|
Şaşkolozun bağı var, üzümü yoksa da yaprağı var...
Bektaşi babasına sormuşlar:
- Baba erenler, AB üyeliği için yarın müzakereler başlayacak mı, başlamayacak mı?
Bektaşi babası:
- Elbet de başlayacak, demiş; enseyi karartmayın...
- Ya başlamazsa?
- At yarışı mafyasından "başlamayacak" iddiasına oynayanlarla, Tayyip Bey'i kıskaca alma hırsındakiler, keyiften dört köşe olacaklar.
- Peki, başlarsa?
- "Viyana'yı tuşa getirdik", "AB hizaya geldi", "Gücümüz kanıtlandı" manşetleri, peş peşe renkli havai fişekler gibi patlayacak...
- Diyelim başlamadı; Başbakan Tayyip Bey bu kez de, "medeniyetler uzlaşması"ndan, "medeniyetler çatışması"na ve AB'ye karşı İslama mı koyacak ağırlığını?
- Olur mu canım; o zaman "kışla" parfümlü laiklerle, kendisine karşı "takiyecilik" suçlamasına yatkın duran Beyaz Saray kalkar ayağa...
- Peki, ne yapacak Tayyip Bey?
- Bizi yolumuzdan kimse döndüremez. AB hatasını anlayıp, müzakerelere başlayıncaya dek; Kopenhag kriterleri yerine, Ankara kriterlerini oturtup; hem ekonomideki, hem de demokrasimizdeki atılımlarımıza devam edeceğiz, diyecek...
- Müzakereler başlarsa ne diyecek?
- Bu, Türkiye'nin zaferidir; bu zaferdeki payımızı halkımız biliyor, diyecek...
- Sonra ne olacak?
- Müzakereler başlamış olacak. Muhalefet, bağımsızlığımızdan büyük ödünler verildiği suçlamalarını yoğunlaştıracak. Yorumcular, vatan aşkıyla, çağdaşlık aşkı arasında kurulmak istenen köprünün yeterince sağlam olup olmadığını tartışacaklar...
- Yahu baba erenler, nasıl biliyorsun bütün bunları?
- Ben bilmeyeyim de, kim bilsin a evladım? Kaç yüz yıldır az mı dinledim, kahve dövücülerinin hık deyicileriyle, havanda su dövenlerin bitmeyen şamatasını?
- Peki, enseyi yine de karartmayalım mı?
- Karartmayın; 21. yüzyılın orkestra şefliği, eskilerinden çok daha değişik müzikler çaldırmaya hazırlanıyor Türkiye'ye... Kuru gürültüler bitecek, evrensel bir yaşam kalitesinin şarkıları başlayacak buralarda da...
***
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün; hoşlanıp hoşlanmayacağını bilemediğimiz bir fıkra:
İki eski arkadaş dertleşiyorlarmış. Bir tanesi:
- Biliyorsun, demiş; benim karım Avrupalı. Uzun yıllar boyunca o da, ben de o kadar mutlu yaşadık ki...
- Sonra ne oldu?
- Sonra mı, ne oldu; birbirimizle karşılaşıp tanıştık...
***
İncili Çavuş:
- Ah ah, diyormuş; keşke şu elektronik postayla diş fırçası da gönderilebilseydi...
- Kime gönderecektin ki o diş fırçasını Çavuş?
- Demincek TV'de izlediğim bir açık oturumda, konuşmacılardan biri hamasetçiliğin kıçını o kadar çok yaladı ki, eve dönerken ağzı kokmasın diye, kendisine gönderecektim onu...
***
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Neden bazı çevrelerde entelektüel düşmanlığı bu kadar keskin?
Hoca:
- Gayet normal, demiş; yarasalar, gece hırsızları ve karanlık sultanları, nefret ederler ışıkla aydınlıktan...
***
İstanbul'un trafik sorunu oldum bittim eleştiri konusu...
Herkes sorup duruyor:
- Ne zaman bitecek bu trafik çilesi?
Hemen verelim yanıtını:
- AB üyesi olduğumuz zaman...
- Ne zaman AB üyesi olacağız, peki?
- İstanbul'da trafik çilesi bittiği zaman...
***
İki domates. yan yana yürüyerek bir caddeden geçerlerken, bir araba ezivermiş domateslerden birini. Arkadaşının ezildiğini gören ikinci domates:
- Neyse ki ölmedi, sadece ketçap oldu, demiş.
Yarın AB üyeliği için müzakereler başlarsa, Avusturya için; başlamazsa da, bilmeyiz kimin için anlatılacak bir fıkra işte...
***
1901'de verilmeye başlanmış olan Nobel ödüllerinin 2'nci 10 yılında, Nobel kimya ödülünü kazanmış ülkelerin listesi:
1911 Fransa.
1912 Fransa.
1913 İsviçre.
1914 ABD.
1915 Almanya.
1916 Verilmedi.
1917 Verilmedi.
1918 Almanya.
1919 Verilmedi.
1920 Almanya.
***
Biz ise her zaman olduğu gibi, o yıllarda da yine vatanı kurtarmaya uğraşıyorduk.
Nobel'i göz mü görür, tehlikedeyken vatan;
Batı'nın zındıkları, övsünler birbirini.
"Sana en büyük ödül, şereftir" dedi atan;
Yen düşmanı yıkasın ayağının kirini.
***
Metin Kumbaroğlu'ndan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Şimdi
Kimine bağ bozumu
Kimine şarap şimdi.
Herkesin şimdisi,
Kendine şimdi.
Sonsuz evrende
Bu devran
Kime şimdi?
c.altan@prizma.net.tr
|
|