Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 04 Ekim 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Burjuva kadınlar çocuk doğurduktan sonra ya kafe açıyor ya da resim sergisi"

"Allak Bullak" sergisi Dirimart'ta devam eden Komet, resmin biçimlerle felsefe yapmak olduğunu söylüyor. Türkiye'de son günlerde art arda resim galerilerinin, müzelerin açılmasından memnun: "Eskiden böyle değildi. Doğru dürüst resim satılmazdı. Şimdi ise burjuva kadınları çocuk doğurduktan sonra ya kafe açıyorlar ya da resim dersi alıp sergi"

ASLI ÇAKIR
aslicak@milliyet.com.tr

Resim yapmanın biçimlerle felsefe yapmak olduğunu düşünüyor Komet. "En önemli şey soru sormak, sorgulamak" diyor. Zaten çocukluktan beri de çok soru sorduğunu söylüyor. "Belki okulda benden daha iyi el becerisi olanlar vardı. Şimdi de var. Mehmet Güleryüz gibi. Buna bileği olmak denir. Benim bileğim yoktur ama bende de eleştirel kafa kuvvetlidir. Tabii zamanında da çok okudum. Babam öğretmendi. Daha 12-13 yaşında Varlık dergisini, klasikleri okuyordum. O yaşta bile acayip heyecan vardı bende. O heyecan çok önemli."
Resimlerini göstermeyi, anlatmayı seviyor. Kitapları açıyor "Aa, bu sergimi görmedin mi?" diye şaşırıyor. "Bak bir de karma sergim var, Teşvikiye'de, onu da gör" diyor. Daha akademiden mezun olurken kimsenin cesaret edemeyeceği modern resimler yaptığından bahsediyor. Nasıl taklit edildiğini anlatıyor. Bunları anlatıp gösterirken üç kere "Fransızcanız yok değil mi?" diye soruyor, ben de artık dayanamayıp "Fransızca bilmediğim için hiç bu kadar üzülmemiştim" diyorum. Bu arada o da kendisine bay Komet denmesine sinir oluyor: "Komet ismini beyden, baydan kurtulalım diye aldık, hâlâ bay Komet diyorlar."
Hani sanatçılar vardır, kafaları biraz karışıktır. Bir anda bambaşka bir şeyler anlatmaya başlarlar. İşte tam Komet. Aniden kalkıyor. Ağaçları, yaprakları gösteriyor. Bir anda yere yatıyor. "Acaba ilkçağlarda insanlar oturmayı bilmediklerinde böyle mi yapıyorlardı?" diyor. Tam konuşurken cebinden bir gözlük çıkarıyor, takacak zannediyorum, bir gözlük daha çıkarıyor. Sonra bir güneş gözlüğü, sonra bir güneş gözlüğü daha... Sonra neden ceket ceplerinde bu kadar gözlük olduğunu anlatıyor, "Evde daha bir sürü var" diyor. Sizin de kafanızı karıştırıyor.

Sergide "gizli şeyler"den de bahsediyorsunuz...
Evet, bazı resimlerde figürlerin ne olduklarını pek göremiyorsunuz. Her zaman neyin ne olduğunu iyi anlamıyorsunuz.

Ya serginin ismi? Allak bullak?
Allak bullak o kadar önemli bir mesele değil. Biraz esprili olsun diye söyledik.

Türkiye'deki sanat konusundaki gelişmeleri nasıl buluyorsunuz? Eskiden sergiye girmeye utanan insanlar artık en azından bir göz atabilecek cesarete sahipler. Nişantaşı'nda adım başı resim galerisi var. Bu arada İstanbul Modern açıldı, Sakıp Sabancı Müzesi var. Hatta "Sanat Akmerkez'de" etkinliğinde Akmerkez'in vitrinlerini bile ünlü sanatçıların eserleri sergileniyor.
Akmerkez'deki o meseleye ben karşıyım. Tüketim toplumunun en merkezi olduğu yerde sergi açar mıyım? Benim eleştirdiğim şeylerin sembollerinden biri orası.

