|
 |
|
|
Kabuk tarçınlı çayı seçin
Sanki yıllar evvel tattığım, sonra unuttuğum bir şey gibi kokuyor. İleride bir gün çok güzel hatırlanacakmış gibi, "Ne güzel günlerdi, amma mutluyduk" falan dedirtecekmiş gibi kokuyor...
tubaakyol@milliyet.com.tr
Dört gün evden çıkmadım, uyudum, uyandım, oturdum, odadan odaya gittim, mutfağa gidip buzdolabının kapısını açtım, kapattım, televizyon kanalları arasında dolandım, Paris'in kanalizasyon sistemiyle ilgili bir belgesel izledim, Paris'in altında tıpkı Paris gibi bir kanalizasyon kenti olduğunu, tüm caddelerin ve sokakların altında bu kez insanlar için değil ama boklar için caddeler ve yollar olduğunu biliyor muydunuz, oralara insanların girdiğini, her gün o dehlizlerde üç kilometre yol yürüyerek her bir boruyu, her bir çatlağı, her bir akıntıyı kontrol ettiklerini biliyor muydunuz, İstanbul'un kanalizasyon sistemini düşünerek endişelendim, sıkıldım, gazetelere baktım, gazeteleri bir kenara attım, elime bir kitap aldım, sonra başka kitap aldım, yine mutfağa gittim, yine buzdolabına baktım, hadi bari bir şeyler yedim, gardırobu açıp içine baktım, geri döndüm, niye gardırobu açıp içine baktığımı çünkü üşüdüğümü ve üstüme kalın bir şeyler aradığımı hatırladım, tekrar odaya döndüm, üstüme bir kazak giydim, geri geldim, kumandayı bulamadım, gardırobun raflarına bile baktım, bulamadım, kahve içeyim dedim, mutfakta tezgahın üstünde kumandayı buldum, telefon çaldı, kahveyi unuttum, gelenler oldu, Ruffles yedik ve Ruffles'ın bize aynı fiyata yüzde 20 daha fazla kilo aldırmasına söylendik, gelenler gitti, bazı gidenler geri geldi, alt kattakilerin misafiri yanlışlıkla bizim zili çaldı, bir arkadaş Irvine Welsh'in "Porno" kitabını ödünç isteyince aklıma "Trainspotting"i yeniden izlemek geldi, filmin başı aklımda kaldı:
"Geleceğinizi seçin"
"Hayatı seçin. Bir iş seçin. Kariyer seçin. Bir aile seçin. Büyük bir televizyon seçin. Çamaşır makinesi, araba, CD player, elektrikli konserve açacağı seçin. (Elektrikli konserve açacağı nereden alınır peki?) Sağlıklı hayatı seçin. Kolesterolünüzü düşük tutun ve kendinize diş sigortası yaptırın. Arkadaşlarınızı seçin. Hobileriniz için ayrı giysiler ve onlara uyumlu bir çanta seçin. (Önce bir hobi seçin.) Doğru dürüst çatısı olan üç odalı pahalı bir ev kiralayın. Kanepenizde oturun ve televizyonun beyninizi yıkamasına izin verin. Ruhunuzu o salak yarışmalara satın ve bir şeyler tıkının. Geleceğinizi seçin. Hayatı seçin... Neden böyle bir şey yapayım ki? Ben hayatı seçmemeyi seçtim. Ben başka bir şey seçtim."
Mevsim balığı yemeyi seçin
Bense kalan Ruffles'ı da bitirmeyi seçtim. Tıkınırken televizyonun beynimi yıkamasına izin vermeyi seçtim. Uzanmayı seçtim. Hava karardığı halde ışıkları açmayıp, eve ilk gelenin ışığı açmasını beklemeyi seçtim.
Sevgilim işten geldi. Bir sebepten evsiz kalan ve şu sıralar bizde kalan iki arkadaşımız da geldi... Palamut almışlar. Palamut yerini lüfere bırakıyormuş. Şimdi palamut yiyecekmişiz, birkaç gün sonra da lüfer.
Doğru zamanda doğru balığı seçebilmeyi seçin!
Televizyonda açtıkları haber kanalında iki adam gübredeki yıllık fiyat artışından söz ediyor.
Gübredeki yıllık fiyat artışıyla ilgilenmeyi seçin.
Onlar salata malzemesini yıkarken Paris'in lağımlarının, işin büyük bölümünü yer çekiminin halledeceği şekilde planlandığını söylüyorum. Evyenin deliğini gösterip minicik boruların giderek bir oda büyüklüğüne ulaştığını anlatıyorum. İlgilenmiyorlar.
Yarattığımız bunca bok püsürün nereye gittiğini unutmayı seçin.
Kendinize bir koku seçin
Yemekten sonra, üstelik balıkla rakı içerken, "Kabuk tarçınlı çay çok güzel oluyor" dediler. Normal çayı tercih ederim. Kabuk tarçın da almışlar Mısır Çarşısı'ndan.
Normal çayı tercih ederim!
Madem bu kadar ısrar ediyorlar, peki. Üstelik de misafirler ve kabuk tarçınlarını da yanlarında getirmişler. Demliğe, çayın üzerine iki küçük parça kabuk tarçın atıyorum. Çay demlenince... Nasıl güzel kokuyor!
Sanki yıllar evvel tattığım, sonra unuttuğum bir şey gibi kokuyor.
Vay be, bunu bana altı üstü bir koku mu söylüyor? Ben bir kokuyla dağılacak insan mıyım? Bana ne oluyor?
Yoksa Proust yaşamımı mı değiştiriyor?
