|
 |
|
|
Kitabımı almazsanız ölümü öpün!
Sarıkız'ın Anıları
Emin olun, piyasaya ilk "eserini" çıkaran her insanın içinden geçip de söyleyemediği tek laf budur. Bunun dışında yazılanların, dile gelenlerin tümü, kasıntılık veya yalvarma durumuna düşmemek içindir. Sevgili okurlar "bu kitap işini" sonunda ben de yapmış bulunuyorum. "Sen de kimsin?" diyenler için kısa ve tuhaf bir biyografi:
Hep aşk evliliği!
Geçtiğimiz yüzyılda doğdum... Hayli değişik bir çocukluk geçirdim... Hocanın anlatacağı dersi çalışıp gittim okullarıma... Defterinin arasına ot konulan ve hemen akabinde fotomodel olan ender kızlardan biriyim... Eline yüzüne bakılırlığın hiçbir avantajını kullanmayan yine ender kızlardan biri olduğum gibi... Hep aşk yüzünden evlendim. Kimi güzel tango yapıyor, kimi çirkin ama entelektüel diye... Ha bir de, altı ay saçımı okşadı diye evlenmişliğim var! Yaptığım hiçbir iş birbirine benzemez görünse de tek ortak noktaları -grafikerlik hariç- hepsinin eğitimini almadığım konulardan olması. Yani "içimdeki bir şeyleri" keşfederek yola çıktım. (Mesela iddia ediyorum, en iyi terzilerle yarışacak kadar makas-kumaş yeteneğim vardır. Kucağıma bir dokuma koyun ve üç dakika gözlerimi yummama izin verin. Her modeli, dilediğiniz bedende biçerim, patronsuz, ölçüsüz ve sadece 15 dakikada.)
Gerçek hayat hikayesi
Son yolum ise "bir kitap"a doğru. Yıllardır okuduğunuz Sarıkız yazılarından yola çıkarak, içinde yeni kaleme aldığım bölümlerin de olduğu gerçek bir hayat hikayesi yazdım. Hiçbir şeyi saklamadan ve kolay okunabilecek bir dille. Siz bunları okurken o piyasada olacak.
Nasıl kitap yazılır?
Önce bir gazetenin eklerinde bir köşe bulunur ve saydam bir benlikle yazmaya koyulunur. Aradan altı ay geçmemiştir ki, Yıldıran Bozkurt diye bir adam peşinize düşer, "Bunları kitap yapalım. Hayat hikayenizi de yazın" diye. Siz de telefonda dersiniz ki, "Beyefendi, ben henüz biriyle evliyim, bu adamı boşamadan da hiçbir şey yazmayı düşünmüyorum!"
Bu arada bilirsiniz ki yayınevci sizi adım adım takip etmekte! İkinci telefonlaşmanız altı ay sonra olur, bu yüzünü görmediğiniz teklifçi der ki, "Bakınız Sarıkız hanım, benim adım Yıldıran, size bu kitabı yazdırana kadar sizi yıldırmaya devam edeceğim." Ve dediğini de yapar, senede dört kez arar.
Nihayetinde siz son kocayı boşayıp gazetedeki köşenizi artık adınızla ve buruşuk suratlı fotoğrafınızla yazmaya karar verir ve ortalara çıkmayı göze alınca "Evet, hadi artık" dersiniz. Sarıkız yazılarından seçmeye başlarsınız. Kitabın başına ve aralarına güzelim hayat hikayeleri eklersiniz. Tam kitabınızı e-posta vasıtasıyla yayınevine yollayacağınız gün, bilgisayarınız bir halt eder ve 350 sayfa silinir. Burada önemli olan kitabın Kitap Fuarı'na yetişmesidir. Yoksa beş yıl beklemiş iki ay daha beklese ne olur? Hemen alelacele oturup yeniden kaleme almaya başlarsınız. Ve ortaya, önümüzdeki hafta piyasaya çıkacak olan Sarıkız "eseri" çıkar. Arkasına alelacele eski-yeni fotoğraflar bulunur. Çünkü ev taşıyorsunuzdur, bunları da taşıyıcı Kürt elemanlarla birlikte seçersiniz, "Abla bu pozun güzelmiş, bunu koyalım" şeklinde. Artık her şey hazırdır. Size de, Kelebek Yayınevi'nden çıkan ve en azından, kaldırıp atmayacağınıza emin olduğum bu kitabı okumak düşer.
Bu araya taşınmayı da sığdırdım demiştim ya, aslında eski evimden ve ev sahibimden fazlasıyla memnundum. Ama ailemize bir kişi daha katıldığı için dar gelmeye başlamıştı. Hayır doğurmadım, Büyükçekmece'de, annemin vefatından sonra yalnız yaşayan babam bizimle oturmayı kabul etti. Ne güzel ki, simdi artık biz de özlediğim "dede"li ailelerden olduk. Sabahları ahali uyanmadan, küçük mutfak masasında mırıl mırıl konuşarak karşılıklı çaylarımızı içiyoruz.
Ev gibi evimiz oldu
Bu arada yeni eve malumunuz perde ve halı gerekti. Hayatımda hiçbir erkeğe bu perdeciye (Mecidiyeköy Linens'teki Ahmet) ve halıcıya (Beşiktaş-Doğan Halı'dan Fettah) yalvardığım kadar yalvarmamıştım. (İşin şakası, o düşen burnumu yerden alabilseydim, zaten Arda yerine Cem Boyner'le evlenmiş olurdum dermişim.) Sırası gelmişken, Linens'çilere bir önerim var: Benim gibi kapıları eski bir eve taşınmış, onları çıkarıp atmış ve yerine ne koyacağım diye düşünüyorsanız, çözüm onlardan gelecek. Bu şu şekilde olacak: Salona koyduğumuz perdenin aynısı "boncuklu sineklikler" imal edeceksiniz. Yani desenleri tıpatıp aynı olacak. Ya da tülün içindeki renk ve çizgilerden esinleneceksiniz. Mutfak için bana önerdiğiniz o çilekli desene uygun boncuk kapı düşünsenize! (Yukarıda adlarını yazarak her iki müesseseye kıyak yaptığım doğru ama ucuza almadım ve paramı da son kuruşuna kadar ödedim. Kıyağım sadece güler yüzlü oldukları içindir.)
İşte böyle dostlar, sonunda ev gibi evimiz oldu. Daha iyileri sizin olsun.
Yazara e-mail
|
|
|

|