ün de söylediği gibi, "görüşmelerin başlamaması riski" var.
Ben AB'nin böyle bir akılsızlığı sonuna kadar dayatacağını hiç sanmıyorum.
Çünkü...
İyi bilmeliler ki, o önkoşulları, ne bu AKP hükümeti kabul edebilir, kendi grubuna kabul ettirebilir, ne topluma benimsetebilir... Ne de bir başka hükümet.
Bu gerçeğe rağmen AB direnirse, Türkiye'yi kaybetmeyi göze almış demektir.
Böyle bir bunalım 1997 Lüksemburg zirvesinde yaşanmıştı. Türkiye, "Kabul etmiyoruz" demişti.
İki yıl mola verildi.
1999'a gelindiğinde, AB, kendi koyduğu engelleri kaldırmış, Türkiye'yi "tam üyeliği mukadder aday" olarak açıklamıştı.
"Diğer üyelerle tam eşit muamele göreceği" kararını almıştı.
Gerekirse, gene "mola" verilir.
Türkiye ile ilişkilerin tam üyelik ve diğer üyelerle eşit süreçte devamı için AB'de kafalar değişinceye kadar beklenir.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Avrupa bıktırdı artık!
AKP Genel Başkan Yardımcısı Mir Dengir Fırat,...
Çetin ALTAN
AB'ye küsmek, yahut küsmemek...
"Ulus-devlet" modelinin 200 yıldan bu yana do...
Melih AŞIK
İnkâr Kapısı - 2
Amerika'da yaşayan yazar Elif Şafak, Bilgi Ün...
Fikret BİLA
Sağlık Bakanı Akdağ: İnsan nesliyle oynayabilirler
Bilimsel gelişmenin hızı sık sık hukuku gerid...
Hasan CEMAL
Çantada keklik değil!
Avrupa Birliği, 3 Ekim'in eşiğinde ateşle oyn...
Güneri CIVAOĞLU
Mola seçeneği
Çerçeve Belgesi'nin taslağında yer aldığı idd...
Abbas GÜÇLÜ
Öğrenci de borç batağında
Ekonomi, her geçen gün daha iyiye gidiyor ter...
Hurşit GÜNEŞ
Cari açık sorunu nasıl aşılacak?
Türkiye ekonomisinin en önemli sorunu cari iş...
Faik ÖZTRAK
Kamunun borcunun azaltılması ihtiyacı sürüyor
Uluslararası finans kurumlarının yıllık sonba...
Hasan PULUR
"Kapkaç"ın mizahı...
HANİ "Işığı gören geliyor!" diye bir deyim va...
Derya SAZAK
Suç ve ceza
Kocaeli 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararı, ...
Meral TAMER
Zapsu: Her işe maydanoz olabiliyorum
Alman Liseliler Kültür ve Eğitim Vakfı ALKEV'...
Güngör URAS
Belarus AB'ye girmedi (Batmadı!)
Beyaz Rusya (Belarus) Avrupa'nın ortasında, R...
M. Ali BİRAND
Bu koşullar bizi korkutmamalı
Şu sıralarda karalar bağlayanlar çoğalıyor.

© 2005 Milliyet