Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 20 Ekim 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Şiirinin içinde güneş duruyordu

Attilâ İlhan'ın "Pia"sını ezber ettikten sonra ben de bir "Lucia" yazmıştım. Baştan aşağı öykünme, özenti...



Tam kitap yazısı için masaya oturduğum sırada öğrendim: Attilâ İlhan'ı yitirmişiz. Bu hafta, beni bağışlayın, Özen Yula'nın, Paulo Coelho'nun kitapları üstüne izlenimlerini erteleyeceğim. Attilâ'dan, onunla ilgili birkaç anımdan söz edeceğim.
İlkgençliğimin erişilmez şairiydi Attilâ. Nereye gitsem "Sisler Bulvarı" kitabını cebimde taşırdım. Antep'te Cevat Özer'le, İstanbul'da Anıl Meriçelli'yle döner döner okurduk: "elinin arkasında güneş duruyordu / aylardan kasımdı üşüyorduk"... "size mırç derdik / parmaklarınızla oynardınız"...
"Pia"sını ezber ettikten sonra ben de bir "Lucia" yazmıştım. Kaynak dergisinde yayımlandı. Okur önüne çıkan ilk şiirimdi. Baştan aşağı öykünme, özenti.
Saçlarımızı Attilâ İlhan'ın fotoğrafındaki gibi savurmaya çalışır, siyah balıkçı kazak giyerdik.

Şiirleri o seçiyordu
Şiirlerim dergilerde yeni yeni yayımlanmaya başlamıştı. Pazar Postası'nın çiçeği burnunda şairleri arasındaydım. Salim Şengil'in Seçilmiş Hikâyeler Dergisi'ne de birkaç şiir gönderdim. Yayımlanacak şiirleri Attilâ İlhan'ın seçtiğinden haberim yoktu.
Bir gün yolum Baylan'a düştü. Baylan'da, başta Ahmet Oktay, Mavi'ciler toplanırdı o zamanlar. Biz Beyazıt-Aksaray kahvelerini mesken tutmuştuk...
Bir masaya çöküp çayımı söyledim. Baktım, az ötede Attilâ İlhan oturuyor. İşaret etti, beni çağırdı yanına. Gittim.
"Şiirlerini aldık" dedi gülümseyerek. Ceketinin iç cebinden şiirlerimi çıkardı. Onları sevdiğini, dergide toplu olarak yayımlayabileceklerini söyledi. Genç bir şair için inanılmaz şey... Üstelik bunları Attilâ İlhan'dan duymak!
"Yalnız" dedi, "Sen Pazar Postası'na da şiir gönderiyorsun. Bir seçim yapacaksın, ya Seçilmiş Hikâyeler ya da Pazar Postası."
Şiirlerimi masaya, elini de şiirlerimin üstüne koydu. Yine gülümseyerek yüzüme baktı.
Elimi uzattım, kağıtları çektim. "Pazar Postası" dedim.
Kızmadı. Kardeşinin yaramazlığını bağışlayan bir ağabey gibi gülümsedi yine.

Bir romanla çıkageldi
Attilâ'yla dost olduk sonra. Bazen yıllar süren aralarla karşılaştık, çene çaldık. Bir keresinde İzmir'de yönettiği ve köşe yazıları yazdığı Demokrat İzmir gazetesinde ziyarete gitmiştim onu. Tiyatro oyunculuğu yapıyordum. İzmir'de turnedeydik. Attilâ, Ali Kaptanoğlu takma adıyla senaryolar da yazıyordu. "Madem oyunculuğa bulaştın, gel seni Yeşilçam'a atalım" dedi. "Jönün arkadaşı olursun. Kadir Savun gibi."
Güldüm, "Ben tiyatrodan kurtulmaya bakıyorum, başıma bir de sinema çıkarma" dedim.
En sık da Milliyet Yayınları dönemimde karşılaştık. Sanat Olayı'nda şiirlerini, yayınlar arasında kitaplarını yayımladık.
Günün birinde bir romanla çıkageldi. "Hemen basarız" dedim. "Adı ne?"
"Daha kesin karar vermedim" dedi. "Aklımda iki ad var. Biri..."
Şimdi hatırlamadığım bir ad söyledi.
"Öteki?"
"Fena Halde Leman."
"Hiç düşünme" dedim. "Romanın adını koymuşsun bile."
Kısa süre içinde yayımladığımız "Fena Halde Leman" ortalığı kasıp kavuracaktı. Attilâ'nın öteki kitapları gibi.

Fiyakalı bir şairdi
Şiir bir bakıma fiyakadır bence. Bu işi de Attilâ İlhan kadar ustalıkla yapan pek az sanatçı vardır. Fiyaka dersen, kesinlikle bir küçümseme gelmiyor aklıma. Cemal Süreya, Can Yücel az mı fiyakalıydı? Ezberinizi bir yoklayın, dilinizin ucuna gelecek dizelerin çoğu basbayağı fiyakalıdır. Yalınlık fiyakayı engellemez. Nice çabalardan geçilerek varılmış "usta yalınlığı" bile başlı başına fiyakadır.
Fiyaka derken, "caka satmak" aklımın köşesinden geçmiyor elbet.
Attilâ İlhan'ın fiyakası kitaplarının adlarından başlıyordu: "Sisler Bulvarı", "Yağmur Kaçağı", "Ben Sana Mecburum".
Şiir okuyuşu da fiyakalıydı doğrusu. Onu, sanırım 1959'da, Eminönü Halkevi'ndeki bir edebiyat matinesinde dinlemiştim ilk. Sahneye çıkmış, dinleyicileri şöyle bir süzdükten sonra uzun atkısını arkaya savurmuş, gözlerini kısarak başlamıştı okumaya: "Elinin arkasında güneş duruyordu..."
Biraz sonra da şiir kasetini dinleyeceğim. Kendi sesinden şiirlerini. "Ben Sana Mecburum"u. İçlerinde güneş duran 16 şiir. Attilâ eski Attilâ. "Pia" eski "Pia". Dinlerken ben de ilkgençliğimin eski Ülkü'sü olacağım.



PAZAR
"İstanbul'da kalmam Roger'ı mutlu ederdi"
Yeni bir hayata doğru
"İktidarın bir süre için verildiğini bilen biriyim"
"Aşkı hangi dilde anlattığınızın önemi yok"
Alfred Nobel'in 104 yıllık özürü
"Ülkemiz defolu çok Alman çoban köpeği var"
Şampiyonların geri dönüşü
Kahkaha dolu bir festival
"Elektronik spor" seçmeleri yapıldı
"Siz hiç hayatınızda 'Şu kadının kaburgası olmasa ne güzel olurdu' diyen birine rastladınız mı?"
Az dolaşmadım kasabalarında
"Babamız bu hamburgeri bulmak için 20 sene uğraştı"
Yürüyüşçülerin gözdesi: Kıyıköy
Uygun ilaç peşinde
Seks serbest sevda yasak!
Jüpiter Akrep'te
Lüks lokantalarda iftar modası
Çarmıha gerilen Kate
İlhan görevini yapmıştır
Karadenizliler daha çok iyotlu tuz tüketmeli
Talih kuşu grip oldu
Şiirinin içinde güneş duruyordu
Sahte içki korkutuyor





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet