|
 |
|
|
İşin doğrusu kısa konuşmaktır
Satır Arası / Deniz Sipahi
Geçen hafta Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar dört gün boyunca İzmir'deydi.
Ağar'ın İzmir temaslarıyla ilgili Milliyet'te de, diğer gazete ve televizyonlarda geniş haberler yer aldı.
Ben Ağar'ın ziyaretlerinden yola çıkarak bir başka konuyu bugün ele almak istiyorum.
Ağar, pazartesi akşamı Egeli genç işadamlarının konuğuydu ve kendisine yemekten sonra bir saatlik bir konuşma süresi verilmişti. Ardından da soru cevap kısmına geçilecek ve gece 23.00'te bitecekti.
Ağar; metne sadık kalmadan bir konuşma yaptı.
Kabul etmek gerekir ki; konuşan kim olursa olsun, örneğin bir genel başkanın izleyicinin gözünün içine bakarak konuşmasıyla elindeki kağıda bakarak konuşması arasında büyük fark vardır.
Konuşmacının sesinin tonunu ayarlayabilmesi, salonu dolduranların ruh hallerini izleyerek mesajlarını verebilmesi gerçekten önemlidir.
İşin aslı bu doğal bir yetenektir.
Kimisi topluluk karşısında bir tek kelime bile edemezken, kimisi saatlerce sıkmadan konuşabilir.
O geceye Mehmet Ağar aslında güzel bir başlangıç yaptı.
Kendi yaşam öyküsünden Türkiye'nin gerçeklerine sözü getirip bağladı.
Ağar, babasının bürokrat olmasından dolayı ülkede gezmedik, adım basmadık yer bırakmadıklarını; kendi kariyerinin de Anadolu'da geçtiğini ve Türk insanını çok iyi tanıdığı mesajını verdi.
***
Ama sonrası...
Ağar, tam bir saat kırk beş dakika durmadan konuştu.
Hemen herkes Ağar'ın önündeki notları okumasını beklerken; O konulara ne kadar hakim olduğu görüntüsünü vermek istiyordu.
Gerçeği söylemek gerekirse; kürsüdeki Genel Başkan beklenilenin üzerinde bir performans sergiliyordu ama o geceye özel söylemek istediklerini sona bıraktığı için zaman darlığından o konu başlıklarını sadece birer ikişer cümleyle geçiştirmek zorunda kaldı.
İki saate yakın bir konuşmada salonun tansiyonunu her dakika aynı seviyede tutmak gerçekten zordur.
Nitekim, bir süre sonra dikkat dağılıyor, ister istemez yan tarafta oturan kişilerle konuşmalar başlıyor.
Çok doğal...
Aslında bu hataya sadece siyasetçiler düşmüyor. Gittiğim birçok toplantıda benzer bir fotoğrafla karşı karşıya kalıyorum.
Konuşmacı çoğunlukla önceden özel kalem müdürünün, basın danışmanının ya da bir başka yardımcısının hazırladığı metni okuyor.
Ne bir mimik, ne ses tonunda bir hareketlilik...
Metnin içeriğini de tartışmamız gerekiyor.
Önce bilinen, klasik, ortalama cümleler...
Araya sıkıştırılmış birkaç rakam...
Son paragrafa da o günün önemiyle ilgili yerleştirilen cümleler...
***
Oda başkanlarımız, dernek başkanlarımız, diğer tüm başkanlarımız bu işin profesyonelce yapılması gerektiğini bilmeliler.
Uzun, sıkıcı, hep bilinen konuşmalar medyada yer almayacağı gibi salonu dolduranları da sıkacaktır. Hepimizin vakti kıymetli ve hepimiz yeni şeyler duymak istiyoruz.
Toplantıların başarısı da uzun sürmeleriyle değil, kapıdan çıkarken bizlerde bıraktığı etki kadardır.
Belki Mehmet Ağar'ın konuşmasından yola çıkarak buralara geldim ama DYP Genel Başkanı'na da haksızlık yapmayalım.
Ağar'ın konulara hakimiyeti iyi ama konuşması çok uzundu.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|