|
Kırtasiyeciler can çekişiyor
Eskiden her okulun yanında birkaç kırtasiyeci vardı. Öğrenciyken en çok uğradığımız mekânlardan biri de onlarınkiydi. Kalemi, defteri, ders kitaplarını, romanları, gazete ve dergileri onlardan alırdık. Sonra işleri kesat gitmeye başlayınca, oyuncak satmaya başlayanlar da oldu. Genelde emekli öğretmenler ya da eğitime gönül verenler bu işi yapıyordu. Çünkü fazla bir kazançları yoktu.
Zamanla sayıları giderek azaldı. Yok olma noktasına geldiler. Oysa on binlerce işsize iş, on binlerce aileye aş sağlıyordu. AKP iktidarının uygulamaları nedeniyle daha da zor duruma düştüler. İşte içlerindeki durumu çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyan bir mektup. Birlikte okuyalım:
"Sayın Güçlü,
AKP hükümeti, önce son derece popülist bir politika izleyerek okul kitaplarını bedava verdi. Bu, hem kırtasiyecilerin gelir kaynaklarını yarı yarıya kuruttu, hem de ders kitabındaki çeşitliliği yok etti. Arkasından, dergileri yasaklamak bahanesiyle okullara her türlü kitap girişini yasakladılar. Zaten halk kalemini defterini marketlerden
almaya başladı. Almasa da kalem, defter, silgi satarak bir dükkân dönmez. Kaldı ki, bununla da yetinmiş değiller. Okul aile birliklerini şirket haline getiriyorlar. Okula alımı onlar yapacak ve Milli Eğitim'e yüzde verecek. Bu, kırtasiyeci sınıfını yok edecek. Büyük bir kitleyi daha açlığa mahkûm ettiler.
Benim bir yazım kılavuzum var. Onu tanıtmak için Zeytinburnu'nda iki okula gittim. Biri, Abdülhamit İlköğretim Okulu. Sayın müdüre kitabımı tanıtmak için Türkçe öğretmenlerini görmek istediğimi söyledim. Müdür dedi ki; biz çocuklara hiçbir şey aldırmıyoruz. Onun için sizi öğretmenlerle görüştürmem. Arkasından Bozkurt İlköğretim Okulu'na girdim. Orada da müdür yardımcısı olan zat, okulda müfettişler var, sen ticaret yapacaksın diye ben risk almam diyerek geri çevirdi. Bu ticaret değil, eğitim; ben kazak, gömlek satmıyorum, dediysem de kim dinler?
Kitaba karşı, esrara ve sigaraya karşı yapılan işlemin aynısı yapılıyor. Kılavuz ve sözlükler birer alettir. Çocuklara alet kullanmayı öğretmeyen bir eğitim, ne söylevleri verirlerse versinler, ezberci ve kof bir eğitimdir. Acı olan da bu yaklaşımın dışarıdan değil, eğitimcilerden gelmesidir. 100 Temel Eser diye bir şey çıkardılar. Bütün yaşayan yazarların okunmasını engellediler. Okullar eskiden kışlaydı. Şimdi okullarda üstelik bir de sıkıyönetim var. G. ALTINTAŞ"
Arap sermayesi ile yeni dev alışveriş merkezleri yapılmaya çalışılırken, umarız, küçük esnaf daha bir ezilmez. Büyük mağazalar elbette açılsın. Ama her okulun yanı başına bir tane açamazsınız. Üstelik onların her birine tonton, güler yüzlü ve en az anne babalar ve öğretmen kadar çocuğa yakın kırtasiyeciler bulamazsınız.
Türkiye'de hemen her konuda dengeler altüst oluyor. Kimileri buna değişim, kimileri de gelişim diyor. Bu hengâmede kırtasiyeciler de tarih olursa çok üzülürüm...
Soru önergesi
Yapılanlar yapanın yanına kâr kalmıyor. Her ne kadar denetim mekanizmaları işlemiyor gibi gözükse de yapılanlar bir bir izleniyor. Bu çerçeveden bakıldığında AKP iktidarının icraatları da takip altında.
CHP Sinop Milletvekili ve TBMM Eğitim Komisyonu Üyesi Engin Altay, TBMM Başkanlığı'na verdiği soru önergesinde ilginç tespitlerde bulunmuş.
1. Ataması Bakanlığınıza tabi olan kaç okul türü vardır? Bunların sayısı kaçtır?
2. Bu okulların müdürlerinin kaçı döneminizde atanmıştır.? Kaç okul müdürü görevden alınmıştır?
3. Ataması merkezden yapılan okul yönetimlerine ilişkin kaç mahkeme kararı (göreve iade) vardır? Kaçı uygulandı?
Özetin özeti: MEB'in cevaplarını merakla bekliyoruz.
aguclu@milliyet.com.tr
|
|