|
AB yolundaki kara delikler
AB ile ilgili asıl zorlu süreç şimdi başlıyor. Müzakerelere başlanması elbette çok önemli. Ama sanki bundan sonraki gelişmeler, 3 Ekim'de yaşadıklarımızın çok daha ötesinde olacak.
Müzakere konularından ilki eğitim alanında olacak. Ankara'ya bakılırsa en kolay süreç bu. Eğitimde de, bilimde de fazlasıyla hazırlıklıyız. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Hani UEFA kupasında şanslı kura çektik diye havalara girip, ilk turda elenen futbol takımlarımız gibiyiz. Sahaya açık farklı galibiyet için çıkıp hüsrana uğradığımız çok oldu. Umarız eğitim ve bilimle ilgili müzakereler sırasında da aynı hezimete uğramayız.
Müzakereler sırasında Türkiye gerçeklerini ne kadar iyi bilir ve ne kadar şeffaf olursak o kadar hızlı yol alırız. Eğer AB'nin gözünü de, seçmenlerin gözünü boyadığımız gibi boyamaya kalkarsak, işin yokuşa sürülmesine neden olan ve kandırılan taraf onlar değil, biz oluruz. Müzakere sürecinde samimiyet, artılardan ve eksilerden çok daha önemli olacak. Ama bu bizim kolay özümsediğimiz bir şey değil. Olmayanı var gibi göstermeye bayılıyoruz. Eksileri hatırlatanlara kızıyoruz. Oysa, tam tersi olmalı.
Diğer yabancılar gibi AB de içimizi, olup bitenleri, rakamlarımızı bizden çok daha iyi biliyor. Her ne kadar her yeni gelen Milli Eğitim Bakanı, soran, sorgulayan, araştıran nesiller yetiştirildiğini iddia etse de, millet olarak söylenenleri sorgulamak aklımızdan bile geçmiyor. Öyle olsaydı hemen her konuda kırk yıllık temcit pilavları, her iktidar döneminde ısıtılıp ısıtılıp yeniden önümüze getirilir miydi!
AB, "Müzakere konusu diğer tüm ayrıntıları bir kenara bırakıp eğitim ve bilimde bize yetişin, sizden başka hiçbir şey istemiyoruz" dese, kapı önünde bekletmeleri için başka hiçbir gerekçeye ihtiyaç yok.
Öylesine büyük kara deliklerimiz var ki bunları kapatmamız, zorun da ötesinde. Çünkü bunun için sadece kafaların, yasaların değil, nesillerin de değişmesi gerekiyor.
85 yılda okuma yazma sorununu bile çözemedik. Kısa sürede çözeceğimize de inanmıyoruz ki, DPT'nin hazırladığı 9. Kalkınma Planı öngörülerine göre, 2010 yılında hâlâ 4 milyon 275 bin 452 okuma yazma bilmeyenimiz olacağı varsayılıyor.
Rakamlar çarpıcı. Önce onlara bir göz atalım. Ondan sonra da diğer kara delikleri irdeleyelim.
İşte 2010 hedefleri:
Okuma yazma bilmeyen (yüzde 6.3), okula başlayıp da mezun olamayanlar (yüzde 15), ilkokul mezunları (yüzde 46.7), ortaokul mezunu (yüzde 19.4), lise mezunu (yüzde 23.5), yüksekokul ve fakülte mezunu (10.4). AB'de okulöncesi eğitimde okullaşma oranının yüzde 90'larda, ilköğretimde yüzde 100, ortaöğretimde yüzde 80'lerde, üniversitede de yüzde 50'lerde olduğunu göz önünde bulundurarak kıyaslamayı sizlere bırakıyorum. DPT verilerinde yer almayan okulöncesi eğitimin şu an için yüzde 17 düzeyinde olduğunu da hatırlatmakta yarar var.
Peki diğer kara deliklerimiz ne, bir de onlara göz atalım:
Kalabalık sınıflar. Beş sınıf bir arada eğitim. Yarım gün eğitim. Öğretim süresinin kısalığı. Spor, sanat ve uygulamalı eğitime yönelik ortamların eksikliği. Taşımalı eğitim. Öğretmen açığı ve okullarda hijyenik ortamın sağlanamaması.Mesleki yönlendirmenin yetersizliği. Üniversite önündeki yığılma. ÖSS. Özürlülerin eğitimi, dershaneler ve eğitimdeki fırsat eşitsizliği.Bilime, AR-GE'ye ve üniversiteye ayrılan kaynakların yetersizliği. AB'de yüzde 2 ile 4 arasında değişen kaynak aktarımı, bizde binde 16 düzeyinde.Akreditasyon. İlk ve orta dereceli okul diplomaları gibi, üniversite diplomalarımız ile mesleki sertifikaların akreditasyonunda yani tanınırlığında büyük sorunlar var. Eşleşme ve tanınma hemen hemen yok gibi.
Özetin özeti: Eğitimdeki sorunlarımız büyük ama aşılamayacak değil. Ama önce samimiyet sonra da öncelik ve zamana ihtiyacımız var. Eğitimde AB'yi yakalamamız en az 10 yıl sürer. Ama eğer ciddiye alınırsa...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|