|
 |
|
|
Dünyamızı değiştirenlere teşekkürler
Satır Arası / Deniz Sipahi
Tüm deterjanlar beyaz yıkıyor, tüm kredi kartları avantajlar sunuyor, tüm otomobiller daha güçlü... Ancak farklılaşmayı başaran markaların kimliği hep aynı kalıyor.
Coca Cola hep genç, dinamik ve renkli.
Pepsi, kendisini hep genç ve güncel tutuyor.
Disney, çocukların güvenle teslim edilebileceği bir eğlence dünyası. Volkswagen ve Bosch Alman pasaportlu, yani 'güvenilir ve kaliteli.'
Ferrari, İtalya'nın tüm sevilen özellikleriyle anılıyor, şık ve tasarım harikası.
Türkiye'de de markalaşmak son dönemin en gözde kavramı.
En çok sevilen konumlandırma da 'dünya markası' olmak.
Hem marka olacaksınız, hem de dünya sizi tanıyacak; kolay mı?
Bunun için hem bir vizyon ve bu konuda yatırım yapacak bir iradeye hem de medyaya ihtiyacınız var.
Medya demek...
Gazeteler, televizyonlar, radyolar, internet portalları demek değil sadece...
Reklamcılar, halkla ilişkilerciler, lobiciler de bu sözcüğü daha da anlamlı kılan insanlar... Ancak bütün bu unsurlar bir araya geldiğinde iyi medya ortamından söz etmek mümkün olabiliyor.
Son yıllarda reklamcılarımız gerçekten güzel projeler ortaya koyuyorlar.
Yaratıcı, farklılık yaratan ve dinamik...
Artık herkes biliyor ki; markaya yatırım geleceğe yatırım anlamına geliyor.
Böyle olunca reklamcıların sırtındaki yük daha da artıyor.
Klasik anlamda reklamcılığın farklılaştığı ve daha da farklılaşacağı ortada.
Reklam sektörü daha spesifik gruplara, daha spesifik mecralar aracılığıyla daha özel mesajların ulaştırılacağı bir sektör olmak durumunda.
Mevcut gidiş CRM uygulamalarının giderek daha önemli hale geleceğini gösteriyor. Gelecekte bu reklamcılık anlayışı yeni mecralar, yeni fikirler, yeni konseptlerle farklılaşacak; halkla ilişkiler etkinliklerinin giderek artan önemi reklamcılığı bu kanala doğru itecek.
Global reklam pazarı harcamaları da önümüzdeki dönemde çok farklı bir reklamcılık anlayışını zorlayacak gibi gözüküyor.
2005-2009 döneminde tüm dünyada 5.9'luk ciddi bir büyüme kaydederek 2004 yılında kaydedilen 358 milyar dolardan, 2009 yılında 477 milyara çıkması bekleniyor.
Televizyon reklamlarının, yeni kanalların da etkisiyle bu süre boyunca yüzde 6.4 bir büyüme sergilemesi ve televizyonun en geniş reklam potansiyelini barındırmaya devam ederek 2009'da 186 milyar dolarlık bir hacme ulaşması düşünülüyor.
İnternet reklamcılığı ise 2009'da yüzde 15.8 bileşik yıllık büyüme sonucu 32 milyar dolarlık reklam harcamasına erişerek en hızlı büyüyen reklam aracı olmaya devam edecek gibi gözüküyor.
Türkiye'ye gelince ise dünya ortalamalarının üzerinde bir artış sözkonusu.
Bu da medyanın gelecek on yılın en parlak sektörlerinden biri olduğunu şimdiden kanıtlıyor.
* * *
İzmirli reklamcılar geçtiğimiz akşam bir araya geldiler, bu arada bizleri de unutmadılar.
"Reklamverenler Gecesi"nde, İzmir'de medya sektörüne katkı verenlere ödüller verildi.
Kurumları, insanları hatırlamak güzel bir davranış...
Kimler "reklama erdiler" bu gecede... 111'inci yaşını kutlayan Yeni Asır...
1923 yılında Zeki Özkaner'in kurduğu, halen kardeşi ve oğlu tarafından bugüne getirilen Özkaner Klişe...
78 yıl önce Emin Erdöl tarafından kurulan; Yeni Yol matbaası...
1931'lerden bu yana iletişimin, ticaretin, buluşmanın adresi İzmir Enternasyonal Fuarı...
Reklamda işlevsel ve estetik fotoğrafın İzmir'deki ilk mimarı sayılan Mustafa Kapkın'ın miras olarak bıraktığı Kapkın Fotoğrafçılık...
1950 yılında İzmir'de kurulan ve Türkiye'nin ilk çok ortaklı şirketi olan Çimentaş...
53 yıllık serigrafi ustası Halil Atlas...
İzmir'in en eski reklam müdürlerinden, herkesin enişte olarak tanıdığı Yılmaz Salım...
İşe klişecilikle başlayıp teknolojiye ilk ayak uyduran ve İrfan Klişe'yi bir reprodüksiyon atölyesine dönüştüren İrfan Acar...
