|
"Bir hakikat var mı derken bir hayale döneriz"
Çine-Yatağan arasındaki tepe ve yamaçlara yayılmış, rastlanmadık görüntü ve profilleriyle insanı afallatan o garip kayalar...
Afrika ile Bafa Gölü çevresinde de varmış o garip kayalardan...
Jeologlarla uzmanlar, dünyada kara kıtalarının oluşumuyla ilgili ayrıntılarla birlikte, o garip kayaların da 595 milyon yıl önce biçimlenmeye başladığını açıklıyorlar.
Yer küresi üstünde insanoğlunun ortaya çıkması ise çok daha taze; 2 milyon yıl kadar önce olduğu hesaplanıyor...
***
Bir de milyarlarca gezegenden oluşan galaksilerin ve onların içindeki güneş sistemlerinin doğuş ve ölüşleri var...
Kozmos ortamında bizim "yer" küresi ise, mini mini minicik...
Ve bizler yaşaya yaşaya, uzunca dahi yaşasak, 4 bin 500 hafta kadar yaşayabiliyoruz.
***
Attilâ İlhan'la ilk kez, 1974 yılında Ankara'da karşılaşmıştık. Aynı kuşağın çocuklarıydık. Attilâ sadece 2 yıl daha erken doğmuştu benden...
O, bir kitabevinde mütevazı bir danışman olarak sürdürüyordu kalemle kâğıt arasındaki çağlayanlaşmış yaratıcılığını...
Ben ise cezaevinden yeni çıkmıştım ve basında yazılarıma değilse de, adıma boykot edilmiş gibiydi. Ayda imzasız 71 yazı yazıyordum. Sadece "Bir Yumak İnsan"daki portreler, imzalı yayımlanıyordu "Çarşaf" dergisinde...
***
Hiç buluşmamış iki yakın akraba gibi karşılaşmıştık Attilâ İlhan'la. Ben 46'sında olduğuma göre, o da 48'inde olmalıydı.
Yaşam öykülerimiz aynı plağın çok değişik iki şarkısı gibiydi.
Ancak ikimiz de biliyorduk, kalem kâğıt arasında, salt telif haklarıyla "yazı"ya layık olma inadının, ne bedellere mal olduğunu...
Ve Türkiye'de, ozan, yazar, yazı adamlarının bir ömür boyu kalemleriyle toplam ne kazanmış olduklarını merak etmiş hiç kimsecik yoktu.
***
Attilâ'nın vücudu karanlık bir kuytuda, son töreni beklerken; kendisi TV ekranlarında, oturuyor kalkıyor, konuşuyor, şiir okuyordu.
Bir tuhaf öksüzlük çöküyordu içime. Ah, Attilâ İlhan da, izleyebilseydi şu sırada kendisini...
Sağken böylesine yoğunlaşmış bir sevgiyle ilgiyi; ekranlarda da, manşetlerde de görme olanağı yoktu. Öldükten sonra ise görebilme olanağı yoktu.
Yeryüzünden geçerken, öz mayasından geriye ışıklar bırakarak kaybolmuş insanlara karşı, Kozmos'un bir "kara mizah" çimdiğiydi sanki bu hazin adaletsizlik...
***
İyi insanlar da geçti bu topraklardan...
Taptuk Emre'ler de geçti, Kaygusuz Abdal'lar da geçti, Kul Nesimi'ler de geçti, Nedim'ler, Şeyh Galip'ler, Recaizade'ler, Tevfik Fikret'ler, Hüseyin Rahmi'ler, Mahmut Yesari'ler, Yakup Kadri'ler, Reşat Nuri'ler, Nâzım Hikmet'ler, Orhan Kemal'ler, Yahya Kemal'ler, Necip Fazıl'lar, Orhan Veli'ler, Cahit Sıtkı'lar, Cemal Süreyya'lar da geçti...
Osman Hamdi'ler, İbrahim Çallı'lar, Edip Hakkı'lar, Şadi Çalık'lar, İlhan Koman'lar da geçti...
Hacı Arif Bey'ler, Tamburi Cemil'ler, Mesut Cemil'ler, Osman Nihat'lar, Ulvi Cemal'ler de geçti...
İşte Attilâ İlhan da, geçiyor geçti...
***
İyi insanlar da geçti bu topraklardan...
Pek çoğu da, Karacaoğlan'ın ünlü dizeleri gibi geçti:
Kadrin bilmeyenler alır eline
Onun için boynu bükük menevşe
***
Suat Derviş, Fransızcaya çevrilmiş ilk yazarlarımızdandı; Sabahattin Ali, Almancaya çevrilmiş ilk yazarlarımızdan...
Yakup Kadri de, Kemal Tahir de, Orhan Kemal de, Aziz Nesin de, Mahmut Makal da başka dillere çevrilmiş yazarlardı.
İçeride yükselen:
- Bizi tanımıyorlar; yakınmalarının gerçekteki nedeni, insanlığın ortak bahçelerine buralardan da atılmış buketleri, kendilerinin tanımamasıydı.
***
Attilâ İlhan, daha 16'sında lisedeyken, sevdiği bir kıza gönderdiği mektuba, Nâzım'ın da bir şiirini yazdığı için, karakola çekilip hapsedilmişti...
Gazeteler bir gün hiç çıkmasa, kimsenin aşırı bir tepki göstermeyeceği bir ortamda; neydi ozanlara, yazı çizi adamlarına, sanatçılara karşı duyulan bu kin, bu öfke; gösterilen bu sonu gelmez gaddarlık?
Yanıtını en iyi bilenlerden biri Murat Belge...
***
Attilâ İlhan'ın yalnızlıklardan ibrişimlenip, yürekleri sarmalayarak uzaylara uzanmış şiirleri...
Ve o derinliklerdeki yalnızlığın, dış görünüşlerle kendince hedeflendirdiği politika odaklarına özel füzeler halinde yansıması...
Doğrusu çalışkandan da çalışkan, doğurgandan da doğurgan bir sanatçıydı Attilâ...
***
Çine-Yatağan arasındaki garip kayalar, 595 milyon yaşındaymış...
İnsanoğlu ise, uzunca yaşadığı zaman dahi, 4 bin 500 hafta kadar yaşıyor...
Hiç değilse ışıklı bir iz bırakarak geçip gitmek, Attilâ İlhan gibi...
c.altan@prizma.net.tr
|
|