|
Çuvaldızın deliğinden iğne geçirmek...
Türkiye'de de rastlanan kuş gribi virüsü; aşırı mı abartıldı, aşırı abartılmadı mı; halkın paniklemesi, boşuna mıydı, değil miydi; kümes hayvancılığı sektörünün zora düşürülmesi yersiz miydi, değil miydi?..
Sürüp gidiyor açıklamalar, dikkatli olma uyarıları, AB uzmanlarının duruma el koyduğu haberleri...
***
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, trafik kazalarında, saat başı bir insanın ölmesi neden kimsenin kılını kıpırdatmazken; Manyas'ın Kızıksa beldesinde kuş gribi virüsünün ortaya çıkması, beklenmedik bir telaşa verdi ortalığı?
Hoca:
- Herhalde, demiş; trafik kazaları sofrada olmadığı için...
- Ancak Avrupa da çok tedirgin, bizde ve Romanya'da aynı ölümcül virüsün görülmesinden. Ne dersin, sonu nasıl gelecek bu virüs hikâyesinin?
Nasreddin Hoca gülümsemiş:
- Hıçkırık tutmuş bir kekemenin hikâyesine benzeyecek o da, demiş.
- Neymiş hıçkırık tutmuş bir kekemenin hikâyesi?
- Ah ah, anlatmayı çok isterdim, şayet bir türlü sonu gelmeyen bir hikâye olmasaydı...
***
Borazan Tevfik, "medeniyetler çatışması"nın, "medeniyetler buluşması"na dönüştürülmesi konusunda bir konferans veriyormuş:
- Efendim özellikle bizim medeniyetimizin ne olduğunu; elle tutulur, gözle görülür bir duruma getirip somutlaştırmak gerekir. O zaman Avrupalı kardeşlerimiz, daha iyi anlarlar medeniyetlerimizi nasıl buluşturacağımızı.
Sonra da en kestirme örneklemenin ne olduğunu açıklıyormuş:
- AB üyesi ülkelerin başkentlerinde, son 80 yılda toplattığımız, yasakladığımız, mahkemeye verdiğimiz yerli ve yabancı yazarların kitaplarını, tiyatro oyunlarını sergilemeliyiz. Adamlar önce anlasınlar kendi medeniyetimizi, sakıncalı düşünce güvelerinden korumak için neler yaptığımızı...
Dinleyicilerden biri sormuş:
- Peki buluşma nasıl olacak?
- Buluşma pisuarlarda olacak. Erkeklerin ayakta çiş etmesinin bizde de artık günah sayılmadığını görerek... Ve kesinleşecek, çağdaş uygarlık düzeyine şimdiye dek "sözde" yaklaşmışken, bundan böyle "özde" yaklaştığımız...
***
Bilimsel çevrelerde, Tanzimat'tan bu yana yerli yersiz atılan sloganlar hakkında bir doktora tezinin yapılmamış olması, büyük bir eksiklik olarak görülüyormuş ve ünlü sloganlardan bazı örnekler de veriliyormuş:
"Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var."
"Girit bizim canımız, feda olsun kanımız."
"Kopsun seni Fikret diye alkışlayan eller."
"Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır, kahrolsun komünistler."
"Ya taksim, ya ölüm."
"Moskova'ya, Moskova'ya."
"En büyük Türkiye, başka büyük yok."
***
Bir bulmaca:
- "İmaj"la bekâret arasında ne fark vardır?
Yanıt:
- Hiçbir fark yoktur. İkisi de er geç bozulur...
***
Politikacının biri dert yanıyormuş:
- Politikacıları yalancılıkla suçlamak kolay da; söylediklerinin gerçekten yalan olup olmadığını kanıtlamak kolay değil. Örneğin biri bana:
"- Elimdeki çanta bomboş içinde hiçbir şey yok, dese... Ben de çantayı alıp açtığımda içinden bir fil çıksa; hangimiz yalancı oluruz; o mu, ben mi?
Politikacının dertlenmesi haklı; gerçekten kimse karar veremiyor, kimin yalan söylediğine...
***
İktidarla muhalefet üstüne anlatılan bir fıkra:
Bebekler için oturakların da bulunduğu ünlü bir otele, şakacı iki arkadaş gitmiş...
Arkadaşlardan biri, çaktırmadan ötekinin odasındaki oturağa bir şişe köpüklü bira dökmüş.
Ve az sonra arkadaşı, elinde oturakla koşup gelmiş yanına:
- Sözde ünlü otele geldik, demiş; rezalete bak, oturağı bile temizlememişler...
Beriki, eline almış oturağı:
- O kadar öfkelenme, demiş; bak ben nasıl içiyorum onu...
Arkadaşı:
- Harikasın, demiş; keşke öfkemden işemeseydim içine demincek...
***
Philippe Soupault'nun, ressam Francis Picabia'nın "mezar taşı" olarak yazdığı, Orhan Veli çevirisi, bir şiirle bitirelim yazıyı:
Niçin
Seni mezarına dört köpeğinle
Bir gazeteyle
Ve şapkanla gömmelerini istedin
İstedin ki taşına şunu yazsınlar
İyi seyahatler
Bir şey değil öteki dünyada da deli zannedileceksin
c.altan@prizma.net.tr
|
|