Radyonun baş tacı olduğu 60'lı yıllarda, İzmir'de reklamcılık yavaş yavaş gelişirken, kulağa seslenmenin kalıcılığını keşfeden ve ilk reklam spotlarını İzmirlilere duyuran Taç Reklam'ın sahibi Süha Özbağ...
* * *
1963 yılında, mesleğe bilinen deyimiyle tabelacılıkla başlayan, dış mekanlarda ışıklı malzemenin çok dikkat çektiğini keşfederek işini bu yöne kaydıran Mehmet Uçak...
İzmir Reklamcılar Derneği'nin kurucularından, İzmir'deki reklamcıların ağabeyi Mustafa Erdem...
1969 yılında İzmir'de reklamcılık adımlarının yeni yeni atmaya başladığında, gerek reklamı gerekse halkla ilişkileri önemseyen Turyağ'da, halkla ilişkiler ekibini kuran Vasfi Hakman...
1983 yılında özel fuarcılığının ilk örneğini, İzmir TV Video-Müzik Fuarı ile sunan, Reklam Prodüksiyon adlı şirketi ile sektörün örgütlü olmasında önemli çalışmalar üstlenen Tayla Kıyat...
Görsel reklamın İstanbul'da çoktan zirveye çıkmaya başladığı 80'li yıllarda, TRT gibi bir kurumda başlattığı sevdasını, "Bu iş İzmir'de tutmaz" diyenlere inat, İzmir'de kendi şirketini kurarak sürdüren Osman Korkmaz...
Ve son dönemde hayatımıza giren İzmir Life...
* * *
Türkiye değişiyor.
Medyaya daha fazla görev düşüyor.
Reklamcılar da, bizler de daha çok çalışıp, daha fazla yorulacağız.
İzmir'e, Türkiye'ye emek vermiş, hizmet etmiş herkese teşekkür ediyorum.
BİR BAŞKA GÖZLE
Trafik, denetim, eğitim ve ceza
Son yıllarda trafik kazalarında ölüm oranının önemli ölçüde düşmesini sağlayan bir uygulama var. Arabaların ön koltuğunda oturan sürücü ve yolcunun emniyet kemeri takma zorunluluğu. Gerçekten de eskiye oranla çok daha fazla sürücü, aracını emniyet kemeri takarak kullanıyor. Peki ne oldu da sürücüler emniyet kemeri takmaya başladı? Çok sayıda kişinin sabaha karşı 4'te televizyondaki emniyet kemerinin yararları ile ilgili eğitici kısa filmleri izleyip, bunlardan etkilenerek kemer takmaya başladığını sanmıyorum. Ne yazık ki en önemli etken yapılan seri denetimler ve kesilen para cezalarıdır.
* * *
Emniyet kemeri zorunluluğu yalnızca ön koltuklarda oturanlara değil, gelişmiş ülkelerdeki gibi arka koltukları da kapsamalıdır. Daha önemlisi bebek ve çocuklarda yaşa uygun araba koltuklarının kullanımı mutlaka zorunlu hale getirilmeli, boyu 150 cm'nin altındaki çocukların ön koltukta oturmaları yasaklanmalı ve yasağa uymayanlar cezalandırılmalıdır. Bu uygulamanın ikincil bir kazancı da çocukluğunda emniyet kemerine alışan yarının sürücüleri bilinçli olarak bu uygulamanın savunucuları olacaklardır. Her gördüğümde tüylerimi diken diken eden bir manzara da daha çok lüks arabalarda küçük çocuklarını önlerine oturtarak araba kullanan şoförler. Arabaların önden alacakları darbe sonucunda, ki çocukların dikkat dağıtması veya gaza basması sonucu bu olasılık hiç de az değil, açılacak hava yastıkları çocukların ölümüne yol açabilir.
* * *
Eğitim düzeyi düşük, başkalarının haklarına saygı göstermeyen, suç işleyenin değil onu şikayet edenin ayıplandığı toplumlarda düzen sağlamanın yolu uygun yasaklar koymaktan, yasaklara uygulanabilir cezalar öngörmekten ve yasaklara uyulup uyulmadığını denetlemekten geçmektedir.
Önemli bir konu da, toplumda suç işleyenlerin şikayet edilmesini teşvik etmektir. Böylece suç işleyenler kendilerini güvende hissetmeyecek ve suç oranlarında düşüş sağlanabilecektir. Türkiye'de özellikle devlete karşı suç işlemek veya yükümlülüklerini yerine getirmemek bir maharet gibi görülmekte ve bu eylemleri gerçekleştirenler "iş bitirici" olarak nitelendirilmektedir. Yükümlülüklerini zamanında ve tam olarak yerine getirenlerse sıklıkla "enayi" durumuna düşmektedir.
Herkesin yasalara ve başkalarının haklarına saygı duyduğu, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" ve "Bal tutan parmağını yalar" sözlerinin unutulduğu bir Türkiye dileğiyle.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|