|
"Eşini öpenin orucu bozulmaz"
Hava güneşli ama serin bir rüzgâr esiyor Kalamış'ta. Fenerbahçe Parkı'na, bebeklerini arabalarıyla gezdirmeye gelen genç annelerde bir azalma... Ağır ağır yürüyerek dolaşan yaşlı çiftlerde de öyle...
Parkın rıhtımında, cüce bir kaplan taklidi tekir bir kedi, arka ayakları üstünde gerilerek yere yapışmış, pusuda; zıplayarak dolaşırken birden uçuveren minik serçeleri gözlüyor...
Kalamış Koyu tenha... Açıkta beyaz küçük bir yelkenli ve bir yanda uzaklardaki Adalar, bir yanda uzaklardaki Kartal kıyıları...
***
Değişik "kültür"lerden, "medeniyetler çatışması" yerine, "medeniyetler buluşması"ndan sıkça söz edildiği bir dönem yaşıyoruz.
"Kültür" gibi "medeniyet" gibi soyut kavramlar; tanımlamaları yapılarak bir ölçüde somutlaştırılamadığı zaman; politikacılarla, birilerine çaktırmadan yaranmaya çalışan demagogların ağzında; üfleyince öterek uzayan, sonra da kendi üstünde yuvarlanarak kısalan, bir zamanların bayram düdüklerine benziyor.
***
Kültür nedir?
Kültür, insanlığın ortak bilgi birikiminden yararlanılarak, yaşamı kolaylaştırma doğrultusunda, olayları doğru dürüst değerlendirebilme donanımına sahip olma anlamına da gelir, çarpı cetvelini bilmek gibi; içinde yaşanılan toplumun alışkanlıklarını farkına varmadan benimsemiş olmak anlamına da gelir, boş yoğurt kabını sokağa atmak gibi...
***
Demek ki bir genel kültür var, bir de yerel kültür...
Araba kullanmak genel bir kültürün parçasıdır; trafik kurallarına önem vermemek de; aşiret beyliği, yahut köy ağalığı geleneğinden uzantılı yerel bir kültürün parçası...
***
Konuyu biraz daha netleştirirsek...
Teknolojik üretim kültürü evrensel bir kültürdür. Kimse kendi yerel kültürüne uyduğu gerekçesiyle, pervanesi yere dönük helikopter de yapamaz, ekranı havlu olan bir bilgisayar da...
Ancak tüketim kültürü, değişik iklim koşullarına göre yerel olabilir...
Ne çöllerde sırtınızda kürkle somon füme yiyebilirsiniz, ne de kutuplarda deve sırtında hurma...
***
"Medeniyet"in ne olup, ne olmadığına gelince...
Arapçada Medine kentinin adından üretilmiş bir sözcüktür "medeniyet"; kentli olma anlamında...
İnsanoğlunun yaşadığı yerin koşullarına göre, kendisini ayakta tutmak ve yaşamını kolaylaştırmak için hem doğaya, hem de kendisinden güçlü ve güçsüz olanlara karşı takındığı ortak tavırların; hem yerel, hem de genel kültürle yoğrulmuş düzeyidir ki; sanatı da içerir, ibadet biçimlerini de, hukuku da, ekonomiyi de, yerleşim biçimlerini de...
***
Bendeniz, Kalamış Koyu'na dalmış, "kültür" ve "medeniyet" kavramlarının; politikacı ağızlarında da nasıl raksetmeye başladığını düşünürken; bir serçe yakalayabilmek için pusuya yatmış olan tekir kedi, vazgeçti avlanmaktan...
Benim de tuhaf bir çağrışımla belleğim, vaktiyle eski ramazanları yazan, artık kaybolmuş kalemlere doğru kaydı; Ref'i Cevat'a, Reşat Ekrem'e, Yusuf Ziya'ya, Sermet Muhtar'a...
***
Evlerde ne televizyonların, ne cep telefonlarının, ne buzdolaplarının bulunduğu dönemlerdi.
O dönemlerde de oruçluyken nelerin yapılıp yapılamayacağı pek yazılmasa da, dindar geçinen erkekler arasında konuşulurdu.
Ref'i Cevat, İmam-ı Azam Hasan Efendimizin iftarını, helaliyle hemen çiftleşmeye başlayarak açtığını söylerdi.
***
Dünkü Milliyet'te "Eşini öpenin orucu bozulmaz" başlığıyla bir haber vardı. Din İşleri Yüksek Kurulu, helaliyle öpüşmenin orucu bozmayacağına karar vermişti.
Orucun cinsel ilişkiyle açılıp açılamayacağı ise, bu konuların uzmanları arasında tartışılıyordu.
***
İletişim ve ulaşım açısından hızla küçülen "yer" küresinde, "yerel kültür" de galiba ikiye ayrılıyordu; yoksul kesimin yerel kültürü, varlıklı kesimin yerel kültürü...
Oruçluyken helaliyle öpüşme ve iftarı cinsel ilişkiyle açma konuları, bilemiyorum hangi kesimin yerel kültürüyle daha çok el sıkışıyordu; Ege ve Akdeniz kıyısı tatilcilerininkiyle mi, yoksa kasaba yoksullarınınkiyle mi?
***
"Medeniyetler buluşması" ise, bir başka açıdan bakıldığında; yeryüzünün yoksulluğu aşamamış kesimiyle, aşmış kesimi arasında "yaşam kalitesini eş düzeye getirme çabası" olarak da değerlendirilebilirdi...
***
Fenerbahçe Parkı'nın, arada bir zıplaya zıplaya yürüdükten sonra uçuveren serçeleri, hiç umursamamışlardı ne tekir kedinin kendileri için pusuya yatmasını, ne de sonunda avlanmaktan vazgeçerek yürüyüp gitmesini...
Serçelerin kültürüyle, kedilerin kültürü de kendilerine göreydi.
c.altan@prizma.net.tr
|
|