|
 |
|
|
İlhan görevini yapmıştır
Çok uzun bir yazı hayatı oldu Attilâ İlhan'ın. Yaşarken yüceltildi; zor beğenenler bile kendisine hayranlıklarını sundu. Özlenen ve gelecek kuşakların da bildiği bir şair olarak kalacağına hiç kuşku yok
Fax: (0312) 427 20 64
Türk dilini çok iyi kullanan ve şiiri eski rüzgarların sayesinde çağdaşlaştıran bir usta olduğunu biliyoruz. Attilâ İlhan için "Çok genç öldü, kendisinden çok şey bekliyorduk" gibi bir değerlendirmeye itibar edemeyiz, yersiz olur. Yazdıkları ve konuştuklarıyla son derece etkili olduğu da açık. Kısa sayılamayacak bir ömrü disiplinli olarak geçirdiği, çok yazdığı ve topluma karşı görevini yaptığı açık. 1925 doğumluydu. Bu demektir ki Osmanlı dünyasından kopuk bir nesildendi. Fakir Türkiye'nin genci olduğu için Batı'ya gidip eğitim görme şansını da çok geç yakalamıştır. Şiirdeki bu yeni ve özgün üslup sahibinin eski şiiri iyi bilenlerden olması şaşırtıcıdır. Maalesef eski edebiyatı hiç tanımayan kuşakların şair olduğu bir ülkede Attilâ İlhan'ın örnek olmasını dileriz ama onu örnek alanların ciddi bir edebiyat eğitimi ve kişisel gayretle bu çizgiye ulaşabilecekleri de bir gerçektir.
Umumi arzuya uymadı
Benim 35 yıldan beri izlediğim kadarıyla umumi arzuya uymayı kabullenemeyen bir aydın olmuştur. Sağın ve solun en bağnaz olduğu yıllarda ve maalesef kendini sansürlediği zamanlarda dahi etrafına zıt fikirler ileri sürüp gözlediklerini ortaya koymayı bir geçim yolu değil ama aksine bir düşünürün seçimi olarak benimsemiştir. Bir tanesi Türkiye'nin gelişme ve ilerleme kaydettiğini birçok insandan daha önce görüp belirtmesidir. 1970'li yıllarda bize Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki Türk girişimini ve dinamizmini anlatıp yorumladığında dostum Özer Ergenç ve ben inanılmaz gözlerle dinledik. Attilâ İlhan Başbakan Demirel'in demeçlerini niye tekrarlıyordu ki diye birbirimize sorduk. Lakin bu sözlerinde o demeçlerden daha fazlası vardı. Bir müddet sonra, gördüklerimiz bu yorumu doğruladı. Demek ki yurtdışında olup bitenleri izliyordu. 5 bin kişinin inandığına 5001'inci olarak şüphesini ve muhalefet şerhini koyardı. Vakaları gözden geçirmeden mecburiyet tahtında düşünenleri bir hayli silkelemiştir. Dünkü tabular 1950 ve 60'lı yıllarda Arapça ve Farsça kelimeleri Türkçeden atmaktı. Karşı çıkmıştır. Bugün herkes Osmanlıcayı da yeni Türkçeyi de ayırt etmeden kullanıyor, çünkü bize kelime ve kavram lazım; neyimiz var ki ayıklayacağız? Eski edebiyatı sevmek ve bilmek gerektiğini, ancak o sayede yeniliğin yavanlıktan kurtulacağını öğretenlerden olduğunu sanıyorum.
Hayatında da kendine özgü bir tarzı olduğuna şahit oldum. Bir temmuz sıcağında sırtında ceketi ve başında kasketiyle yürüyüş yaparken rastladım. "Aman üstadım ne yapıyorsunuz?" dediğimde, bana "Ben İzmirliyim, bu sıcak bana bir şey ifade etmez" demişti. Vücudunu ve günlük alışkanlıklarını bile sert eğitimden geçirenlerden olduğu anlaşılıyordu.
Gözlemleri keskindi
Attilâ İlhan'ın hem çok benimsenen hem de kendisini seven okuyucularının bile itiraz ettiği yakın tarih yorumu; Atatürk ve İsmet İnönü devirleri arasına çizdiği sınırdır. Atatürk devrini ne kadar şairane ve görkemli bir üslupla çizdiyse, 1938-50 arasını da bürokrasinin tatsız ve muhtevasız despotizmi olarak niteler. Bu görüşünü tarih araştırmalarının kendisinden sonra kısmen desteklediğini belirtmeliyim. Tabii yine Attilâ İlhanlığı elden bırakmamıştır. Demokrat Parti dönemini de, İsmet Paşa döneminin anlayışının başka bir çeşitlemesi olarak yorumlar. Bu devamlılık tespitinde de haklı yönleri çoktur. Attilâ İlhan tarihçi değildir ama keskin gözlemleri vardır ve çok insanımızın aksine yaşadıklarını unutmaz, hekim dikkatiyle gözden geçirip değerlendirir.
Çok uzun yazı hayatı oldu, yaşarken yüceltildi; zor beğenenler bile kendisine hayranlıklarını sundular. Yazılarında ve konuşmalarında küstahlık emaresi görmedim, bunun gibi alkışın iğvasına kapılıp kitlenin esiri olduğu da haşa söylenemez. Bu halkın her kesiminin gösterdiği ihtiram, en azından görevini yaptığının göstergesidir. Hiç şüphesiz özlenen ve gelecek kuşakların da bildiği bir şair olarak kalacaktır.
|
|
|

|