"40 yaşına dek aç kaldım"
Hiç mi vitrine çıkmadı resimleriniz?
1994 yılında, Nişantaşı Güzelleştirme Derneği telefon ediyor, 20 tanınmış Türk sanatçısından resimler alıp vitrinlerde sergileyecekmiş. "Ne vereyim?" dedim. "İmzanız olsun da ne olursa olsun" dediler. Marka istiyor yani, anlatabiliyor muyum? Gittim bir tabelacıya. Komet yazdık tabelaya, o tabelayı imzalayıp verdim.

Sergilerin, müzelerin çoğalmasına ne diyorsunuz peki? İnsanlar belki İstanbul Modern'in lokantasına gidiyor ama iki de Fikret Mualla görüyor bir yandan.
Açılsınlar, güzel işte. Hem yesinler hem de sanat görsünler. Burjuva kadınları bilhassa da çocuk doğurduktan sonra ya kafe açıyorlar ya da resim dersi alıp sergi açıyorlar. Olsun, ne güzel. Çok meraklılar. Eskiden böyle değildi, doğru dürüst resim falan satılmazdı. Bunun acısını biz çektik. 40 yaşına kadar aç kaldık. Şimdi gençler zannediyorlar ki Avrupa'ya bir gidecekler, resimleri hemen satılacak. Yok böyle bir şey.

40 yaşına kadar aç kaldık diyorsunuz ama sizin gençken de resimleriniz satılmıyor muydu?
O zaman resim verip ayakkabı alırdık. Dişçiye resim verirdik, dişimizi yaptırırdık.

Şarap karşılığında da...
Tabii tabii. Bir gün şöyle oldu: Bir arkadaşım "Bu resmini çok sevdim, kaça veriyorsun?" dedi. Ayakkabımı kaldırdım, delik altı. "Ayakkabı istiyorum ama Türkiye'nin en güzel ayakkabısını" dedim. Verdim resmi, gittik ayakkabıyı aldık. Ressamlar malzeme karşılığında da resim verir. Biz de verirdik. Zaten ben Paris'e burslu olarak okumaya gittiğim zaman orada da söylüyorlardı, yüzde 1 belki işçi çocuğu vardı. Bu işe öyle fakir bir halde gönül verilmez. Ama gençken, artistsin ya, "Sanatçıyım ben" diye dolaşıyorsun ortalıkta. Memur olup, emekli olmak da vardı. Şimdi bile 3-5 ay sonra kiralarımı nasıl ödeyeceğim belli değil. Pek bir şey değişmiyor yani.

Değişmiyor olur mu canım? Herhalde artık iyi para kazanıyorsunuzdur.
Değişiyor tabii. İstediğin gibi yemeğini yiyorsun, içkini içiyorsun, istediğin gömleği alıyorsun. Yine de benim çok bir şeyim yok, zaten sahip olmaya da karşıyım. Belki 20-30 çift ayakkabım vardır, 10 bini aşkın kitabım vardır, bir o kadar film görmüşümdür. O kadar.

"Hayatımız içkiyle geçti tabii"
Garip gelmiyor mu bu satış meselesi? Bir şeyler düşünüyorsunuz, bunları tuvale aktarıyorsunuz, sonra birisi bunlara para veriyor.
Garip gelmez olur mu ya. Hele ilk zamanlarda. Gençken, baktım artık babamdan para gelmiyor. Ben resimlerimi satmaya başladım. Bir baktım, benim resmim artık bir bardağa, bir pantolona dönüşmüş. Yemek yerken resmimin şurasını yiyorum diye düşünüyorum. Zamanla insan alışıyor ama hâlâ bazen düşünüyorum, kafanda, kendi elinle yaptığın şey paraya dönüşüyor. Ben artık kendim resim satmıyorum. İnsanlarla para konuşmak istemiyorum. Galerilere veriyorum, galeriler hallediyor.

Ressamlar, sanatçılar yemeğe, içkiye de düşkün olurlar. Sizin de böyle zevkleriniz var mı?
Hayatımız içkiyle geçti, tabii yani. Çok içtik.

Şu resmimi vermem, satmam dediğiniz oluyor mu?
Öyle hissetsem bile olmaz. Ondan para kazanıyorum. Zamanında manşet yapmışlardı şu sözümü: "Benim Komet alacak kadar param yok."

