Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 16 Ekim 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Nasıl bir çocuk istiyoruz?

Satır Arası / Deniz Sipahi

Geçen gün ilginç bir haber geldi önüme. Haberin yapıldığı yer Sivas... Kızılay Sivas Şubesi ve Sivas Sosyal Hizmetler Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Aile Danışma Merkezi, sokaklarda çalışmak zorunda kalan çocuklarla ilgili bir tespit çalışması yaptırmış.
Ardından da harekete geçen yetkililer, 36 çocuğun sokaklardan kurtarılmasıyla ilgili bir proje başlatmışlar.
Projeye göre çocukların ailelerine ulaşılmış ve yetkililer özellikle babalarının ikna edilmesi için turlara başlamış.
Elde edilen bulgular doğrultusunda bu ailelere uzman psikologlar tarafından grup terapileri uygulanmış.
Genel anlamda toplumda çocuğun sokakta çalıştırılması ekonomik yetersizlikten dolayıdır.
Ancak Sivas'ta alınan bilgiler herkesi bir hayli şaşırtmış.
Meğer aileler çocuklarını; "para kazanmayı öğrensin", "gözü açık olsun", "hakkını korusun" gibi yaklaşımlarla çalıştırıyorlarmış.
Bu 36 çocuğun tamamı ilköğretim seviyesindeki çocuklar... Yüzde 95'i erkek, yüzde 5'i ise kız...
Sivas'taki bu fotoğraf aslında büyük şehirlerimizde çok farklı değil.
* * *
Hatta benzer ruh halinin buralarda da rastlandığını söyleyebilirim.
Yani çocuğun gözü açık olsun, uyanık olsun...
Peki bu çocukların aslında nerelerde olması gerekir?
Özel eğitim uzmanı Yusuf Gündüz diyor ki...
"Bizim ülkemizde kimilerine göre eğitim yönlendirmedir. Kimilerine göre ise eğitim istendik davranışları çocuklara kazandırmasıdır. Her iki tanım da bilim çağının tanımı olamaz. Birincisi; pek güzel yeteneklerle doğan çocuklarımız, yetişkinlerin gösterdiği yönlerden daha güzel bir yöne giderek mutlu ve başarılı olurlarsa 'O yöne gitme' mi diyeceğiz onlara? İkincisi; doğuştan getirdikleri üstün yeteneklerle yetişkinlerin istediği davranışlardan daha üstün ve onurlu davranışlara ulaşan çocuklarımıza 'O güzel davranışlar istendik değildir' mi diyeceğiz?
Eğitim çocuğun doğuştan getirdiği yeteneklerini; kendiliğinden ve arkadaşları ile birlikte geliştirmesinin ortamını hazırlamaktır. Çocuk; yücelme, öğrenme açlığı, onur, gurur, paylaşma gibi pek güzel yeteneklerle birlikte dünyaya gelir. Bu yeteneklerin gelişmesini engellememek, çocuğa sunulacak en yararlı eğitim yöntemidir.
Eğer anne-babalar, iyilikler ve güzellikler yaşarsa çocuklarda bu iyilikler ve güzellikler arasında kendi benliklerine kavuşurlar. Kendilerine göre yetenekleri ve zeka işlevleri gelişeceğinden duygusal bozukluklarından da uzak kalırlar. Çocuklarımızın kendileri olması demek, iyilik ve güzelliklerin; güzel duygu, düşünce ve davranışların, hiçbir baskı olmadan, çocuklarımızın kendi kendilerine kazanmalarına olanak tanımak demektir."
* * *
Bir çocuğun karakterinin oluşumu, temel eğitiminin verilmesi için "yedi yaşı" bile geç buluyor uzmanlar.
Sonraki yaşlarda da temel üzerine bina çıkılıyor.
"Uyanık olsun" diye sokağa bırakılan çocuklar geleceklerini nasıl şekillendirecekler; anne babalar bunun hesabını kendilerine, topluma karşı nasıl verecekler?
Yusuf Gündüz bir anısını anlatıyor.
"1976 Temmuz ayında, İngiltere'nin Lancaster kentinde toplanan UNESCO seminerlerine çağrıldım. Bir komisyon toplantısında İngiliz bir bayan öğretmen, bir soru yöneltti bana. 'Türkiye bir İslam ülkesi olmasına karşın Avrupa Topluluğu'na girmesinin yarar ve sakıncaları nelerdir?'
Yarar yada sakınca sözcüklerine hiç değinmeden bireydeki duygusal aşamaları temel alarak yanıtladım soruyu. Doğaçlama oldu... Çocuk anne sevgisiyle doğar.
İki yaşına geldiğinde aile sevgisi, altı yaşında arkadaşlık, on iki yaşında milliyetçilik duygusu oluşur. (Din duygusu da bu dönemde doğar.) On beş yaşında ulusal duygu, on sekiz yaşında toplumsal duygu (hümanizm),
25 yaşlarında da evrensel duygu aşamasına ulaşır birey. Bilinçli ya da bilinçsiz; çağdaş, olgun, evrensel her insan yaşar bu aşamaları. Türkiye 1920'lerden bu yana yaptığı çalışmalarla bu aşamalara kavuşmuştur. Bu aşamaları yaşayan kişi ve toplumlar sağlıklı iş birliği yapabilir..."
* * *
Çocuklarımıza sahip çıkalım.
O yüzden anneler babalar; nasıl bir çocuğa sahip olmak istediğimize önceden çok önceden karar verelim.

BİR BAŞKA GÖZLE
Kadın ve erkeğin farklarının temeli

Kadın ve erkek arasında anatomik, fizyolojik, hormonal gibi birçok fark varsa da bunların temelinde yatan, doğanın insanın dişisine ve erkeğine yüklediği tarihi görevlerdir.
Erkek avcı, kadınsa toplayıcıydı. Bu işbölümünün amacı diğer tüm türlerde olduğu gibi türün devamını sağlamaktı.
Erkeğin görevi avlanarak evin yiyecek gereksinimini karşılayıp dış tehlikelere karşı korumakken, kadının görevi barınağı yaşamaya uygun hale getirmek, çocuklara bakmak ve korumak, olgunlaşan meyve ve sebzeleri toplamaktı.
Kadın ve erkeğe yüklenen bu görevler her iki grubun yeteneklerini ve ilgi alanlarını etkilemeyi bugün de sürdürmektedir.
İş hayatında kadın ve erkeklerin daha başarılı oldukları alanlar vardır.
Toplayıcı kadının temel işlevlerinden olan küçük çocukların eğitimine yönelik anaokulu öğretmenliğinde bir erkeğin başarı şansı, avcılığın temel özelliklerinden hız ve koordinasyon yeteneğini gerektiren Formula 1 yarışındaki kadın pilot kadardır.
Evde meyve soyma ve sebze yemeği yapma işi genellikle kadındayken, en maço erkeklerin bile et ve balık pişirmekten (veya çiğ köfte yapmaktan) gocunmamaları ilginç değil mi?
Dünyadaki senfoni orkestra elemanlarının yaklaşık yarısı kadın iken, kadın orkestra şeflerinin sayısının son derece düşük olma nedeni araştırmaya değer; bunlardan birinin Türk olması (İnci Özdil) ise gurur verici.
Avcı veya toplayıcı olmamız alışkanlıklarımızı da etkiliyor. Bir araştırmaya göre alışverişte 10 erkekten 7'si "avcı", 10 kadından 8'i ise "toplayıcı" rolünü benimsiyor.
"Toplayıcı" kadınlar ilgilerini çeken bir şey görene kadar vitrinlere bakmayı seviyorlar; birçok yeri dolaşıp fiyat karşılaştırması yaptıkları için, aynı mala erkeklerden yüzde 10 daha az para harcıyorlar. Alışverişi görev olarak algılayan "avcı" erkeklerse ne alacaklarını bilerek alışverişe çıkıyor, gidip büyük bir mağazadan hızla gereksinimlerini alıyorlar.
Kadınların pek anlam vermediği futbol tutkusu veya kumar alışkanlığı avlanma içgüdüsünün bir dışavurum biçimi; erkeklerin bir türlü işlevlerini anlayamadıkları koltuk ve kanepe köşelerindeki oradan oraya taşınan küçük yastıklarsa kadınların derleyip toplama içgüdülerini tatmin araçları olabilir.
Son söz...
Kadın ve erkek birbirinin aynı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır; yetkin insan olmanın yolu ise içimizdeki hayvanı öldürmekten geçmektedir.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden)

dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
Nasıl bir çocuk istiyoruz?
İftar sofraları





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Deniz Sipahi
İsmail Sivri

© 2005 Milliyet