|
AB üyeliği, İstanbul depreminden önceye mi, sonraya mı rastlayacak?..
Artık Türkiye'deki "yaşam kalitesi"ne karşı en sarsıcı muhalefet; medeni cesaret sahibi birkaç bilim adamıyla, üç-beş kalemden değil, depremlerden gelmede...
Pazartesi sabahı Ege Bölgesi de öğleye kadar 5.6, 5.7 ve 5.9 büyüklüğünde depremlerle sarsılınca; özellikle İstanbul'da yaşayanların gözleri yine fal taşı gibi açıldı.
İzmir, Seferihisar ve Urla'da, bazı okullar da dahil, birçok binanın duvarları yine çatlamış; sarsıntılardan paniğe kapılan 40'a yakın vatandaş, üst katlardan sokağa atlayarak hastanelik olmuştu.
***
Bir deprem bölgesinde yaşadığımızı ne Osmanlı padişahları biliyordu, ne İttihatçılar, ne de Cumhuriyetçiler...
Garip bir babalanma ve böbürlenme ötesinde; depremlerde, yangınlarda, su baskınlarında, salgın hastalıklarda; yüz binlerce insanın nasıl pesperişan olduğu ne yönetici kadroların umurundaydı, ne de belaya, felakete, afete uğramamışların... Kimsenin kimseden haberi olmadığı dönemlerdi.
Henüz daha piyasaya; "Türk milletinin gücü, bütün bunların üstesinden gelmeye kadirdir" nutukları da, sürülmeye başlamamıştı.
***
1939 yılının sonunda, bendeniz 6'ncı sınıftayken; neredeyse Pakistan'dakiyle eşdeğerde bir Erzincan depremi olmuştu.
Erzincan'ın nüfusu o tarihte ne kadardı bilemiyorum; depremin Richter ölçeğiyle 8 şiddetinde olduğunu, 33 bin kişinin öldüğünü, 100 bini aşkı binanın yıkıldığını da yıllar sonra öğrenebildik.
***
Köylülüğü aşamamış yığınlar, gazete okumadığı ve basını ödeyen bir piyasa yaratamadığı için; basın da, kendisini ödeyenlere göre çıkıyordu. Yani Ankara'daki egemenlere göre...
Şayet son 80 yılda "örtülü ödenek"le, "resmi ilanlar"dan, basın sektörüne neler aktarılmış olduğu saydamlaşsa; küçük dilini yutmamış keçilerle danalar bile kalmaz ortalıkta...
***
Akıl; hem elektrik, elektronik, atom ve güneş enerjisi gibi "Kozmos verileri"ni, insan yaşamını kolaylaştırmaya dönük olarak kullanma yeteneğidir; hem de, veba salgını, yıldırım düşmesi, deprem, su baskınları gibi "Kozmos belaları"ndan kendini korumaya dönük önlemler alma yeteneği...
"Türk milletinin gücü, bunların hepsinin üstesinden gelmeye kadirdir" türü nutuklar; "aklın tutarlılığı"yla ilişkisi olmayan, demagojik tatavalardır sadece...
Köylülükten kentliliğe yeterince geçilemediğinde; tatavalar tayfasının icat ettiği tabularla dogmalara, kuşkuyla bakan yazı adamları da hemen lanetlenir; "görüntü"nün arkasındaki "öz gerçeği" saydamlaştırmayı hedefleyen bilimciler de, görmezlikten gelinir...
***
Bilime ilmikli teknolojik birikim ve aşamalarla; enerji kaynaklarının, üretimi artırmaya yönelemediği kapalı toplumlarda; yazıyla, çiziyle, öneriyle, uyarıyla köylülükten kentliliğe geçilemiyor.
Lenin de dahil, politikacıların çözebileceği bir kördüğüm de değil, bu garip sosyolojik bataklık...
***
Uzay çağıyla birlikte, yeni yeni billurlaşmaya başlayan "küreselleşme" süreci, köylülüğü de kentleştirme peşinde...
Birçok yerde olduğu gibi, bizde de tatavacılar, karşı çıkıyorlar küreselleşmeye.
Karşı çıkıyorlar çünkü, "Türk milleti her türlü zorluğun üstesinden gelmeye kadirdir" cümlesiyle, beleşinden saltanat sürme dönemi kaymaya başlıyor ayaklarının altından...
***
Artık besbelli ki, bir İstanbul depremi yaşanacak... Yarın yaşanacak, 50 yıl sonra yaşanacak; ama mutlaka yaşanacak...
Şimdiye dek toplatılmış, yasaklanmış, engellenmiş kitaplarla tiyatro oyunlarına ve "tu kaka" edilmiş yazı adamlarına karşın; bir kez daha burun buruna geleceğiz kendi sütrelenmiş gerçeklerimizle...
"Türke Türkten başka dost yok" mu; yoksa Türk, Türkü de alabildiğine kazıklar mı, iyice çıkacak su yüzüne...
***
Avrupa Birliği'ne üyeliğimiz, İstanbul depreminden önce mi gerçekleşecek, yoksa sonra mı?
Ne tarikat şeyhlerinin, ne aşiret beylerinin, ne parti liderlerinin, ne üst düzey militerlerin, ne hamaset tatavacılarının yanıtını verebileceği bir soru işte...
***
Ancak efendim, ancaaak...
AB üyeliğimiz, İstanbul depreminden önce gerçekleşebilirse; depremle, Pakistan'a benzer bir manzara çıkmayacak karşımıza...
Daha önce gerçekleşemezse, nelerle karşılaşılacağını yaşayanlar görecek...
***
Böylesi bir gerçekçiliği kulak ardı edenler, yine vakit geçirebilirler eski tatavalarla:
- Türkiye'nin jeopolitik durumu; bizim için ayrı bir özellik yaratmakta; "Çerçeve Belgesi"ne boynu bükük "evet" diyenler; öğrenmeliler gururumuzla, onurumuzla, şerefimizle, haysiyetimizle, şanlı tarihimize layık bir şekilde masaya yumruk vurmasını...
***
Öğrenmeliler tabii de; bu arada, konut alımlarının yoğunlaştığı ve kentleşme sürecinin hızlandığı bir dönemde, depreme dayanıklı bina yapmasını ve ormanları yok edip, gölleri bok bataklığına çevirmemesini de öğrenmeliler...
Ha sahi, bir de önüne gelene "hain-i vatan" dememesini...
c.altan@prizma.net.tr
|
|