|
 |
|
|
"Göç yolları bir gün gelir / Döner tersine"
Birçok arkadaşım gitti, başka ülkelere yerleşti. Kara büyü gibi, kimi sevsem yurtdışına kapağı atıyor. İyi olsunlar, mutlu olsunlar, eyvallah da; insan özlüyor. Bir gün dönerler mi? Nasıldı şu şarkı? "Göç yolları, bir gün gelir / Döner tersine / Dönülür elbet..."
tubaakyol@milliyet.com.tr
Bu bizim lanetimizdi. Kara büyü gibi bir şeydi. "Öpüştüğümüz yurtdışına kaçıyor" derdik. Hakikaten de öyleydi. Her şey gayet iyi giderken, şu yurtdışına gidiş meselesi yüzünden mecburi ayrılık oranı kabaca bir hesapla yüzde 50'ydi.
Genellikle Amerika'ya mastıra giderlerdi. Birkaçı bankacı olup İngiltere'ye yerleşti. Almanya'ya giden oldu, Rusya'ya giden oldu. Herkes niye yurtdışına gidiyordu?
Biz altı kızdık. Altı yakın arkadaş. Gidenlere söylenirken, bu gitme hadisesi bize de bulaştı.
Biri Japonya'ya mastıra gitti, koskoca Japonya'da bir Türk buldu, onunla evlenip İngiltere'ye yerleşti. Biri Bodrum'da tatilde, diğeri Almanya'da stajda birer Alman buldular, gidip Alman üniversitelerinde mastır neyin yaptılar, evlenip Almanya'ya yerleştiler.
Altıda üç. Orana bakar mısınız: Yüzde 50.
İşyerinde de büyü var
Milliyet'te çalışmaya başladım. Bugüne kadar bizim ekin yazıişleri kadrosundan altı kişi ayrıldı.
Mefaret, Amerika'ya gitti; ki ses seda yok, galiba oraya yerleşti. Nilüfer, Fransa'ya yerleşmek üzere. Özkan da bir ay sonra İngiltere'ye yerleşiyor.
Altıda üç. Orana bakar mısınız: Yüzde 50.
Hadi okul yıllarını anladım ama bu kara büyü beni işyerinde niye takip ediyor?
Ne bileyim, belki de şu hayat direkt bana bir mesaj vermeye çalışıyor: Yurtdışına git, başka bir ülkeye yerleş, hadi, durma, hemen, bak arkadaşlarına, onlar yapıyorsa sen de yapabilirsin, hadi, hadi, tam zamanı / tam zamanı / şimdiiii...
Ben de gidecek miyim?
Başka bir ülkeye gidecek değilim! Zira bana kalsa ben hâlâ doğduğum evde yaşamak isterdim, ki ben o evi hiç görmedim. Büyüdüğüm evde kalmak isterdim ama acaba hangisinde? Çünkü iki ayrı kentte, beş ayrı evde büyüdüm.
İstanbul'da bile altı ev değiştirdim. Yakındır, yine taşınırım. Herhalde semt değiştiririm, belki de kent değiştiririm, gitmem dedim ama belli mi olur başka bir ülkeye de gidebilirim, orada yeni bir hayat kurabilirim.
Oran belli, yüzde 50!
Oysa benim yabancı filmlerde, dizilerde en imrendiğim sahne esas kişinin ailesinin evini ziyaret ettiği, o evdeki odasına girdiği sahnedir.
Hani duvarlarda yıllar öncesinden kalma, artık tabii gülünç görünen posterler vardır. Bir zamanlar çok sevilen bir oyuncak bebek ya da pelüş ayı ya da işte sevimli bir tavşancık yatağın üstünde filmin esas kişisini beklemektedir. Herkesin bir kutusu vardır ya; içinde fotoğrafların, mektupların, notların durduğu kutu. Filmlerde esas kişi o kutuyu bulur bazen, açar, anılara dalar falan filan...
Çok güzel değil midir?
Nereye giderseniz gidin, "ev"den ne kadar uzaklaşırsanız uzaklaşın, sonunda döndüğünüzde sizi hiç değişmeden bekleyen bir şey; bir ev, bir oda, bir ayı, bir tavşan bulmak herhalde çok güzeldir.
Bu kadar yerleşik olmak... Yaşadığın ülkeden, kentten, evden; onu değiştirmek zorunda kalmayacak kadar memnun olmak... Güzel değil midir?
***
Şu anda dünyadaki göçmen sayısı 200 milyon civarındaymış. Nerede köfte, elinde ekmekle oraya gitmek zorunda kalan, düzenini bozup ülkesini terk edip başka ülkelerde, başka bir düzen kurmaya çalışan 200 milyon kişi. Bir de iş için kendi ülkesi içinde göç edenleri ekleyin...
Doğduğum ülkede yaşamak istiyorum.
Ve her yaşta dönebileceğim bir çocukluk odam olsun isterdim. Çocukluğumun geçtiği evde ölmek isterdim. Bu kadar "yerleşik" olmak... Bu kadar memnun olmak... Gezip dolaşsam bile ille de "ev"e dönmek...
Eğer bir gün göçmeyecek, ilk fırsatta gitmeyecek kadar bu ülkeden memnun olursak, herhalde o gün bizi Avrupa Birliği'ne de alırlar -üstelik "serbest dolaşım hakkı" da vererek...
Gezip tozmanın en güzel yanı, sonunda eve dönmek değil midir?
manik depresif köşe
Ben odamı olduğu gibi İstanbul'a getirmiştim. Komodininden duvar panosuna, oyuncaklarıma, battaniyeme kadar her şey, ilk iki evde tam takım benimleydi. Sonra evden eve eksildi, her seferinde bazı şeyler fazla geldi, oyuncaklar komik geldi, posterler lime lime oldu, bırakıldı, atıldı... Geriye bir kutu kaldı. İçi fotoğraf, mektup, kart, not dolu bir tek kutu. Eşek kadar oldum, çocuk odamı özlüyorum.
Ne bu şimdi? Depresyon mu?
"Ülkemde durumum çok kötü, en kötü"
Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslararası Göçmen Organizasyonu ve Uluslararası İşçi Organizasyonu dünyadaki göçmen sayısını yaklaşık 200 milyon olarak açıkladılar. İnsanların ülkelerini terk etmelerinin en önemli nedenleri işsizlik, düşük ücret, bir de alınan eğitimden manalı bir netice yaratmaması imiş. (Sizce niye Türkiye'den birçok insan mastır için yurtdışına gidiyor?)
Elbette rota gelişmiş ülkelere ya da en azından daha gelişmiş ülkelere doğru... Göçmenlerin yüzde 40'ı Avrupa ve Amerika'da. Gerisi?
Bir tanesini biliyorum. İstanbul'da, bir arkadaşımın evinde "sığınmacı" statüsünde yaşıyor şu sıralar. Burkina Faso'dan kaçak gelmiş. Evliymiş orada. Çocuğu bile varmış. Ailesine para göndermek için yola çıkmış ama... İstanbul'da iş arıyor, bulamıyor. Buradan Avrupa'ya geçmek istiyor, geçemiyor. İstanbul'da yakalansa sınır dışı edilecek, o yüzden hep tedirgin, hep korkuyor.
"Ülkene dönsene. Ne kadar kötü olabilir ki?" dedik. "Sizce şimdi benim durumum ne kadar kötü?" dedi. "Çok kötü" dedik. "İşte benim ülkemde durumum bundan daha kötü, en kötü" dedi.
Nasıl yardım edilir ki?
|
|
|

|