"Proust ânı"nı seçin
"Proust pastane mamulü hikayesini şöyle anlatır: Anlatıcı bir kış günü öğleden sonra evde oturmaktadır. Nezledir ve geçirdiği kasvetli günün ağırlığı vardır üstünde. Geleceğe ilişkin tek beklentisi ertesi gün geçireceği bir başka kasvetli gündür. Derken, annesi odaya girer ve ıhlamur isteyip istemediğini sorar. Anlatıcı önce annesinin isteğini geri çevirir ama birdenbire, özel bir neden olmaksızın, fikrini değiştirir. Annesi ıhlamurun yanında, küçük, şişman, deniz kabuğuna benzer bir kalıbın içinde pişirilmiş gibi görünen keklerden getirir. Romatizmalı, keyifsiz anlatıcı, kekten bir parça koparıp ıhlamurun içine atar, sonra ıhlamurdan bir yudum alır. İşte tam o anda mucizevi bir şey olur" ("Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir", Alain de Botton).
Mucizevi olan, kekin anlatıcıya, çocukken teyzesinin evinde geçirdiği günleri hatırlatması imiş: "Proust ânı!"
Alain de Botton'a göre "anlatıcı keyiflenmişti çünkü bu kek sayesinde, sıradan olanın kendi yaşamı değil de belleğindeki imge olduğunu fark etmişti."
Annemin kabuk tarçınlı çay yaptığını hatırlamıyorum ben oysa. Bir "Proust ânı"m bile yok. Ama bu çay gelecekte bir gün Proust ânı olacak, bugünleri çok güzel hatırlamama sebep olacak gibi kokuyor.
Beşinci günün sabahı kabuk tarçınlı çay demlemeyi seçtim. Evden çıkmayı seçtim. Hobil olarak yüzmeyi seçtim. Fakat hobi giysimle -mayomla- uyumsuz bir çanta kullanmayı seçtim. Nasılsa beni havuzda gören çantayı görmüyor, beni dışarıda gören de çantanın içini görmüyor. Tabii ki sokak kıyafetimle uyumlu bir çanta kullanmayı seçtim!
Yüzmeyi severim. Ama kontrol ettim, geçen yıl da üye olduğum halde sadece üç kez kapalı havuza gitmişim. Dün gittim, bu sabah da gittim ve yarın da gidersem koca bir yılın faaliyetini üç günde tamamlamış olacağım.
Hatta bir bakmışsınız, lüferi de bizimkilere ben yapmışım!
Ben yine de geleceği seçmemeyi seçeyim. Lüferden pek emin değilim...
***
Önümüz kış. Hava sıcaklığına bağlı seyreden meteorolojik depresyon krizlerinde, tembellikle can sıkıntısı arasında bir yerde Proust'un yaşamınızı değiştirmesine izin vermeyi seçin.
Proust ânını seçin.
Kabuk tarçınlı çay demleyin.
Niye şimdi durduk yerde tabak-çanağı seveyim? Kırıldıklarında da başarıyla acı mı çekeyim?
Alain de Botton'un kitapları, Leo Buscaglia kitapları tadında.
Buscaglia'yı çoğunuz bilmez herhalde. Biz küçükken pek meşhurdu. "Birbirimizi sevelim, birbirimize gülümseyelim, el ele tutuşalım, hayat çok güzel, bakınız güneş, ay, çiçekler, böcekler ne güzel, kuru yapraklar üzerinde yürümek ne güzel" nevi şeyler yazardı.
Tamam, Alain de Botton daha donanımlı, çok daha donanımlı. Ama statünün ne önemi var, mühim olan insanlık; paranın ne önemi var, mühim olan Epikuros falan... Olmuyor!
"Nasıl başarıyla acı çekebiliriz?" ne demek abi? Becerebiliyorsan nasıl acı çekmeyeceğimizi söylesene... Kim acı çekerken, acı çekme mevzuunda başarılı olmayı kafaya takar ki?
Gözlerinizi açınız. Mutfağınızdaki sıradan tabak çanağı seviniz. Çünkü onlar iyi bir ressamın elinde sanat eserine dönüşebilirler. Onlara bir de bu gözle bakınız.
Niye durduk yerde tabak-çanağı seveyim? Kırıldıklarında da başarıyla acı mı çekeyim?
İyi bir arkadaş olmanın sırrı dinlemekten geçiyor. Kendi ilgi duyduğunuz şeyleri anlatmaktan, hele kendinizi anlatmaktan vazgeçin. Sadece dinleyin.
Eğer arkadaşlarımı sürekli dinler, onların anlattıklarıyla ilgilenir, kendi söylemek istediklerimi onları sıkmamak için söylemezsem ben onların iyi arkadaşı olacağım, tamam da... Peki benim iyi arkadaşım kim olacak?
Alain de Botton'u başıma bir felsefe öğretmeni sardı. "Oku" dedi, okuyoruz bakalım. "Statü Endişesi" tamam ama "Felsefenin Tesellisi"nde sıkıldım, "Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir"in sonunda artık neredeyse sinirlenmiştim. Fakat bitirdiğimde gülüyordum,
Son cümle şöyle: "En iyi kitap bile bir kenara atılmayı hak eder." Zira Proust demiş ki "Okuma ruhsal yaşamın eşiğidir. Bizi ona yönlendirir ama onu içine almaz."
Ben ruhumu iyi edenin kabuk tarçınlı çay olduğuna elbette eminim! Yine de kabuk tarçınlı çay sizi kesmezse, bir de Alain de
Botton okumayı deneyin.
|
|
|

|