Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 04 Ekim 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tecavüzü bilirim

Sarıkız'ın Anıları


Gamze Özçelik'i hayatımda görmedim. O da beni. Ama bu kızın masum olduğuna inanıyorum. Sadece insanları kırmak istemeyen ve bu tür ortamlarda (örneğin bir otel resepsiyonunda) "Hayır, seni yukarı, odama almak istemiyorum" diyemeyecek kadar ılımlı ve cesaretsiz. Böyle yüzsüz adamlar da, bu tür kızların çekingenliklerini gayet iyi kullanacak kadar pervasız. "Artis" serbestliği içinde olsalar da bu tip kızları korkutan, sesler yükseldiğinde yani; "Ah rezil olacağım" durumu. Oysa ne fena... Ne anlamsız... Ve de ne gereksiz. Peki ne yapılıyor? "Etrafa rezil olmadan ısrarcı sevgilinin beş dakikalığına bir kahve içmeye yukarı çıkmasına" izin veriliyor. Nasıl olsa bir yudum içip defolup gidecek. Ama odaya girildiğinde adam gevrek gevrek gidip bir yerlere yayılıyor; "Ah be nasıl da yorulmuşuz!" Aslında geber. Sonra kalkıp odayı inceliyor, "Yav manzarası daha kötüymüş, niye iyisini vermediler sana?" Ardından hiç sormadan mini bara gidilip içki hazırlamalar... İçine büyük ihtimal tahrik edici hap koymalar... Kıza ısrarlar... "İlişkimizi noktaladık, lütfen bir veda kadehi"... Kızdan, bir an önce gitsinler diyerek onu da kabul etmeler... Gerisi malum. Nereden mi biliyorum. Benzerini yaşadım da belki ondan...
Birazdan aktaracağım olay bir köşede, öyle pek kolay anlatılabilir cinsten değil. Şu anda bile sinirlerimi bozacak iğrençlikte. Bakalım nasıl toparlayacağım. Ve bunu ikinci kez itiraf ediyorum. İlki çok eski bir hanım arkadaşımaydı. Olay kahramanı da zaten onun eski kocası, kızının da babası. Kızı ise sizler de tanıyorsunuz; "Annesine dayak atan entelektüel kız" başlıklı yazımdan...
Beni mafyaya satan adam işte bu kızın (artık 36 yaşında) babası. Dilerim bu yazıyı tümü okur.
Efendim sene 1977. Akademinin 4. sınıf gece bölümünü okuyorum. Gündüzleri de Link Ajans'ta (Ali Taran-Murat Vargı) çalışıyorum. Ferhan Şensoy'un yazdığı bir TRT dizisi olan "Sizin Dershane"de de rol alıyorum. Bu arada evimiz Kadıköy'de. Arkadaş grubum da Kalamışlı. Grup içinde Aydın diye biri var ki aslında pek haz etmiyorum ama ayrıldığı eşi yakın bir kız arkadaşım. Ve küçük kızları da aramızda büyüyor (şu anda 36 yaşında olan). Çünkü adam çocuğuna bakmıyor. Anladığınız gibi hayırsızın teki.

O uğursuz gece
O meşum gece Kadıköy'e geçmeyeceğim ve dostum Ayşegül Ünsal'da kalacağım. İki genç hanım karşılıklı laflıyoruz, çay-kahve durumu yani. Telefon çalıyor; Şimdi rahmetli olan Seyhun isimli arkadaşım -ki çok severdim- "Biz karşıya geçiyoruz, seni de alıyoruz, gece kulübüne gideceğiz" diyor. "Peki" diyorum. Çok yorgun olmama rağmen ısrarına dayanamıyorum aslında (Zaten o geceden üç ay sonra da öldü Seyhun). Bir saat sonra Aydın geliyor, "Seyhun ve kızlar bizi bekliyor" diyor. Harbiye'de bir yere gidiyoruz. Bakıyorum benim grup yok. "Şimdi gelirler" diyor Aydın. Cep telefonu henüz icat edilmemiş.
O sırada, işadamı kılıklı, 40-42 yaşlarında, takım elbiseli, esmer, normal kiloda ve tipte bir adam ve yanında iki genç adam -onlar da iri yarı ve 30-35 yaşlarında- masamıza yaklaşıyorlar. Aydın'ın daveti üzerine bizim masaya oturuyorlar (Şimdi, benim böyle durumlardan ne kadar rahatsız olduğumu, tabii ki anlatamam. Bir kere tanımadığım insanlarla gecemi paylaşmaktan nefret ederim, referansı kim olursa olsun).
Maalesef gece akıyor ve ben önümdeki bir kadeh içkiyle oyalanıyorum. Bu arada esas adamımız pek neşeli biri değil hatta ciddi bile sayılabilir. Yani zararsız görünüyor. Yanındakiler zaten biraz geride ve hiç konuşmuyor. Ama bizim Aydın bir bülbül! (Hayır sevgili okurlar böyle detay detay anlatamayacağım, gerildim. Kısa kesiyorum.) Sonuçta, oradan kalkıldı ve "Seyhunların bir yanlış anlaşma sonucu, aslında bizi Maçka Oteli'nin tepe katında beklediği (!)" söylendi. Ve biz üçümüz -adam arabayı kullanıyor, Aydın önde, ben arka koltukta- Maçka'ya doğru yola çıktık. Diğerlerini ayrıldılar sanıyordum meğer arkadaki arabada bizi takip ediyorlarmış.

Koltuk altına itilen silah
Bir ara ani bir frenle durduk. Köşede polisler alkol muayenesi yapıyorlar. Adam döndü, "Silahı sakla" dedi Aydın'a. Ve bir silah burnumun ucundan uçarak koltuk altına itildi. Garip bir telaş oldu arabanın içinde. Garip çünkü hiçbirinin yüzünde en ufak bir korku ifadesi yok! Derken bize dur denilmediği halde polisin önünde duruldu ve hayli samimi konuşuldu. Belli ki polisler adamı tanıyorlar. Bu mola sırasında Aydın apar topar indi ve "Hay Allah sevgilimi alacaktım, siz gidin, ben geliyorum abi" dedi ve taksi çevirdi. Kapıların hızla kilitlenip yeniden hareket ettiğimizde ön sağ koltukta iri yarı gençlerden biri oturuyordu.
Bu adım adım felakete gidişin sonrası hızlı bir polisiye filmi. Kulaklarımda uğuldayan mafya konuşmaları... "Polis"in adamları olduğu... "Patronun" acımasız mafya kimliği... Koltuğun altından çıkan silahlar... Maçka Oteli resepsiyonu... Koluma sıkıca girmiş adam... Bayılmamak için çaba sarf eden bedenim ve içinde uğuldayan "Başıma ne gelirse gelsin bir an önce salimen ve rezil olmadan evime dönmeliyim" düşüncesi... Oda... Yatak... Adamın ısrarı... Gözyaşlarım... Soyunmamak için çabalar... "Seni Aydın böyle anlatmamıştı"lar... Yalvarmalarım... Karnımdaki ameliyat izini, yeni olmuşum gibi göstermeler... Acındırmalar... Adamın oda içindeki kararsız voltaları... Benim kaçarcasına uzaklaşmam... Arkamdan "Aydın'ı görürsen söyle beni bulsun, ben onu bulursam fena olur"lar...
Şu anda tüm bunları size müthiş bir sıkıntıyla anlattım. Yakında çıkacak kitabımda bu olaydan söz etmeseydim belki hiç yazmazdım. Ama artık biliyorsunuz.

Yazara e-mail



CUMARTESİ
"Kuliste komiklik yaparken keşfedildim"
"Eski eşyalarla flört ederdim. Şimdi onları dükkanıma park ettim"
Beyoğlu'nda tasarım "Fabrica"sı
Ödüllü filmlerin küçük yaratıcıları
İzmir'de festival sezonu
En moda En yeni
"30 çocuklu bir baba gibiyim"
Filmekimi başladı
Kartingi yemeğe tercih etti, sıra şampiyonlukta





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Donatella Piatti
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet