Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 04 Ekim 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Buruk ama hayırlı bir başlangıç


Lüksemburg'dan dün nihayet çıkan karar elbette ki ideal karar değil. Türkiye'nin tercihi tabii ki, Kıbrıs'a gönderme yapan kimi maddelerin Müzakere Çerçeve Belgesi'ne girmemesiydi. Ancak, sonuçta 25 ülkeyle müzakere ediyorsunuz. Bunlardan biri de, zamanında yürütülen yanlış politikalar nedeniyle "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tek başına AB üyesi olmasına olanak sağlanan Kıbrıs Rum Kesimi.

Başı Fransa çekiyor
Bu arada, Türkiye'yi AB'de görmek istemeyen, ancak bunu açıkça söyleyemeyen bir grup üye ülke de söz konusu. Bunların başını tabii ki Fransa çekiyor. Bu üyeler Türkiye'yi bloke etmesi için perde arkasından Avusturya'yı teşvik ettiler. Yoksa, stratejik ölçekte bu kadar önemsiz olan bir ülke diğer 24 üyeye bu kadar kafa tutamazdı.

Ankara sağlam durdu
Belli ki bu üyeler Avusturya'nın Türkiye'yi bir noktada bezdireceğini hesaplıyorlardı. Beklentileri, masadan kalkan tarafın Türk tarafı olmasıydı. Ancak Ankara sağlam durdu. "İmtiyazlı ortaklık" kavramının Müzakere Çerçeve Belgesi'ne herhangi bir şekilde girmesi halinde masadan kalkacağını söyledi.
AB üyeleri arasında da bunun böyle olduğuna inananlar vardı. Özellikle İngiltere'nin tutumu takdire şayandır. İngilizler kendi çıkarları söz konusu değilse başkaları için kesinlikle tehlikeye atılmazlar. Demek ki Türkiye'nin AB perspektifi İngiltere açısından "olmazsa olmaz" niteliğini taşıyor.

Ve Washington devrede
Washington'un da devreye girmesiyle Avusturya'nın direnci kırılmaya başlandı. Bu sefer sorun Avusturya'ya onurlu bir çıkış yolu sağlamaktı. Yoksa masadan eli tümüyle boş kalkacaktı. Viyana'yı tatmin etmek için istenen fırsatı da AB'nin Hırvatistan ile müzakerelere başlama kararı sağladı. Avusturya'nın esas istediği de zaten buydu.
Sonuç itibariyle Türkiye, AB ile tam üyelik müzakerelerine başlıyor. Ancak bunun bayram havası içinde olmadığı da ortada. Bu tarihi adım ne yazık ki buruk bir atmosferde atılıyor. Müzakere sürecinin ise son derece zorlu geçeceği de kesin.
Özellikle Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyesi olarak sağladığı avantajı sonuna kadar Türkiye'ye karşı kullanacağı anlaşılıyor. Başka bir ifadeyle bu son iki gündür yaşanan krizi ileride başka şekillerde yaşayacağız.

Kayıpla çıkan ülke yok
Ancak Türkiye'nin yine de bastırarak bu yolda ilerlemekten başka bir çaresi yok. AB perspektifi Türkiye'nin ekonomik ve sosyal kalkınmasının bir önkoşulu. İster beğenin, ister beğenmeyin, ama bunu böyle yapan bir dizi nesnel faktör var. Kaldı ki, AB yoluna girip de kayıpla çıkan ülke yok.
Ama bu süreçte Türkiye'nin tam bir değişimden geçmek zorunda kalacağı da malum. Bu değişim süreci ise bizde birçok kişi tarafından Türkiye açısından "kayıp" olarak değerlendirilecek. İrlanda, o günkü ismiyle, Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üyelik için hazırlanırken buna en çok karşı çıkan, "Üyelik bizi mahveder; dinimiz, kimliğimiz elden gider" diye yaygara koparan Katolik kilisesiydi.

İrlanda örneği
Aslında korktukları oldu da. Kilisenin toplum üzerindeki sultası zaman içinde kalktı. Fakat bugün hiç kimse İrlanda için "kayıp" veya "kimliksiz ülke" diyemez. 1970'li yıllarda Avrupa'nın en fakir ülkesi olmasına karşın, İrlanda bugün AET ve AB sayesinde Avrupa'nın en zengin ülkesi haline gelmiştir.
Türkiye de zaten bu yola girdiyse bu amaçla girdi. Bizi AB'de istemeyenlerin temel korkusu da bu. Zengin, güçlü ve stratejik önemi olan bir ülkenin kendilerini nasıl gölgeleyeceğini çok iyi biliyorlar. Özetle, bu işi başarmamızdan korkuyorlar.

semihi@cnnturk.com.tr








Taha AKYOL
Bir virajı daha aldık
TÜRKİYE her adım attığında yeni bir engelle k...
Melih AŞIK
Tiyatro Lüksemburg
Ajanslardan Yunanistan Dışişleri Bakanı Moliv...
Fikret BİLA
Baykal-Gül görüşmesi
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, akşam saatleri...
Hasan CEMAL
Tarihi yürüyüşe devam!
Evet, Türkiye yüzü Batı'ya dönük tarihi yürüy...
Güneri CIVAOĞLU
Yıldızlara yürümek...
Gül ve Babacan'ı Lüksemburg'a taşıyan uçağın ...
Can DÜNDAR
Melike'yi de sindirememişlerdi
Dün Lüksemburg'da Türkiye, 2 yıl önce Viyana'...
Abbas GÜÇLÜ
Özel üniversite tartışması
Özel üniversite tartışmasına, Milli Eğitim Ba...
Hurşit GÜNEŞ
Sanayi üretimindeki büyüme yavaşlıyor
Şu anda hemen herkes dikkatini AB ile tam üye...
Semih İDİZ
Buruk ama hayırlı bir başlangıç
Lüksemburg'dan dün nihayet çıkan karar elbett...
Sami KOHEN
Sindirme zorluğu!
Aman, ne gergin 36 saatti!.. Yalnız bizler de...
Derya SAZAK
3 Ekim dönemeci
Lüksemburg'da gün boyu devam eden pazarlıklar...
Meral TAMER
Başbakan'a AB için teşekkür borcumuz var
3 Ekim saat 15.20. AB'den ne karar çıkacak di...
Güngör URAS
Dik durmayı bilelim
Müzakerelere başlama pazarlığı güç oldu, uzun...
Serpil YILMAZ
ABD'deki Türk patron yatırıma gelmiyor
Tıptan finansman alanına kadar Amerika'da ün ...
M. Ali BİRAND
Hayatımın en güzel gününü yaşadım... Atam, ruhun şad olsun...
1963 yılında 21 yaşında genç bir muhabirdim....

© 2005 Milliyet