Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 21 Ekim 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yağmuru durdurabilir misin?

Maç bitmiş, canlı yayında röportajlar var. Sıra Daum'a geliyor. Star TV'deki genç meslektaşımız, soruya "replik" vererek başlıyor:
"Yağmurlu bir hava, kaygan zemin, neler söyleyeceksiniz maç hakkında sayın Daum"?
Buyurun... Soru değil lokum.
Bahanesi içinde. "Tüm koşullar senden yana olduğu halde bu başa baş mücadelede üç puanı almamız gerekmez miydi" yerine, adeta "hava iyi olsa kaçmazdı bu maç" diyor ve onaylama istiyor Daum'dan.
Neden?.. Çünkü üç haftadır medyanın yoluna taş koyduğunu ima ediyor Daum.
Mesela Alman ZDF kanalına görüş verirken, kaçıp gitmek istediğini söylüyor Türkiye'den. Bıkmış eleştirilerden. ZDF muhabiri ne bilsin Fenerbahçe'nin eleştirmenlerin zorlamasıyla "çalışan bir makine" haline geldiğini. Takımın uzun süre tek orta sahayla oynadığını. Perişan olmadıysa, elindeki süper yeteneklere dua etmesi gerektiğini...

"Ben mi sorumluyum"
Neyse...
Kimse koskoca Fenerbahçe ile karşı karşıya gelmek istemiyor. Şayet Daum kaçmayı kafasına koyduysa bahane olmaktan kaçınıyor medya. O yüzden frene basıyor. Zaten pek eleştirilecek bir şeyi de yok ki takımın. Şahane stad, muhteşem seyirci, üst düzey futbolcular... Kulübe zaafı olmazsa maç kaybetmez Fenerbahçe kolay kolay.
İşte bu koşullarda, Star TV'deki meslektaşımız adeta teknik direktörün üzüntüsüne ortak olmaya çalışan tavırla önüne koyuyor bahaneyi:
"Ah yağmur olmasa"
Yanıt Daumca...
"Yağmurdan da beni sorumlu tutamazsınız"!..
Hoppala...
Haşa; sen kainatın efendisi misin ki, neden yağmur yağdırdın desin gazeteci.
Lakin Daum'un durumu bu işte... Tam anlamıyla karşı saldırıda Medya'ya. Belki onların dediklerini yaptıktan sonra takımın rayına oturmuş olmasını içine sindiremiyor... Belki de "haklı - maklı" demiyor; bir zamanlar kendini eleştirenleri hazır fırsat bulmuşken terslemeye çalışıyor yerli yersiz.

Dağ gibi başkan
İstediğini yapar!
Arkasında dağ gibi başkan var.
Üstelik Başkan da formunda şu sıralar. Harcayacak adam arıyor sanki. Hakan Bilal Kutlualp'ten sonra "sıranın" başkalarına geldiğini söylüyor bazıları.
Hayır yönetimden değil... Belki eski yönetimlerden. Gerekirse Daum için araya bir iki gazeteci de sıkıştırabilir sayın Başkan... Sakınmaz hani.
Daum güveniyor başkanına...
Güveniyor ve Schalke maçının ardından yapılan canlı röportaj "ters - yüz" yanıtlarla sürüp gidiyor.
Sonunda dayanamıyor meslektaşımız... "Biz size karşı değiliz ki" diyor.
Ve elini uzatıyor Daum'a.
Tüm spor medyası adına.
Nazikçe bir adım, lakin bu kadarı fazla.
Kimlere sordu bu arkadaşımız? Kimlerden onay aldı da adeta af diliyor Daum'den hepimizin adına. Bakalım Daum'un baskısına herkes boyun eğiyor mu? Terslemesinden tırsıyor mu bütün spor medyası mensupları?
Ona değil, elindeki malzemeyi kullanırken yaptığı hatalara karşı olanların bir "borç alacak" hesabı olamaz ki Daum'la.
Eski eleştirilerinde haklı olanlar ve ortaya çıkan takım kurgusuyla bunun ispatını yaşayanlar niye özür borçlu olsunlar?

Bizi bu havalar mahvetti!

