Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 04 Ekim 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Lütfen samimi olalım

Türkiye geçen hafta 3 fahiş hakem hatası yaşadı. Önce Tromso'nun net bir ofsayttan bulduğu sayı, ardından U17'lerin net bir faulle son dakikada kaybettikleri maç ve nihayet Konya'da yaşananlar. En çok üzerinde durulan oldu. Kuşkusuz sahadaki 20 bin kişinin hemen hiçbirisinin kaçırmadığını, sadece Türkalp, Gemici ve Arzuman hakem üçlüsünün kaçırmış olmasından. O golü bir görme engelli bile iptal ederdi. Sahadaki tepki o kadar net, senkronize ve büyüktü ki, sadece bu yüzden hemen hatadan uyanmak mümkündü. Üç hakemin birden kaleci Özden'in derin bir darbeye bağlı olduğu şüphesiz düşüşünü görmemeleri olanaksızdı. Bunun Anelka'nın müdahelesiyle olduğunu anlamamak nasıl olur? Bunun için fizik ya da futbol bilmeye, hakem olmaya ihtiyaç yok. Üstüne üstlük Anelka dahil hiçbir Fenerbahçeli'nin sevinmemiş olmasından nasıl kuşkulanmazlar? Bu hiç kuşkusuz son yıllarda görülmüş en inanılmaz hakem yanlışı. Hem herkesin açıkça görebilecek kadar net olmasından, hem de hiçbir oyuncunun hakemi aldatmaya çalışmamasından. Ama en inanılmazı oldu 'hakem kendisini aldattı'. Ve işte bu garabet isyanı başlattı.

Adalet istenmiyor
Bu acayiplik bir Fenerbahçe efsanesini mesleği bırakma noktasına kadar getirdi. Konuştuğum hiçbir Fenerbahçeli'nin içi rahat değil. Çünkü hata apaçık. Ama dürüst olalım, isyan edenlerin samimi olduklarına inanmak güç. Çünkü çok iyi biliyoruz ki aslında adalet istenmiyor. İstenen, terazinin kendi tarafının ağır basması. Zira onlar da benzer yolculuklara çıktıklarında diğerleri isyan ediyordu. Bu ülkenin futbolu 3 büyüklerin arzularına hizmet ediyor. Bir zaman geliyor birinin, bir başka zaman diğerinin tarafından daha çok yontuluyor futbol. Ve aslında herkes bir Aziz Yıldırım istiyor, Canaydın değil. Fenerbahçe de zamanında kendi Canaydın'ı, Hasan Özaydın'ı kovmaktan beter etmişti 'Ali Şen başkan Fenerbahçe şampiyon' nidalarıyla. Şimdi Galatasaraylı da Canaydın'ı gitsin Aziz Yıldırım gelsin istiyor. "Kardeşim zamanında Cem Uzan gelecekti" demeyen ortalama Galatasaraylı tanıyor musunuz? Ya da "Sinan Engin gelir dertler biter" demeyen ortalama bir Beşiktaşlı.

Herkese Aziz Yıldırım
Hadi gelin samimi olalım. Aslında kimse adalet istemiyor. İstenen herkese bir Aziz Yıldırım sadece. Elini masaya vuran ve er ya da geç istediğini alan bir imparator. İşte bu yüzden bu yıl değilse 2 yıl sonra işleri yoluna koyup şampiyonluğa ulaşacak olan ağır abiler isyanda. Gerçekten ezilenlerin sesi duyulmuyor. Haksızlığa uğrayan Beşiktaş ya da Galatasaray değil. Onlar sadece sabırsızca sıralarını bekliyor. Haksızlığa uğrayan son 5 yılda şampiyonlukları açıkça ellerinden alınan Gençler ve Antep aslında. Hiç seslerini duydunuz mu?
Geçen hafta Türkiye 3 fahiş hakem hatası yaşadı. Bu ülke için en önemsiz olanının en çok ses getirmesi anlatıyor durumu aslında. Çünkü isyan edenler dışarıda hata olsa da adalet olduğunu biliyor. Buradaki en ufak hatayı bile meyvesi olduğumuz adaletsizliğe bağlıyoruz. Çünkü hepimiz biliyoruz ne büyük bir çamurda boğuştuğumuzu. Aslında şüphelerimizin sebebi kendi başarılarımızdır.

Türkalp golü kime yazdı?

Bulunduğu noktadan Anelka'nın topa kafayla vurduğunu görmesi için çok ağır astiğmat olması gerekir. Hadi o astiğmat, yardımcı hakemin görmesi şart. Görmemesine yol açacak bir hastalık yok. Sarhoş olması lazım. Çünkü Anelka'nın kafası topa 1 metreden yakına gelmiyor. Bu durum ortadayken gol kararı verildiyse raporlarına golün sahibi olarak kimi yazdılar? Özden'i mi?

Size nasıl güvenelim

Anelka maçtan sonra 'Faul yapmak niyetim yoktu, çıktım gol oldu' diyor. Daum ise bulunduğu açıdan bir faul ya da elle oynama görmediğini. Adalet tiratları atmayı pek seven yöneticilerden de ses yok. Peki bu kadar açık bir olay üzerine susanların, kapalı kapılar hakkında olanlar hakkında konuştuklarına nasıl güveneceğiz? PSV maçıyla ülke çapında sempati kazanan Fenerbahçe, daha büyük bir şansı elinin tersiyle itti. Çıkıp "Evet maaleef büyük bir hata galibiyetimize yol açtı. Sevinemiyoruz" diyebilselerdi. En azından Aykut Kocaman için. Bunu yapmadılar ve haklarını kaybettiler. Artık hiçbiri hiçbir hakem ve karar hakkında konuşamaz. Ya da bir ihtimal var. Bir basın toplantısı yaparlar ve maçın tekrarını isterler. Yapabilirler mi sizce!

Konya'da dünya varmış

İstanbul'dan gelen herkes aynı şeyi söylüyordu. Hemen bütün basın. Eğer bu gol Türkiye'nin herhangi başka bir yerinde atılmış olsa (Bir de Denizli dışında) böyle elimizi kolumuzu sallayarak çıkamazdık stattan. Bir küfür duyulmadı. En ufak bir saldırı olmadı. Deplasmancının yenildiği maçlarda bile saldırıya uğradığımız (İstanbul dahil) onca şehrin yanında bir cennetti Konya. Muhteşemlerdi. Çok fazlasını ve Aykut Kocaman'ı hak ediyorlar.

Hiç ağlama Nuri

Nuri'nin o büyük maçın sonunda hıçkırıklarla ağlayarak konuşması hepimizi darmadağan etti. Bu büyük yetenek, nasıl bir takım oyuncusu olduğunu "Bu takımın 11 oyuncusu da 2012'de Avrupa Şampiyonluğu'nu kazanacak" diyerek haykırıyordu. Çok üzülmüştü. Bir futbol devine yenildikleri için. Haklı üzülmekte. O ve arkadaşları bir maç kaybetti. Ama teselli olacaksa kaybettikleri sıradan değildir. Brezilya'nın ne olduğunu anlamak için, Ronaldo'lara, Kaka'lara, Ronaldinho'lara bakmak da gerekmez. Süper Lig'e baktığınızda bile görürsünüz gücü. Hadi bir takım yapalım. Sadece bir 11. Sizce kaçıncı olurlar?

Gökdeniz ve Deniz'de boğulmak

Bir federasyon daha tükendi. Adaletin kılıcını vuramamaktan. Kendilerini tükettiler. Deniz Barış'ın anayasal hakkını engellediler. Çalışma hakkını. Gençlerbirliği ile ne bir sözleşme ne de protokol yokken sadece noterde imzalanmış bir sözleşme taahhüdü nedeniyle Deniz'in anayasal hakkını engellediler. Deniz bu taahhütte 'Gençler'e sözleşme imzalamadığı taktirde 1 milyon dolar ödeyeceğini' taahhüt ediyordu. Gitti Fenerbahçe'ye imza attı. Yani sadece Gençler'e borcu var. Bir çalışanın borcu nasıl tahsil edilir? Gelirlerinin 5'te 1'ine haciz konarak. Yani Deniz'e de bu yapılmalı. Ama ne yapılıyor? En doğal anayasal hakkı, çalışma hakkı engelleniyor. Ya Gökdeniz olayı? '3 ayla yırtacaksın' denerek Amerikan usülü anlaşılıyor Gökdeniz'le. O da itiraf ediyor güvenerek. Ceza 10 ay.
Ve daha acayibi Deniz'e, Şampiyonlar Ligi'nde oynama izni veriliyor. Sonra apar topar iptal ediliyor izin. Gökdeniz ise deliller eldeyken 2 milli maç oynuyor. "Türkiye Ligi'nde oynayamazsın, ama Türkiye'yi temsil edebilirsin" deniyor. İşte böyle bitti bu ülkede futbol.

mdemirkol@milliyet.com.tr





SPOR
Nerede bu federasyon!
Kartal'da Keskin veda
Fener 'el'e uymuyor
Bir elin nesi var!
Filesiz voleybol!
'Mondi hatalı değil miydi?'
'Yeter ki şans olsun'
Doping savaşçıları
Türk sporu bitmedi
Gönüllerin şampiyonu
'Halk için varım'
Yaşayan efsane
GETAFE
Protest Lig
Haber turu...
Lütfen samimi olalım
Hamza ve Nuri
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Lütfen samimi olalım
Türkiye geçen hafta 3 fahiş hakem hatası yaşa...
Ercan GÜVEN
Hamza ve Nuri
Bugün Fatih Terim'in, U17 yıldızı Nuri Şahin'...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet