|
3 Ekim'de büyük resme bakmak!
Evet, ip gergin! Taraflarda endişeli bir bekleyiş havası var. Ankara'da, Brüksel'de, Avrupa Birliği başkentlerinde.
İp kopabilir mi 3 Ekim'de?
Her şeyden önce şu bilinmeli:
Taraflar, ipi ille de koparmak için çaba sarfetmiyorlar. 3 Ekim sürecini kasıtlı olarak sabote etmek gibi bilinçli bir gayret var denemez.
Bu nedenle, 3 Ekim pazartesi akşamı Lüksemburg'da Türkiye'yle müzakerelerin törenle başlamasına kuliste çok daha yakın bir ihtimal gözüyle bakılıyor.
İyi de, o zaman endişe nereden kaynaklanıyor?
Akla tabii Avusturya takılıyor.
Viyana, Türkiye'nin üyeliğine karşı imtiyazlı ortaklık alternatifinin kabul edilmesi için bastırıyor. Bu ise Türkiye'nin kırmızı çizgisi. Yani Avusturya'nın bu isteği kabul görürse, 3 Ekim randevusu suya düşmüş olacak.
Ama bu zayıf bir ihtimal.
Avusturya bunun için imtiyazlı ortaklık değil de, imtiyazlı ortaklık yerine geçebilecek kuvvetli bir tarifin müzakere çerçeve belgesine sokuşturulması için gayret gösteriyor.
Ankara buna da karşı.
Şimdilik Avusturya diplomatik kuliste tek başına kalmış gibi... Ya da İngiliz diplomasisinin Viyana'yı bugün için izole ettiği söylenebilir.
Ama oyun devam ediyor!
İpi geriyor Viyana.
Son ana kadar da ipin ucunu bırakmayacağına dair sinyaller alınıyor. AB içinden bir yetkilinin deyişiyle:
"Avrupa Birliği'nde işler hep böyle yürür. İrili ufaklı krizler ve uzlaşılar. Bazen adama yemeği yedirirler, ama burnundan da getirirler. Tadını alamazsınız layıkıyla... 25 üye ülkenin çıkarları, iç politikaları ve bütün bunların dengesini tutturmak hiç de kolay değil."
Ankara bu yüzden tedirgin.
Müzakere çerçeve belgesinde tam üyelik hedefinin sulandırılmasına, üyeliğin sözcük oyunlarıyla bir başka kalıba dökülmesine haklı olarak karşı çıkıyor.
Tedirginlik yalnız bu konuda değil.
Başka noktalar da var rahatsızlık yaratan:
Güney Kıbrıs'ın tanınması, Türkiye limanlarının Güney Kıbrıs'a açılması, uluslararası kuruluşlarda Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ın üyeliğine karşı veto kartını kullanmaması gibi...
Bu konular diplomatik metinlerde nasıl formüle edilirse, Türkiye'nin kaygıları giderilir? Ya da Avusturya'nın veya Güney Kıbrıs'ın istekleri karşılanır?
Düğüm noktaları buraları.
Diplomatik itiş kakış buralarda kopuyor. Bir sözcüğün yerine bir başkasını koymak, bir cümleyi başka türlü yazmak ya da bir cümlenin, pragrafın yerini değiştirmek diplomatik kulisi ayağa kaldırabiliyor.
Türkiye bu nedenle diyor ki:
"Müzakere çerçeve belgesini görmeden Lüksemburg'a gelmem! Ancak üzerinde uzlaşacağınız belgeyi gördükten sonradır ki, 3 Ekim randevusuna gelip gelmeyeceğime karar vereceğim."
Durum böyle.
Yol kazası ihtimali teorik olarak kağıt üstünde var tabii. Bu yüzden, pazar günü gece yarılarına kadar Avusturya'yı ikna turlarının diplomatik kuliste devam edeceği anlaşılıyor.
Diplomatların işi zor şu günlerde. Yaratıcı olmak zorundalar. 3 Ekim isteniyorsa, başka çareleri yok. Her iki taraf için de geçerli bu.
Dün sabah Dışişleri'nden üst düzeyde bir kaynak şöyle diyordu:
"Geçen gün İspanyollarla konuşuyordum. İspanya'da da AB ile müzakere döneminin eşiğinde muhalefetin sürekli korku yaydığını, iktidarı caydırmak istediğini anlattılar. 'Eğer biz o zaman müzakerelerin başlamasına hayır deseydik, önce Frankoculuk, Frankizm hortlardı İspanya'da. Demokratikleşme süreci sekteye uğrardı. Ekonomik büyüme de, yabancı sermaye girişi de yavaşlardı. Muhalefete kansaydık, siyasal ve ekonomik olarak kaybeden taraf İspanya olurdu. Aman fırsatı kaçırmayın! Ayrıca unutmayın: Müzakereler başladıktan sonra işin artık siyasal değil, teknik yanı ağır basacak' dedi İspanyollar, kendi deneyimlerini aktarırlarken..."
3 Ekim'e kolay gelinmedi!
Bu noktayı en iyi bilenlerin başında Erdoğan - Gül ikilisi yer alıyor. 2002 yılı aralık ayındaki Kopenhag zirvesinden beri ne büyük kavgalar verildi 3 Ekim randevusu uğruna...
Onun içindir ki:
3 Ekim eşiğini geçmek lazım!
Çünkü 3 Ekim'le birlikte, hiç kuşkunuz olmasın, Türkiye'nin önünde yeni bir dönem açılacak. O yüzden, bu gibi tarihsel anlarda, doğru olan tutum büyük resme bakmaktır.
Ayrıntılara kapılmak değil.
İngiltere Başbakanı Blair, dünkü Hürriyet'te çıkan Ertuğrul Özkök'le konuşmasında, "Büyük resim, üyelik kabulü ile ilgili müzakereleri başlatmaktır. İnsanlar kelimeler üzerinde tartışabilir. Benim için bunlar önemli değil. Önemli olan açılış müzakerelerini başlatmaktır. Kritik olan nokta bu" derken haklıdır.
Ancak büyük resme bakmak, yalnız Türkiye için değil, elbette Avrupa Birliği için de geçerlidir.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|