|
 |
|
|
Bu kadarı fazla!
Durup dururken "Dünya'nın en mutsuz üçüncü milleti" olmadık biz...
Talihsiziz vesselam!..
Geç bulup çabuk kaybetmek alın yazımız.
Çok azdır kursakta düğümlenmeyen hevesimiz, kırılıp unufak olmayan hayalimiz.
Mesela kızımız, kıvancımız, ümidimiz Süreyya Ayhan... Kendisi son hüsranımız.
Olmadıysa da olacak...
Çaresi yok!.. Çünkü "hocasından" kurtulsa bile "kocasından" kurtulamayacak.
* * *
Elimiz kolumuz bağlı.
Süreyya son vartayı iki yıl ceza ile atlattı... Bakalım dananın kuyruğu ne zaman kopacak.
Felaket tellallığı yapmıyorum. Sadece gözlerimi ve kulaklarımı açıp dinliyorum.
Geçen gün Yücel Kop beyefendinin kameralara söylediği cümleleri kafamda eviriyorum, çeviriyorum; çıkar yol bulamıyorum:
Mümkünü yok yanlış anlamama...
Mümkünü yok Yücel beyin "kastı aşan bir ifade" kullanmasına...
Mesaj apaçık...
Doping yapanları resmen vatansever ilan etti Yücel Kop.
"Bir sporcu doping almışsa, ülkesi için yapmıştır" dedi.
Yani?..
Ülkesine madalya getirmek için sağlığını hiçe sayan, ahlaki değerleri ayaklar altına alan, uluslararası rezaletlere göğüs geren sporcuları kınamayacağız artık!..
Bağrımıza basacağız. Özverilerinden ötürü başımıza taç yapacağız.
Ne kadar doping, o kadar vatanperverlik...
O ilacı bulana, verene, içene, içirene kurban olacağız.
Utanmak ne kelime!.. Dopingli sporcularımız çığ gibi büyüdükçe Yücel Kop'un kerrat cetveliyle "vatansever sayısındaki artış" yüzünden bayram edeceğiz.
Neler yapmadık ki şu vatan için...
Kimimiz öldük, kimimiz doping kullandık.
Bu kadarına da katlanırız artık.
Tek endişemiz:
Acaba, şu güzelim sporcularımızın, şu cansiperane fedakârlıklarına layık mıyız ?
* * *
Mümkünü yok yanlış anlamama...
Mümkünü yok Yücel beyin "kastı aşan bir ifade" kullanmasına.
Her şey apaçık...
Süreyya, Türk sporunun son yıllarda yaşadığı "en büyük kayıp" olacak. Çünkü önünde sonunda bir "vatanperverlik" yaptırılacak kendisine.
Sadece o mu?..
Halterciler, vücutçular ve diğerleri...
Gitti gider.
Benim içime sindiremediğim; bu işe asalet kazandırılması.
Gençler; Ecstasy ile şehit, doping ile vatanperver!
Yirmi yıl küp gibi içtim bir plaket alamadım; ona yanarım.
* * *
Yok öyle ucuz kahramanlık...
Ölümcül sahtekarlık, bizim dayatmamız değil yapanın tercihidir.
Hepimiz bal gibi biliyoruz ; bu ülkenin yakasına "köşe dönmecilik" gibi bir egoistlik yapıştığından beri, vatan falan hikayedir...
Cumhuriyetin emanet edildiği her dopingçi genç, cumhuriyet altınları peşindedir.
Hani şu, Devlet'in şampiyonlara "günah çıkarır gibi" verdiği altınlar...
Genç insanına tesis, malzeme, eğitmen veremeyen Devlet, belki kendini affettirmek için, belki de daha ucuza geldiği için, uluslararası derecelere muslukları açıyor...
"Ben sana elimi şampiyon olursan uzatırım" diyor.
Ne yaparsan yap köşeyi dön felsefesi.
Sokakta üç kuruş için cinayet işlenen bir ülkede, kilolarca altın uğruna yutulan birkaç ilaç ne ki?
Olabilir... "Ahlak vidalarımız" da "küreselleşebilir"...
Lakin olası bir olimpiyat şampiyonumuzun "hocası" bile, doping ile vatan kelimelerini aynı cümlede kullanabiliyorsa iş bitmiştir.
Sapla saman, dopingle vatan karmakarışıktır artık.
Bundan sonra Allah kerim.
Ey vatan göz yaşların dinsin...
Yetişti çünkü dopingçilerin.
Gürsoy görevini yaptı!
Lider takımın yöneticisi çıkıp da "Aslında biz berbat durumdayız haberiniz yok" der mi?
Demez...
Biz deriz, taraftar der, rakipler der, muhalefet der... O demez.
Maliye bakanının "iflas ettik" ikrarı gibi bir şeydir bu.
Çılgınlıktır...
Ümit kırıntılarını yok etmektir.
Hatadır.
İstediği kadar "doğru" olsun... Durum tespitini aşıp, durumu çözümsüz hale getirmek; çözüm üretmek konumundaki insanların "varoluş nedenlerine" aykırıdır.
Sayın Ergun Gürsoy, dobralıkla yöneticilik sanatını birbirine karıştırınca, diyiverdi işte.
Ve ortalığı yangın yerine çevirdi.
Ekonomik açıdan Fenerbahçe'nin gerisine düşmek Ergun Gürsoy'un sinirlerini iyice bozmuş da olabilir, görevi yönetime emanet edip etliye sütlüye karışmayan Galatasaraylılara yüksek voltaj vermek için yapmış da...
Nitekim, ilk defa yaşam belirtileri görülüyor Galatasaray'da.
İlk defa "ortak bir kanıda" sarı-kırmızı camia...
O da, sayın Gürsoy'un "yanlış" yaptığı hakkında.
Kimse Fenerbahçe'nin gerisinde kalındığını kabul etmiyor. Tek ses tek nefes kulüp...
Epey zamandır ilk defa.
Bu olay, Ergun Gürsoy'un son dönem yöneticiliği süresince kulübe yaptığı en büyük hizmet değil de nedir?
Teşekkürler Fatih Terim
Futbol Milli Takımımız, ulusal bir kasvet malzemesi olmaktan çıkıp gündelik hayatımıza renk ve heyecan katan unsurlardan biri haline geldiyse; birilerine teşekkür etmemiz gerekir değil mi?
Nereden nereye... Trabzon'daki protestolu Gürcistan skandalını hatırlıyorum da...
Buradan Almanya'ya gider miyiz bilemem ama şu anda bulunduğumuz nokta bile yetti bana.
Bir avuç mutluluk fena mıydı yani?
Bir avuç gökyüzü...
Bir avuç dostluk, dayanışma, umut, keyif... Milli Takım'dan beklentimiz başka ne olabilir ki?
Açın gazeteleri... Bir sürü "mutlu son"a yürüyen hayat hikayeleri...
Biz de sakınmayalım teşekkürlerimizi. Sıfırcı Mahmut Hoca gibi çatık kaşlarla cimrilik etmeyelim notlarımızda. Milli Takımımızın hakkını verelim şimdi:
En azından ara karne "pekiyi"...
* * *
Milli Takım, dev bir organizasyon. Yaygın , örgün ve kalabalık...
Listeyi kısa tutmak için, Fatih Terim'in şahsında mı teşekkürlerimizi iletsek acaba?
Neden olmasın. Fatih Hoca da Milli Takım denilen makinenin en önemli dişlilerinden biri sonuçta. Üstelik sağlam bir dişli...
Gerçekten dişli...
"Kamuoyu ve medya Arnavutluk maçını kazanmamamızı düşünebilir, emin olabilir. Bu bizi rehavete sokmaz" dedi önceki gün.
"Rakibimiz yabana atılacak bir takım değil" yerine böyle bir cümle...
Bu bile yeter sayın Terim'in "profesörlük" tezine.
İnsanları germeden, futbolcuları ürkütmeden "ciddiyete davet"in bu kadar haddelenmişini epeydir duymuyordum ben.
Sonra, "kimse kusura bakmayacak" lafı... "Sakatlık falan yok, fedakârlık zamanı".
Bu üslubu özlemiştik doğrusu.
Tabi ki, bu üslubun kullanılmasına olanak verecek durumu da.
Nuri Şahin'i reşit olmadan takıma alıp, onu bir efsane olarak önümüze koymadan, takımında şüpheyle bakılan Tümer'e milli maçlarda kanat takmadan, Halil Altıntop'u yerli yerine oturtmadan, futbolculara "korkmayın, kaybederseniz hesabı biz veririz" diyemeden ve en önemlisi sokaktaki insanın gündemine pozitif bir ekleme yapmadan bu üslubu kullanan, ancak güldürürdü milleti.
Kişisel olarak, Milli Takım gibi yaygın, örgün ve kalabalık bir organizasyon adına Fatih Hoca'ya teşekkür ederim ben.
Aynı fikirde olanlar, aynı şeyi yapmaktan çekinmesin. Çünkü en az edilen kadar edeni de yüceltir teşekkür.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|