"Herkes dinlenmek için resim yapıyor, ben maç seyrediyorum"

Geçenlerde sizi Fenerbahçe'nin maçını hararetli bir şekilde izlerken görmüşler. Tam da PSV Eindhoven galibiyetinin ardından size sorayım, ne kadar fanatik bir Fenerbahçe taraftarısınız?
Çocukken herkes gibi ben de bir kulüp tutuyordum. Ama sonra uzun yıllar bunlardan uzak kaldım. 1987-88'den sonra her yaz Türkiye'ye gelmeye başladım. Büyükada'ya falan gidiyordum. Orada Fenerbahçeli çok. Esnaf da beni seviyor. "Abi, sen hangi takımı tutuyorsun?" dediler, "Fenerbahçeliyim" dedim. "Zaten sen başka türlü olamazsın" dediler. O kadar çok maç veriliyor ki televizyonda. Benim de hoşuma gidiyor seyretmek. Adadaki çocuklar ara sıra beni maçlara da götürdüler. Benim de hoşuma gitti, yemyeşil saha, insanlar koşuyorlar falan. Ben de artık hep seyrediyorum televizyondan. Bu beni dinlendiriyor, diğer şeylerden uzaklaştırıyor, rahatlatıyor. Çünkü diğer insanlara başka bir şey düşünmesinler, rahatlasınlar diye resim yapmayı tavsiye ederler. Ama ben resim yaparken felsefe yaptığım için benim için dinlenme olmuyor tabii. Bizim asıl işimiz bu.

Fenerbahçe'nin son durumu, PSV Eindhoven'la olan maç hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fenerbahçe isterse yenilsin ama güzel oynasın. Son günlerde gerçekten güzel oynamaya başladı. O maçta da ilk dakikalarda bacakları titredi, normal oyunlarını oynayamadılar ama sonra açıldılar, zaten karşı taraf 10 kişi kaldı falan. Benim için önemli olan iyi oyun seyretmek. Güzel bir bilardo maçı gibi...

"2 bin 500 resmim var dünyanın çeşitli yerlerinde. Hepsini nasıl takip edeyim?"

Sizin evde kaç resim var?
Benim kendi resmim hiç yok işte ama genç sanatçılardan, arkadaşlardan almışımdır, öyle bir koleksiyonum var. Paris'te ve burada toplamda birkaç yüz tane, 300 tane falan vardır.

Burhan Uygur çat kapı resmini görmeye gidermiş, alanı takip edermiş. Siz de resminizi kim aldı merak eder misiniz? Son hali ne bilmek ister misiniz?
Şimdi galeriler sattığı için her zaman soramıyorsunuz kim aldı, nereye götürdü diye. Zaten 2 bin-2 bin 500 resmim var dünyanın çeşitli yerlerinde, nasıl takip edeyim?

"Şiir kitabım hemen hemen hazır"

Şiir yazmaya devam ediyorsunuz değil mi? Bir kitap projesi var mı yakında?
Devamlı yazıyorum şiir. Bir şiir kitabı olacak yakında. Hemen hemen hazır. Aşağı yukarı 1500 şiirden 200-300 tane seçildi, 1960-2005 arasındaki şiirlerimden.

Bir Paris'te, bir İstanbul'dasınız. Daha çok nerelisiniz? Neden sadece İstanbul'da yaşamıyorsunuz?
Son zamanlarda durum yarı yarıya. İstanbul o kadar kaotik ki, Paris daha düzenli oluyor. Bir de orada kültürel etkinlikleri takip ediyorum.



PAZAR
"Selvi Boylum Al Yazmalım" 28 yıl sonra tiyatro sahnesinde
"Değişimini görmek beni çok şaşırttı"
"Burjuva kadınlar çocuk doğurduktan sonra ya kafe açıyor ya da resim sergisi"
Neden istemiyorlar?
Gerçek bir başarı hikayesi
Ordu gibi şahit modası
İftara nereye gideceğiz?
"Yemek yapmak sekse benzer"
Zamanın durduğu yer: Adatepe
Hitch korkmayın!
Nuh, Dino'nun beşiğini sallar iken...
Yarına ne kaldı?
Burç içinde burçlar
Venedik'te ziyafet
Çok yönlü gazeteci: Murat Bardakçı
Baharat yolu
Sen sus, üstün başın konuşsun
Yaz sonundan altı kitap
Şarap dolapta yıllanır





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet