|
 |
|
|
Bana ne kardeşim
FIFA listesinin yarattığı kriz giderek büyürken, bir MHK üyesi atıp tutuyor.
Telefonun diğer ucundaki şahsa ağzına geleni söylüyor, öfkeden neredeyse ahizeyi yutacak.
İşi o kadar ileriye götürüyor ki, "Avrupa'dan bana ne kardeşim. Türkiye'de ne yapmış o hakem? Bana, burada maç yönetmesi lazım. Onu bunu anlamam. Son iki haftada doğru dürüst maç yönetenleri aldık listeye" diyor.
Beyefendi hızını alamıyor ve "Kardeşim geçmişte beni hanginiz destekledi? Beni buraya Ahmet Çakar getirdi. Onun sayesinde kurul üyesi oldum. Başka kimseyi dinlemem. Serdar Çakır'la ise geçmişte kavgalıydım, ama oğlu hakemim. Bizi taşıyor, o yüzden de FIFA'ya alıyoruz" diye devam ediyor.
Sığlığa bakar mısınız?
Ama haklı...
Dünyası Batı'da Edirne, Doğu'da Van ile sınırlı bir zihniyetin Avrupa ile ne işi olabilir ki?
İlk günden beri kurulun atamayla göreve geldiğini bilmeyen yoktu.
Lakin kamuoyunun merak ettiği "detaylar" demek ki zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayacakmış!
Hangi kurul üyesinin kimin torpili olduğu, ya da oraya girebilmek için kimleri devreye soktuğu, kimlere minnet borcu olduğu gibi...
Her neyse...
Şimdi Futbol Federasyonu başkanı sayın Dr. Levent Bıçakcı beye yanıtlama nezaketinde bulunursa sormak istiyorum:
"Sayın Bıçakcı, gerçekten bu Merkez Hakem Kurulu üyelerini kendi iradenizle ve federasyondaki çalışma arkadaşlarınızla birlikte mi belirlediniz?"
Hani bilelim istedim.
Birileri boş atıp dolu tutmaya, kendi başına işler yapmaya mı çalışıyor?
Yoksa uzun boylu MHK üyesinin söyledikleri doğru mu?
Bari bir yemek yeseydiniz!
Sezon başında sakıncalarını anlatmaya çalıştığımız ancak MHK Başkanı Ufuk Özerten ve bazı kurul üyelerinin savunmaktan vazgeçmedikleri konu, geçen haftanın gündemine oturdu.
FIFA kokartlı hakemlerin kendilerinden kıdemsizlere dördüncü hakem olarak gitmesinin yol açacağı sıkıntıları dilimiz döndüğünce sıralamıştık.
Hakemin motivasyonunun bozulacağını, dördüncü hakemin görevini küçümseyebileceğini, ekip uyumunun sağlanamayacağını ve tüm bunların hakem hatalarını körükleyeceğini vurgulamıştık.
Tabi Merkez Hakem Kurulu ise tersini...
İşte Özgüç Türkalp örneği.
Dört haftalık bir aradan sonra Türkalp'in Konyaspor-Fenerbahçe maçına verilmesinin ne kadar doğru (!) bir atama politikası olduğunu tartışmaya gerek yok.
Sayın Özerten belli ki camiaya ve yazılmamış bazı kurallarına yabancı...
Ama o kurulda bu işleri çok iyi bilmesi gereken isimler var!
FIFA'nin "Birbirleriyle anlaşan triolar oluşturun" şeklindeki tavsiyesi olaylı maç öncesi es geçilmiştir.
Dost olmalılar
Sorarım size Özgüç Türkalp ile kıdemli yardımcısı Cemal Gemici, hakem seminerleri de dahil bir defa da olsa aynı masada oturup yemek yemiş midir?
Bunun neresi garip demeyin?
Hakem üçlüsü, dost olmalı, arkadaş olmalı, duygusal paylaşım içinde bulunmalı. Böyle olmalı ki, saha içinde birbirlerine gönülden yardım etsinler, hatalarını kapatmak için çaba gösterip yaptıkları işi "benden gerisi yalan" diye savsaklamasınlar.
Maalesef Konyaspor-Fenerbahçe maçının atamasını yapan MHK, FIFA kokartlı bir hakemi dördüncü olarak görevlendirmenin yarattığı sıkıntının daha büyüğünü, yeni bir trio oluşturma fantazisi ile pekiştirmiştir.
