|
 |
|
|
Gripli bir yazı
(Bu köşe 39 ateşle yazılmıştır)
Bir pazar CNN Türk'ten çıktım. Arabama atladım. Telefonlar yağmaya başladı.
Seni gördük.
Kimler arıyordu kimler...
İlkokuldan beri görmediğim bir sınıf arkadaşım bile aradı.
Pivot seyredilen bir programdı.
Bu kadar da mı çok hastası vardı.
Sonra Alman Lisesi'ndeki ilk sevgilim arayıp (En son Kasım 1984'te aramıştı.)
Kaya'yla (Çilingiroğlu) seni televizyonda gördüm deyince...
İş anlaşıldı.
Bir magazin programında Kaya'yla bir restorandan çıkarken görüntülendiğim 4-5 saniyeydi herkesin gördüğü...
40-50 dakikalık Pivot değil.
Manyak gibi seyrediyorduk kim kimle, kim kime ne dedi, kim neredeli programları...
Sonra manyak gibi oluyorduk...
* * *
Kaya'yla devam edelim.
O'na Hülya'yla niye boşandın, nedir bu Ferrari merrari diye sormayan tek kişi benim herhalde.
Bana şu Kaya niye ayrıldı diye sormayan tek kişi de Kaya'nın kendisi herhalde.
Bir defa telefon açtım.
Az mı uğraştınız önce 2'niz sonra 3'ünüz olmak için.
Hemen bozmayın.
Güzel bir 3'lüsünüz.
Hepsi hepsi bu...
Benim takıldığım da...
Birbirinden sıkılmaya o evde nasıl vakit bulabildikleri.
Bir gün 2. kattan 5. kata asansörle çıkmak istemiştim. (Evin içindeki asansör)
Çıkamamıştım.
Asansörü boş yakalayamamıştım.
Hülya Levent'te Kaya Sarıyer'de otursaydı hani ara sıra Nişantaşı'nda Akmerkez de karşılaşıp birbirlerinden bıkarlardı belki.
Ama o koca evde o kalabalıkta karşılaşamıyorlardı ki...
Ve o gece...
Yine aramayan kalmamıştı.
Televizyondaydın diyordu her arayan.
Yan aprtmandaki kapıcının köyden yeni gelen yeğeni bile camı tıklatmıştı.
Kaya televizyonculara yakalanmış, o anda da ben onu aramışım, bana da Ha Bilgin Ha Bilgin diye cevap veriyordu.
Hepsi 2-3 salise filan
Ve herkes 'O Bilgin'i' bile yakalıyordu.
Yuh yani.
Manyak gibi seyrediyorduk 'herşeyi'
Ve tabi manyak gibi oluyorduk.
* * *
TRT'de Stadyum'da bizim Erdoğan'a (Arıkan) İnşallah Aziz Yıldırım ve Ergun Gürsoy'un konuşmaları 0 reyting alır diyorum.
Böylece bir daha yayınlamayız.
Kimse de yayınlamaz inşallah.
3-5 kere yayınlanmayınca da...
Onlar da bir daha konuşmazlar zaten.
Öyle olmuyor tabi...
* * *
Fenerbahçe Başkanı, Saraçoğlu'nun ortasına bir masa iki iskemle koydurup Kutlualp'le orda konuşsa, o stat o diyaloğun bir kelimesini kaçırmamak için gerekirse servetinin yarısını bile verebilecek binlerle dolacak.
Meraklıyız...
Kim ne derse desin Fenerbahçe'nin başarılı Başkanı'nın, başkanlığı kırılırsa, kırılma noktası, o diyaloğun içindeki televizyonlara 2-3 saniye yansıyan o an olacak...
Tabi bence.
O 2-3 saniye her çağdaş Fenerbahçelinin kafasının bir köşesinde kaldı.
Yine bence.
Ve o 2-3 saniyeyi hiç unutmayacaklar.
Tabi yine bence.
Vücut dili başarılı bir başkana yakışacak zariflikte değildi.
Hoş da değildi.
Gözlerini iyice açmış, gözbebekleri salondaki Divan Kurulu üyelerini tek tek sanki tarıyordu.
Aziz Bey mutlaka bir iletişim danışmanıyla çalışmalı.
O'nun vücudunun dili, ritmi ve sinirlendiğindeki yüzünün ifadesi yalnız kendisini gerse, etkilese, bizce bir sorun yok.
Ama milyonları da etkiliyor.
Geriyor.
Yani sorun var...
Kim olursa olsun Fenerbahçe 'ye zarar vermeye çalışanları ezer geçerim gibilerinden birşeyler diyor Aziz Bey.
Fenerbahçe Başkanı'nın bizzat kendisi Fenerbahçe'ye zararlı olmaya başladığı anda, O'nu ezip geçecek biri var mı peki?
Yok.
Önce böyle birini yaratmalı.
Saygın ve sevilen 2. Başkanı Sayın Özdemir için 'Bana yalvardı Kutlualp'i öyle aldım' demesi de hoş değildi.
Nihat Bey de Aziz Bey böyledir deyip, uzatmayacak konuyu belli ki
Her Fenerbahçeli'nin yaptığı gibi.
Başkanları güçlü ve başarılı, işler de iyi gidiyor...
Başkanlarına saygı da duyuyorlar... Ne yapsınlar...
Kutlualp'e aile içinde kalması gereken konuları niye sağda solda konuşuyorsun derken, Fenerbahçe Başkanı'nın sözlerinin bütün televizyonların yayınlaması da işin trajik tarafı.
Hatta trajikomik tarafı.
Başkan burada da başarılı.
Bu ülkedeki herkes Fenerbahçeli ve biz büyük ve tek bir aileyiz demek istiyor belki de.
Kutlualp'e gelince.
İngiltere Başbakanı Blair'le kendisini özdeştirerek anlatması ise bu kulüplerin yöneticilerinin aynalarını bize gösteriyor.
Her şekilde Hakan Bey zeki, vizyonlu, bilgili bir yöneticiydi.
Keşke başkanıyla bir şekilde anlaşsaydı.
Zararından çok faydası olurdu.
Sonra Ergun Gürsoy'un konuşmalarını yayınlıyoruz Stadyum'da
Meyve veren ağaç taşlanır diyor Ergun Bey kendisine gelen tepkilere cevap verirken
O'nun söylediğini biz desek, bana ağaç diyorsunuz diyecek.
Bari hangi meyveyi verdiğini söylese de...
Yesek...
Ya da yemesek
Yöneticiler konuşmamalı profosyoneller konuşmalı diyoruz...
Diyoruz da...
Konuşması gerekenlerden biri olan Galatasaray'ın Sportif Direktörü sevgili Bülent Tulun da iki haysiyetli gol attık demez mi?
Hani Fenerbahçe'ye dokunduracak ya...
Sonra da bir Fenerbahçeli, Galatasaray'a dokunduracak.
Bu işin sonu nereye gider diye düşünen yok ki...
Semra Hanım'la bağlayalım.
Günlerdir Ata niye Adana'ya gitti diye anons ediliyor ekranlarda.
Bu ülkede Ata'nin niye Samsun'a çıktığını bu kadar merak eden var mı? Pes vallahi...
Emre Aköz gibi okuyan düşünen biri bile ne var bunlarda, merak etmeleri normaldir tuhaflık sende (bende) diyorsa...
Düşünün sorunun büyüklüğünü.
Evet ne tuhaflar...
BİLGİN'DEN
Heeey sen!
Bundan sonra...
Beni bir daha ya özlersen ara...
Ya da..
Arama.
Ben böyleyim ve buyum.
Gittikçe bana aliemden sonra en sevdiğim kişi olan rahmetli ilkokul öğretmenim Melahat Hanım'ı hatırlatıyorsun.
Onu da çok severdim.
O da çok hoş ve zarif biriydi.
O da çok özel biriydi.
Ama...
Rahmetli bazen çok uzatırdı.
Yani haybeden konuşuyoruz.
Ne sana faydası var ne bana...
Kazanan hep Turkcell oluyor.
Volkan için
Fenerbahçe kalecisi konsantre olamadım diyor, Schalke maçındaki ıskası için
Ne demekse...
O'nun konsantre olmasi için başka ne tür bir maç olması gerekiyor acaba.
O Fenerbahçe kalecisi, Türk Milli Takımı'nın da kalecisi, bizim kalecimiz.
İlk konsantrasyon eksikliği değil bu.
Beşiktaş maçında da 89'da Kleberson'dan taa uzaktan bir gol yemişti.
Sonra...
Golü yediğim anda bile kalan sürede golü atacağımıza emindim dedi. (1 dakika vardı)
Sonra Allah'tan Tuncay attı da...
Konya'da 3. golden sonra santraya doğru öyle bir koşup arkadaşlarının üstüne atlayıp öyle bir sevinişi vardı ki...
Bu kadarına gerek var mıydı?
Konya kalecisi, Milli takım'dan arkadaşıydı, meslektaşıydı, zaten o meşhur golü yemişti, yıkılmıştı
Daha yumuşak olabilirdi.
Konya'da da gece daha yumuşak bitebilirdi.
Evet bu ilk konsantrasyon bozukluğu değil.
İlk ıskası da.
SERİ İLANLAR
Pazartesi - Çarşamba 09.30 - 10.00 Radyo D'de
Cuma'ları ise Milliyet'teyiz (Başka şubemiz yoktur.)
İmza: Köyün Delisi
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|