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü vazgeçilmez bir kurum mudur?
Hayır.
Büyük bir başarıyla mı yönetmektedir Türk Sporu'nu?
Hayır.
Omuzlarındaki büyük görevi yerine getirmekte midir?
Hayır.
Peki o zaman "kaldırılması" gündeme geldiğinde niye yüreği sızlıyor insanın?
Niye hüzünleniyoruz?.. Niye kaygılanıyoruz?
Çünkü, onu vazgeçilebilir kılan, başarısız kılan, görevini yapamaz kılan, ne ülke sathına yayılmış muhteşem teşkilatıdır, ne emekçileri, ne iyi niyetli memurları, müdürleri...
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nü, işine karışan siyaset mahvetti.
Yani bu politik havalar...
Meseleye bugünden bakarsanız; dopingler, şikeler, yolsuzluklar içinde kıvranan bir GSGM var. Peki bu dopinglerin, şikelerin, yolsuzlukların üreyeceği bataklığı yaratan, haydi iyi niyetle söyleyelim; kurutmayanlar kim?
Çok daha masumane; kim görmezden geldi bu berbat işleri.
Doping, şike, yolsuzluk hangi branştaysa o branşın federasyonları.
Peki federasyonları kim göreve getirdi:
Seçim falan demeyin gülerim... Politik güç tayin etti onları.
Aynı güç, GSGM'nü ortadan kaldırmaya niyetli bugün.
Kaldırırlar ve kimse de itiraz etmez.
Çünkü ortadaki aksayan bir kurum.
Komplo teorileri kurmaya meraklı olanlar, "GSGM'nü rahatlıkla yok etmek için şaibelere bulaştırdılar" teorisine çok kolay ulaşabilirler?
Ben demem. Diyemem.
Ama koskoca teşkilatın bütün imkanlarıyla belediyelere teslim edileceği gerçeği de var.
Belediyeler siyasi insanlar tarafından yönetilen birimlerdir.
Ve belediyelerin spora vereceği hizmette siyasi tercihler mutlaka gündeme gelecektir.
Bu bile yeter Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün yok edilmesini hüzün ve kaygıyla izlememiz için.

Futbola borcumuz bitmez!

Futbol Federasyonu Pakistan'daki depremzedeler için başlatılan kampanyaya 410 milyar bağışlamış.
Federasyon başkanı Levent Bıçakcı, "Türkiye'nin önde gelen sosyal kurumlarından biri olarak görevimizi yaptık" demiş.
Çok da iyi etmiş.
Yaptıkları her hatada yeri göğü inleten bizler, tabi ki alkışlayacağı...
Tabi ki, örnek olmasını dileyeceğiz.
Neden ?.. Çünkü futbol denilen "şımarık" sektör, yaşamını "hep bana" düsturuna yaslamış gidiyor.
Bütün hesaplar, "ülke tanıtımına ne kadar katkımız var", "ülke turizmine ne kadar", "ekonomiye", "medyaya", "esnafa", "maliyeye"!..
Sabahtan akşama kadar, bugün kime, ne faydamız oldu, onu hesaplıyorlar.
Sanki tek başına olsalar yere sağlam basmaları mümkünmüş gibi.
Her zaman, herkesten alacaklı bu futbol.
Her zaman talepkar.
Ve asla tatmin olmuyor.
Sanki her Türk vatandaşının ilk görevi, Türk futbolunu "ilelebet payidar etmek"miş gibi.
Neyse ki, arada sırada sosyal yönü hatırlanıyor olayın.
Ama çoğunlukla kulağının üzerine yatıyor futbol.
Tıpkı Milliyet'in "Baba Beni Okula Gönder" kampanyasında Galatasaray Yönetimi'nin yaptığı gibi.
Anadolu'nun saf , temiz ve fakir kızlarına "okuma hakkı" gibi insani bir konuda gerekli duyarlılığı göstermeyenlerin , sıra "Baba Beni Maça Gönder" kampanyasına gelince, olayı bir memleket meselesi haline getirmeleri komik değil mi?

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
Bu havada bu kadar: 1-1
Bol şanslı Daum!
Kimlikleri ortaya çıktı
Dert üstüne dert
Hisseler yuvaya
'Zaman ve şans gerek'
Sporda devrim
Şampiyonluk külfeti
Banvit 12'den vurdu: 93-81
Ezeli çalım
Berlusconi'ye davet
Haftanın hakemleri
Haber turu...
Kaleci formaları
Gripli bir yazı
Bir lider aranıyor
Yağmuru durdurabilir misin?
Vazgeçmedi ki, yenilsin!
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Rıdvan DİLMEN
Kaleci formaları
Yeşil forma, siyah şort, yeşil çoraplar. Bu B...
Bilgin GÖKBERK
Gripli bir yazı
Bir pazar CNN Türk'ten çıktım. Arabama atladı...
Atilla GÖKÇE
Bir lider aranıyor
Yılın en zor maçını oynadı belki de Beşiktaş....
Ercan GÜVEN
Yağmuru durdurabilir misin?
Maç bitmiş, canlı yayında röportajlar var. Sı...
Nilay YILMAZ
Vazgeçmedi ki, yenilsin!
Evvel zaman içinde kalbur da saman içinde fal...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet