|
 |
|
|
Yıpratıcı olacak ama bence okuyun
Sarıkız'ın Anıları
Kesik Başın Esrarı" adlı siyah-beyaz bir kurdela hatırlıyorum eskilerden. Kopuk bir kafa film boyunca oradan oraya yuvarlanırdı. Şimdi şu yeni fotoğrafıma bir bakın, benimki de kesik elin esrarı gibi değil mi sizce? Sözüm ona poz vermişim. Vesikalık duruşta el ayasının yanak cidarında ne işi varsa! İnşallah görsel yönetmenimiz Ayla insafa gelir de değiştirir bu köşe "resmimi". Oysa ne emekler vermiştik kuaför, makyöz ve fotoğrafçı kardeşlerimle birlikte. Ama gördüğünüz gibi sonuç ortada; Kötü kadın Müzeyyen!
Her neyse, bu kadar mavra yeter, biz dönelim Sarıkız'ın ciddi ortamına ve esas "kötü Müzeyyenlik" neymiş gösterelim birilerine.
Şu "vakıf" işlerinde, çıkar peşine düşenlerden söz ediyorum.
Son haftanın flaş ismi Kaya Çilingiroğlu panik olmasın, kastettiğim o veya onun ekibi değil. Ayrıca yeri gelmişken söyleyeyim, genç adamın da ifade ettiği gibi, kendisini çapkınlık vs. ile suçlayabiliriz ama para konusunda hiç kimsenin dil uzatamayacağı, hatta herkesin bir adım geri durması gereken biridir. Petek Dinçöz ise bir yerlerde hata yaptı ama nerede onu da bilemeyiz. Şahsen bilmek de istemem. Benim size anlatacağım, birebir yaşadığım bir "vakıf" olayı ve ardındaki gerçekler.
Önce size "Cancana"yı hatırlatacağım. Hani bu köşede tanıttığım bir yardım kampanyasının adı. Okuyun da görün bakalım böylesi "kutsal faaliyetler"in arka yüzünde neler olmakta.
Karşılaştığımız ilk engel
Efendim olay şöyle başladı: Bir yıl önce "piyasadan" tanıdığım, gazetecilik de yaptığını söyleyen bir kadın tanıdık bana sevgilisi işadamı ile geldi ve bir yardım bünyesinde yer alıp alamayacağımı sordu. Annemin hastalığının en zor günleriydi ve ayrıca 13 bölümlük bir senaryo yazmaktaydım. Her şeye rağmen sevinerek kabul ettiğimi tahmin edersiniz. Benden istedikleri çalışma düzeni, olayı basın yolu ile halka duyurmak, sponsorların katılımını sağlamak, tüm dosya metinlerini yazmak, amblem, logo, spotlar, listeler, etkinlikleri bulmak ve organize etmek vs.
Hemen çalışmalara başladık. Ve satışa sunulacak öncelikli ürünün -daha sonra kanserle savaş için de kullanılan- plastik bilezikler olmasına karar verdik. Tabii benim ilk işim müdürlerime koşmak oldu. "Lütfen bize sahip çıkın, bu işi Doğan Grubu olarak tanıtalım, siz de bizim kampanya hamimiz olun!" Onların bu tür yardım işlerinde neler yaptığını burada tekrarlamama gerek yok, sıcak baktığını söyledi.
Adına para toplanacak vakfımız ise üç yıldır dernek olarak çalışan ve "vakıf" olma işlemlerini tamamlamış saygın bir kuruluştu. Ve bizim işin organizasyon ve yöneticiliğine soyunan gazeteci hanım da buranın elemanı. Küçük ekibimiz son hızla hazırlıkların sonuna geldiğimizde ilk engelle karşılaştı. Kadın ve sevgilisi özel bir nedenden kavga ettiler. Ve böylece kendileri bağlı olduğu derneği aradan çekti (Arama-kurtarma konusunda hayli başarılı işler yapmakta olan bu derneğin adını vermek istemiyorum). Tabii kampanyamıza başka bir vakıf gerekti. O dönem sanatçı dostumuz Neco da ekibimize katıldı. Ve Mehmetçik Vakfı'na teklif götürme kararı alındı. Derhal randevular alındı ve İstanbul'da Kutay paşanın başkanlığında toplanıldı. Onlar, sıcak bakabileceklerini ama mutlaka Genelkurmay'dan izin gerektiğini söylediler.
Onlardan kaçarcasına uzaklaştık
Attığımız adım önemliydi. Sık sık, ciddi çalışmamız gerektiğini, toplanacak paranın en ufak bir şüpheye yer vermeyecek şekilde vakfa girmesinin şart olduğunu tekrarlıyordum. Para işlerinden en ufak şekilde haberdar olmayan ben bir tek şeyi biliyordum: Sorumluluğum büyüktü! İşte tam o sırada benim armut derim ama arada kafası çalışır Arda devreye girdi. "Sen bu kadını ve bu adamı ne kadar tanıyorsun? Bu adam ne iş yapar?" diye sordu. Aynı gece Ankara Mehmetçik Vakfı'nı arayıp avukatları Gülşen hanımla -tüm içtenliğimle- kaygılarımı paylaştım. "Ben dahil lütfen herkesi soruşturun. Özellikle de sponsor beyefendiyi" diyerek. Ve konuşmanın sonunda bu işten vazgeçtiğimi belirttim. Gülşen hanım ertesi gün beni aradı ve "Teklifinize teşekkür ederiz, belki ileride çalışabiliriz" dedi. Ama ikimiz de biliyorduk ki bu ekiple asla bir araya gelmeyeceğiz. Kuşkularımı Neco'ya da aktardım ve bu ikiliden kaçarcasına uzaklaştık.
O sponsor beyefendiyi görmüyorum, sanıyorum yurtdışındaki işinin başına dönmüştür. Hanımefendi ise hâlâ kurtarma ekibinde faaliyet gösteriyormuş. Yardım topluyorum diye, milletvekilleri ve işadamları ile lüks otellerde buluşarak... Zengin adam aramanın akla hayale gelmeyen bir yolu da buymuş meğer.
İşte böyle sevgili okurlar. Salak yaratılmış olabilirsiniz ama bazen Allah yine dayanamayıp tam zamanında müdahale ediyor ve sizi kurtarıyor. Bir daha böyle "toplu hareketlerin" ortasında olmak mı tövbe! Bundan böyle destek vereceğim kampanyalara katılımım, olduğu kadarıyla kendi cebimden veya yazıp çizerek olacaktır, eskisi gibi...
Yazara e-mail
|
|
|

|