|
 |
|
|
Bu başka bir Terim
Bizim, ne kadar ilginç bir millet olduğumuzu kendimize anlatma metotlarımızın başında: 'Biz zirveye çıkanı paçasından çekeriz' klişesi gelir. Bu yanlış bir teşhistir. Çünkü biz 'ben oldum' diyenleri, kendisini 'yerine konulmaz görenleri' sevmeyiz sadece. Ve orada da tutmayız 'kendisini Tanrı yerine koyanları.'
Yani aslında genel teşhisin aksine bu, belki de bizim en çok övünmemiz gereken yönümüzdür. En tepede kalmanın bu topraklardaki başlıca yolu mütevazı olmak, kendin olmaktır. Kendini değil, yaptığın işi önemsemek. Ustanın dediği gibi, 'önemli olmak değil, değerli olabilmek.' Örnekse... Barış Manço da, Sakıp Sabancı da öyle oldukları için 10 yıllarca gönüllerin zirvesinde kaldılar. Mareşallere, cumhurbaşkanlarına nasip olmayacak, doğaçlama, anlık törenlerle uğurlandılar.
Evet biz adamı paçasından çekeriz. Orada olmayı hak etmediğini düşündüklerimizin. Orada olmanın kendileri için doğal olduğunu düşünenlerin. Oradan inmeyeceğini sananların ve artık bizim gibi düşünemeyenlerin. Kendilerini çok önemseyip, artık değer üretmeyenlerin.
Fatih Terim hakkında hep şüphe duydum. Teknik direktörlük kapasitesi, komutanlık becerilerinden değil. Onu Cumhurbaşkanı yapmak isteyenler bile çıkınca kendisinden 'biz' diye bahsetmeye başladığından. Basın toplantısına "Evet adam gibi bi sorusu olan varsa başlayalım" diyebildiğinden. İtalya'dayken oradaki işinden çok burada biriktirdiği egosuyla ilgilenmesinden...
Ama görüyorum ki, 35 yaşından sonra 2 dil öğrenebilen Fatih Terim, daha büyük ilerlemeleri hâlâ kat ediyor. Ve saygıyı hak ediyor.
Peru'da U 17-Brezilya maçından sonra söyledikleri, Almanya galibiyetinden de, muhtemel Dünya Kupası yolculuğundan da çok, ama çok değerli. İçten bir şekilde kısaca şöyle yorumladı maçı 'İmparator': "Şanslıyım. Muhteşem bir maç izledim." Bir futbol dilencisinin edeceği bir lakırdı bu, bir imparatorun değil. Bildiğimiz Terim'in böyle bir maçtan sonra ağzından çıkacak hamasetin çok dışında. Ve biz, işte böyle adamları sırtımıza alırız. Göreceksiniz bu portre devam ettikçe aklı başında kimse paçasına yapışmayacak Terim'in.
Cumartesi akşamı yenilebilirdik. Çarşamba akşamı Tiran'da belki de kaybedecek ve Dünya Kupası'na gidemeyeceğiz. Belki play-off'u geçemeyeceğiz. Ama bir gerçek değişmeyecek. Biz artık başka bir yolun yolcusu olacağız. Çünkü biliyorum ki Terim artık başka bir Terim.
Tamamen delirdik
Ergun Gürsoy'un açıklamaları ortalığı birbirine kattı. "Seyirci gelmiyor, transfer zorluğu var, ekonomi bozuk, şampiyonluktan ve Avrupa'dan 2 yıldır uzaklaştık. Fenerbahçe önde." Basit bir tespit bu. Hep öyle kalacak demiyor ki. 5 sene evvel durum tam tersiydi ve fark daha açıktı. Özeleştiri bizi çıldırtıyor. Duymak istediğimiz başka. Aziz Yıldırım maçları bağlıyor. Biz temiziz, Fenerbahçe kirli. İstediğimiz bu. Gelen tepkilerde hep bu var. Ama öte yandan oynanmamış bir maç için sevinç çığlıkları atabiliyoruz. Ukrayna'yı bayıltmış Arnavutluk'u oynamadan yendik sanki. Bir bildiğiniz mi var? Anlatın yahu. Bağlı mı bu maç? Oynanmadan 5 gün önce kazandığımıza bu kadar emin olabilir miyiz? Bu işi o kadar ileri götürüyoruz ki, kendisi için kazanmış, şansı hâlâ devam eden Danimarka'ya teşekkür bile ettik. Deli misiniz kardeşim?
Nowitzki ve bizimkiler
"4 yıl önce Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda, 3 Eylül gecesi Antalya'da Almanya, Yunanistan ile çeyrek finalist olabilmek için baraj maçı oynadı. İlk yarıda Yunanistan mükemmeldi, 47-31 önde bitirdiler. İkinci yarıda sahneye Dirk Nowitzki çıktı. Hırsını ve kazanma azmini çok yakından seyrettiğim müthiş yıldız, ikinci yarıda 30 sayı, 20 ribauntla tek başına dağıttı Yunanlıları... Almanya çeyrek finale çıktı.
Maç gece yarısına doğru sona erdi. Almanlar otele geldiklerinde saat 01.00'di. Tam yatacakken, tatsız bir sürprizle karşılaştılar! Sabah 10.00'da İstanbul'a uçacaklarını sanıyorlardı. Oysa organizasyondaki bir ihmal yüzünden, sabah 06.00'ya yer bulunabilmişti!
Bütün takım ayakta, özellikle siyahi oyuncular ve yöneticiler isyandaydı. Onları sakinleştiren, maçın yorgun kahramanı oldu. Kaptan Nowitzki, herkesi ikna eden bir tonda konuştu ve arkadaşlarını toplayıp odalarına çıkardı.
Üç saatlik uykudan sonra 05.00'de havaalanında, check-in yapılırken, Nowitzki bir köşede yere oturdu, gitarını çalmaya başladı. Takım arkadaşları yavaş yavaş etrafına toplandı, onun söylediği İngilizce ve Almanca şarkılara eşlik etmeye başladı. Yolcular şaşkın; hayret ve gıpta ile bakıyorlardı onlara... Sonra ekip halinde güle oynaya uçağa gittiler. Birkaç saat önceki gerilimden eser kalmamıştı.
O gün bugündür bu büyük sporcuya inanılmaz bir saygı duyuyorum ve oynadığı her maçta bütün kalbimle onun yanındayım. Antalya'da tanık olduklarımı sadece "liderlik" sözcüğüyle açıklayabilir miyiz? Bence daha önemli bir şey var bu adamda; ne kadar para ve şöhret kazanırsa kazansın, hâlâ içindeki çocuğu koruyabilmesi ve bunu doğallıkla paylaşabilmesi. Onu tanıyan birinin, ona saygı duymaması imkansız."
Bu satırlar 2001 Avrupa Şampiyonası'nda gönüllü olarak çalışmış bir mali müşavire, Oğuz Bulut'a ait. Bu büyük yıldızla bizim NBA starlarını karşılaştırmak işini size bırakıyorum.
3,5 milyondan çıkana bak
İlyas Tüfekçi'den günümüze hep geldiler. Şu andaki milli takımda 5 oyuncu Almanya kökenli, bir dolusu sırada bekliyor. Bundesliga gol kralı ve tarihinin en genç oyuncusunun golleriyle Almanya'yı yendik. U 17'de 4 oyuncu vardı. Ümitler'de de durum farksız. 75 milyondan çıkarmakta zorlandığımız oyuncuları, Almanya'daki 3.5 milyondan ne kadar kolay buluyoruz. Sistem orada bizim çocuklarımızı parlatıyor. Biz burada asıl büyük madenden yeterince yararlanamıyoruz. Aslında bu hikayeden daha kapsamlı bir sonuç çıkarabiliriz. Bizi AB'ye istemeyenler, bu madeni işlemekteki beceriksizliğimizden korkuyorlar. Onlara faturası ağır olabilir. İsteyenler ise işlendiğinde bu cevherin nasıl müthiş bir mücevhere dönebileceğinin farkında.
Odanıza iki poster asın
Nuri Şahin hiç de kolay olmayan o golü Kahn'ın kalesine yolladığında, takım arkadaşlarının, abilerinin yüzündeki ifade, sanırım herkesin yüzündekiyle aynıydı. Kocaman içten bir gülümseme. O çok büyük bir yıldız olacak. Tüm hocaları ondan emin. Çünkü o çok güçlü ve alçakgönüllü bir kişiliğe sahip. Ancak onun içinden çıktığı o çok iyi U 17 takımın yıldız adaylarının hepsi için durum aynı değil. Yitip gitme, şöhret sarhoşluğu ihtimali uykularımı kaçırıyor. Bundan 2 önceki ümit milli takım onlara örnek olmalı. O takımdan 2 oyuncu Avrupa çapında büyük yıldız adayı olarak gösteriliyordu. Okan Koç ve Tuncay Şanlı. Tuncay yürüdü, Okan yitip gitti. Şimdi o gençlere bir önerim var. Odalarına bu iki oyuncunun posterini assınlar ve iki kaderi her gece düşünsünler. Bu iki yoldan hangisine gidecekler? İşte önlerindeki seçim budur.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|