Anelka'nın eli herkese ders olmalıdır.
Türkalp hatanın büyüğünü yapmıştır.
Yardımcısı Cemal Gemici pozisyonu es geçmiştir.
Dördüncü hakem İsmet Arzuman da onlara eşlik etmiştir.
En önemlisi sadece Türkiye'de yaşanabilecek böyle bir tartışmanın gerçek sorumlusu, hakem üçlüsünü belirleyen MHK olmuştur.
Gerets'in sevgisi
Eric Gerets Galatasaray'daki ilk günlerinde sadece medyaya değil, kendi futbolcularına da mesafeli bir tavır sergiliyordu.
Dikkatimi çekmişti. Belçikalı teknik adam sezon başındaki Ankaragücü maçında golden sonra kendisine koşan Ümit Karan'ı kerhen kucaklamış, terli yüzüne yanağını uzatmaktan sakınmıştı. Sarılmakla kucaklamak arasında kalmıştı.
Haftalar geçti Gerets ve sarı-kırmızılı futbolcular arasındaki iletişim, birbirlerinin yaptıkları işe gösterdikleri saygı, kıskanılacak bir sevgi bağı oluşturdu.
İzleyin...
Gerets artık gol sevinci için kendisine koşan futbolcusunu sımsıkı kucaklıyor. Teninin tenine, terinin terine temas etmesinden rahatsız olmuyor.
Çünkü artık bu ekibin, aynı hedef için emek harcadığından kuşku duymuyor.
Ne dersiniz sayın Şahin
Vakıflar Genel Müdürlüğü, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'e bağlı. Devlet Personel Başkanlığı da. Ayrıca Yüksek Denetleme Kurulu Başkanlığı var. Bizi ilgilendiren bağlı kuruluş ise Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü.
Bitmedi. Başta futbol olmak üzere özerk federasyonların denetimi de onda.
Hükümetin Danıştay ile ilişkileri, Kamu Toplu İş Sözleşmeleri'nin eşgüdümü ve parlemento ilişkileri de sayın Şahin'in sorumluluğu içinde. Yirmi dört saatin yetmeyeceği bir koşuşturma anlayacağınız.
Türk sporu son dönemlerde kaynayıp duruyor. Doping skandalları, şike, bahis, şiddet olayları tavan yapmış durumda. Uluslararası alandaki performansı da tatmin edici boyuttan uzak.
Acaba diyoruz?
Sayın Şahin her biri çok ayrı zaman ve özen gerektiren bunca sorumluluğu paylaşsa, yükünü hafifletse, sporun sorunlarına daha fazla ilgi gösterebilse, bugün yaşanan sıkıntılar azalır mı?
Sporu çok sevdiğini ve vazgeçmeyeceğini biliyoruz.
Ama Türkiye'de bu işin çerçevesi öyle genişledi, sorunları öyle çoğaldı ki.
Bugünkünden daha fazla şevkate gereksinim duyduğu yadsınamaz bir gerçek oldu.
Yaşasın basketbol!
Futbolda naklen yayın havuzunun bir damlası kaç kuruş eder hesapladınız mı hiç? "Yıllık 150 küsur milyon doların tefarruatıyla süper ligdeki en sıkıntılı kulüp bile ilgilenmez" dediğinizi duyar gibiyim.
Yani pasta öyle büyük, öyle iştah kabartıcı ki, kırıntılara gözucuyla bile bakan yok.
Dünyanın en popüler spor dallarından biri olan basketbolun Türkiye'de bugünlerde yaşadığı dramdan kaç kişinin haberi var acaba?
Ligin başlamasına az bir süre kalmasına rağmen maçların naklen yayın hakkı henüz satılabilmiş değil.
Potanın ülkemizdeki hamisi NTV, imkanları ölçüsünde talip olmuş yayın ihalesine. Aslında tek talipli ama, ihale diyelim yine de biz.
Ve bugüne kadar önerilen en yüksek rakamı vermiş.
Ama sıkı durun...
Türkiye basketbol ligi maçlarının üç yıl boyunca naklen yayını için gündeme gelen para 2.3 milyon dolar olmuş.
Yani, yıllık 700 bin dolar civarında. Yani, bu paranın 16 takıma eşit dağılımı halinde kulüp başına düşecek pay 45 bin dolar.
Yani, süper ligdeki bir takımın bir maçta kazanacağı bir puan kadar bile değil.
Yaşasın basketbol, yaşasın diğer branşlar...
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|