Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 20 Ekim 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Aldatmada Avşar kriterleri
Seks serbest sevda yasak!

Hülya Avşar ihanetin sınırlarını "Sevişsin ama sevmesin" diye çiziyor. Cinsellik tekelinden -biraz da mecburen- vazgeçerken, sevgi tekelini hâlâ elinde tutmaya çalışıyor

can.dundar@e-kolay.net

Bugüne dek, lanetli bir parola gibiydi "ihanet"... Varlığı bilinen ama öyle uluorta bahsedilmeyen bir tarikat şifresi sanki...
Bir yeraltı çetesi ya da tehlikeli bir virüsmüşçesine kulaktan kulağa fısıldanır, ses biraz yükseldi mi mevzu kapatılırdı.
Konu komşu dedikoduları, eş dost duyumları, sıkı sıkı incelenen internet mesajları veya telefon dökümleri, ansızın gelen ve geceyi zehreden hasret mesajları...
Pek çok evde kadınlar buna benzer sahneler yaşıyor, ama pek azı bu kanıtları ayrılık gerekçesi yapıp mahkeme önüne taşıyordu.
Çoğu sineye çekiyor, çaresizliğin kuyusuna gömüyordu ihanet belgelerini...
Ve ailenin kırık kolları, delik deşik yenler içinde dipdiri görünmeye çalışıyordu.

Evliliğe taarruz
Bu evcilik oyununu Hülya Avşar bozdu.
Biraz da statüsünün sağladığı özgüvenle herkesin ağzında yuvarlayıp gizlediği "Kral çıplak" havadisini bağıra çağıra verdi:
"Evlilik doğaya aykırı... Yaşama zevkini bitiriyor" dedi.
Bu durumun, ihaneti kaçınılmaz hale getirdiğini söyledi.
Eşlerin -bazen farkında bile olmadan- durumu kabullenip ihanete göz yumduklarını ekledi.
Milyonlarca kadının "zımni onay"ını tescilledi.
Buraya kadar iddialı, cesur, radikal yorumlar...
Ama sonrası...
Kısmen çaresizliğin, kısmen de "aşiret"ten miras feodal kültürün yansıması...

"Çaktırmasın"
Avşar kızı geçen hafta Ahmet Hakan'a "Erkek aldatır, önemli olan çaktırmaması" dedi.
Bu bilip de görmezden gelme tavrı, Avşar'ın, bitiş düdüğünü çaldığı evliliği sürdürebilmek için sarıldığı yegane urgan gibi görünüyor.
Bir kuşak önce dile bile getirilmeyen, bir kuşak sonra ise belki gülünç gelecek olan bir "mecburi hizmet"in, ikiyüzlülükle aşılma çabası var bu kabullenişte...
Sonraki cümle, ilişkiler açısından daha da acıklı:
"Tek gecelik kaçamak için yuva yıkmam. Ama sevdiyse durum başka..."
İşte burada hazin bir ikilem var:
Oldum olası erkeğin, sevmeden seks yapabilme "becerisi"ni ayıplayan kadın, burada o "ayıbı" kendi avantajına çevirmeye çabalıyor.
İhanetin sınırlarını "Sevişsin ama sevmesin" diye çiziyor.
Cinsellik tekelinden -biraz da mecburen- vazgeçerken, sevgi tekelini hâlâ elinde tutmaya çalışıyor.
Bu formülün dile getirilmesi bile "Evlilik doğaya aykırı" hipotezini doğrulayan bir kanıt...

Bir küvet hikayesi
Bu sözleri okuyunca Süleyman'la Fahire'yi hatırladım.
Nâzım "Bir Küvet Hikayesi" şiirinde anlatır onları...
Fahire kocasının ihanetini öğrenir. Onu eve çağırır ve "Doğru mu?" diye sorar.
"Evet" der Süleyman...
Rahatlar Fahire... Keser ağlamayı ve ayrıntıya girer:
"- Nerde buluşuyordunuz?
- Bir otelde...
- Beyoğlu tarafında mı?
- Evet.
- Kaç defa?
- Ya üç, ya dört.
- Üç mü, dört mü?
- Bilmiyorum."

"Bunu sevdin demek"
Şiirin bir yerinde Nazım o zor soruyu sordurur kadın kahramanına:
"- Çok mu seviyordun?
- Sevmek mi? Hayır...
- Başkaları da var mı?
- Yok."
Bu yanıtı alınca da şöyle der Fahire:
"Bunu sevdin demek... Başkaları da olsaydı daha rahat ederdim..."
Farklı yetiştirilme tarzlarından olsa gerek:
Erkek "Sevse de sevişmesin" derdinde;
Kadın "Sevişse de sevmesin"e razı...
Oysa sevmeden sevişmekle, sevişmeden sevmek aynı sakat doğumun ikizleri değil midir?

Kutuyu kim teslim aldı?

Bürokrasi içinden bir tanıdık geldi geçen gün:
"Sakal-ı Şerif olayında faili ele verecek ayrıntıyı atladınız" dedi.
"Nedir?" diye sordum merakla...
"Havaalanında objektiflere yakalanan sedef kakmalı kutuyu kim teslim alıyordu?" sorusuyla yanıtladı.
"Kim?" dedim.
"Koruma" dedi, sırrı dirhem dirhem vermenin tadını çıkararak...
"Kimin?" diye sordum.
Gülümsedi ve faile giden ipucunu verdi:
"Başbakanın..."

USTANIN ANISINA
Attilâ İlhan kimi düşünürdü?

Hafta sonu Bolu'da DİSK'in toplantısı vardı.
Değişik kesimlerden bir grup sendikacı, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, "Türkiye'nin sorunları ve solun geleceği"ni tartışmaya davetliydik.
Sol elimizin nicedir güçten düştüğü bir vakitteydik.
Kimi eski polemikleri getirdi yanında; kimi bayat küskünlükleri, kimi derin hayal kırıklıklarını ya da taze umutları...
Ben yeni yitirdiğimiz ustanın bir şiirini götürdüm.
Gençliğinde siyasi nedenle dayak yemiş herkesin başucu şiirini...
"Beni bir kere dövdüler, çok gözlüklüydüm" diye başlayan o muhteşem Attilâ İlhan şiirini:
"boş yerlerime vurdular yumrukları duruyor
gecenin bir saatinde gizlice kustum
bir böcek yürüyordu boynumdan içeri
burnum mu kanıyordu ağlıyor muydum
büyükdere'de dövdüler emirgan ve birileri
ayıran eden çıkmadı susadım su veren yok
kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
çocuk sıcaklığına sığınıp uyumayı
omzum bir vakit tutmadı dişlerimi tükürdüm

fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum
daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
hiç kimse o halimle görsün istemiyordum
eczane aramak filan aklımdan geçmedi
sıcak bir şeyler içmek otelde motelde
kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
dağılmış suratımı avuçlarına saklamayı
ağlamayı düşünürdüm kimbilir belki de
bir vakit omzum tutmadı dişlerimi tükürdüm

beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm
daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
büyükdere'de dövdüler emirgan ve birileri
senin için dövdüler dişlerimi tükürdüm"
***
"Meraklısı için notlar"a bakılırsa şiirde "dayak yiyen", fikirleri yüzünden gazaba uğrayan aydındır.
Ya dişlerini tükürürken sıcaklığına sığınıp uyumayı, avuçlarına saklanmayı düşündüğü?
"Senin için dövdüler" dediği o küskün sevdalı, ihtimal o dönem kavgalı olduğu devrim düşüdür.
***
Biz de "çok gözlüklüydük" hafta sonu...
Çokça dayak yemiştik, omzumuz tutmuyordu.
Ayıran çıkmamıştı; su veren de...
Üstelik bir kısmımız kesmişti bıyığını, kavgalıydı "devrim"le...
Dişlerimizi tükürüp onu düşündük, tartıştık yine de...


PAZAR
"İstanbul'da kalmam Roger'ı mutlu ederdi"
Yeni bir hayata doğru
"İktidarın bir süre için verildiğini bilen biriyim"
"Aşkı hangi dilde anlattığınızın önemi yok"
Alfred Nobel'in 104 yıllık özürü
"Ülkemiz defolu çok Alman çoban köpeği var"
Şampiyonların geri dönüşü
Kahkaha dolu bir festival
"Elektronik spor" seçmeleri yapıldı
"Siz hiç hayatınızda 'Şu kadının kaburgası olmasa ne güzel olurdu' diyen birine rastladınız mı?"
Az dolaşmadım kasabalarında
"Babamız bu hamburgeri bulmak için 20 sene uğraştı"
Yürüyüşçülerin gözdesi: Kıyıköy
Uygun ilaç peşinde
Seks serbest sevda yasak!
Jüpiter Akrep'te
Lüks lokantalarda iftar modası
Çarmıha gerilen Kate
İlhan görevini yapmıştır
Karadenizliler daha çok iyotlu tuz tüketmeli
Talih kuşu grip oldu
Şiirinin içinde güneş duruyordu
Sahte içki korkutuyor





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet