|
İşte Avrupa bu
AVRUPA konusunda Türkiye bir hayli tecrübeye sahiptir. 1856'da büyük diplomat Sadrazam Âli Paşa Paris Antlaşması'nı imzaladı. Buna göre Osmanlı, "Avrupa devletler hukuku camiasının bir üyesi" oluyordu. Böylece toprak bütünlüğü, iç işlerine karışmama gibi ilkeler Osmanlı için de geçerli olacaktı. Osmanlı da "Islahat Fermanı"nı yayımlıyordu.
Fakat Âli Paşa, vasiyetnamesinde Avrupa'nın kötü niyetinden çok şikâyet eder. Bundan çok zarar gören Osmanlı, aynı zamanda, 1856-1876 yılları arasında yirmi yıllık bir barış ve gelişme dönemini de iyi değerlendirdi.
1856 Rus Savaşı'ndan sonra Abdülhamit zamanındaki 30 yıllık nispi barış döneminde, Avrupa'nın pek çok kötü niyetli siyasetiyle karşılaştık ama eğitim ve ekonomide önemli gelişmeleri de kaydettik.
Sonra, Meclisi Mebusan Reisi Ahmet Rıza Bey, "Avrupa'nın Doğu Siyasetinin Ahlaken İflası" kitabını yazdı... Cumhuriyet, Avrupa'ya karşı verilen Kurtuluş Savaşı ile kuruldu! Bununla birlikte, Avrupa'yı örnek aldı. "Hür Dünya"ya katıldık, NATO'ya, OECD'ye girdik. 1960'tan beri AB yolundayız. Bunlar gelişmemizi hızlandırdı ama aynı zamanda Avrupa ve ABD ile çok kavgalarımız da oldu.
Tarihin verdiği ders: Uysalca boyun eğmek de, öfkelenip defteri kapatmak da yanlış.
* * *
BUGÜN de 3 Ekim'e çeyrek kala işte yine "Avrupa'nın Doğu Siyasetinin Ahlaken İflası"na şahit oluyoruz.
Geçen yıl 17 Aralık'ta attıkları imzanın mürekkebi kurumadan, önümüze yeni engeller koyuyorlar!
Yunanistan ve Rum Yönetimi, AB'ye girerken "Türkiye'yi engellemeyeceğiz" diye yazılı taahhütte bulunmuştu. Ama nelerin olduğu belli!
Aralık 1999'da Avrupa Birliği Ecevit hükümetine resmi mektup göndererek, "Türkiye'nin AB'ye üye olmasıyla Kıbrıs sorunu arasında hiçbir bağlantı kurulmayacak" diye teminat vermişti.
Bırakın bağlantıyı, müzakerelerin yürümesi için "şart" haline getiriyorlar!
Hırvatistan bile bizim sorunumuz haline getirildi!
Evet, "Avrupa'nın Doğu Siyasetinin Ahlaken İflası" ile bilmem kaçıncı defa karşılaşıyoruz!
* * *
FAKAT Avrupa'nın tamamı bu değil ve Türkiye'nin çıkarları da bu sorunlarla sınırlı değil.
İngiltere'nin, Alman hükümetinin, İspanya ve İtalya'nın dostluğunu, vizyonunu görmemek mümkün mü? Böyle, ahde vefa gibi siyasi ahlak ilkelerine önem veren bir Avrupa da var.
The Times gazetesi, Türkiye'ye uygulanan çifte standardı "Şerefsizlik" diye kınıyor! Liberation bunu, "Avrupa'nın son şantajı" diye eleştiriyor!
Siyasi ahlakın yanında, reel politik olarak, Türkiye'nin ve Avrupa'nın birbirine ihtiyacı olduğu gerçeğini görenler de az değil.
The Guardian'ın yazdığı gibi, Avusturya Başbakanı Schüssel şu çağda eski imparatorluk nostaljisini aşamamış! Ama Avrupa'nın 21. yüzyılını seslendiren bir Blair de var...
Tarihin dersi: Uysalca boyun eğmeden ve öfkeye kapılmadan, akıllı, hesaplı davranmak... Abdullah Gül'ün "Görmeden gitmem" sözü de bunu yansıtıyor.
İp koparsa Avrupa da çok zarar görecektir.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|