|
Tut kelin perçeminden...
900 yıllık bir gecikmeyle, bir deprem bölgesinde yaşadığımızı öğrendik en sonunda... Şükredelim Rabbimize, daha da geç kalmadığımız için...
Son günlerde İzmir de, 5.9 büyüklüğüne kadar varan bir deprem fırtınasıyla sallanıyor...
İstanbul da telaşta; acaba beklenip duran deprem yakın mı?
Uzmanlar, hafiften hafiften alarm düdükleri çalıyorlar:
- İzmir'deki depremler, 6 büyüklüğünü geçmeyecek düzeyde aylarca sürebilir...
- ...
- Türkiye gereken önlemleri almadığı takdirde, Pakistan'la hiçbir farkımız kalmayabilir...
- ...
- 2006 yılında, gecikmiş bir deprem yaşanacaktır İstanbul'da...
- ...
- Beklenen depremlerdeki gecikme, bazen yüzlerce yıl olabiliyor...
- ...
- Japonya'da kimse kulak asmıyor depremlere, çünkü yapılar sağlam...
***
Artık sağır sultan da duydu ki, Türkiye'de depremlerin yarattığı panik ve kaygı; oturulan yerlerin güvence vermemesinden...
Görüntüsü güzel bile olsa, neden güven vermiyor oturduğumuz evler, daireler, apartmanlar ve özellikle de okul, hastane gibi devlet binaları?
İnşaata yeterli özen gösterilmediği, demiri, çimentosu çalındığı için mi?
Herhalde öyle...
Resmi bayramlarda sert adımlarla yürüyüp, ramazanlarda oruç tutsak da; depremler hiç affetmiyor yapılardaki katakulliyle, bakımlarına boş verilmişliği.
***
Vaktiyle babaannemin sık tekrarladığı bir söz vardı; Ahmet Altan'ın da bayıldığı bir söz:
- "Doğru" sallansa da, yıkılmaz, derdi.
Ya katakulli?
Yıkılan ve yıkılacak olan katakulli...
***
Bu arada İzmir için hamasi bir dörtlük:
Ey sen yiğit İzmirli, tarihini unutma;
Asla sakın titreme, yerler titrese bile...
Dimdik otur evinde, yüreğini soğutma;
Dam çökse, muhtaç olsan pis bir kümese bile...
***
Organlar, uzaktan uzağa sızlanıp duruyorlarmış bir doktora...
Beyin:
- Ağrım çok büyük, ne yapacağımı bilemiyorum, diyormuş:
Doktor:
- Kalk gel buraya, diyormuş; al iç şu aspirini...
Akciğerler:
- Tıkanıp kaldık, ayrıca öksür öksür geberiyoruz, diyorlarmış.
Doktor:
- Kalkıp gelin buraya, diyormuş; iyice muayene edeyim sizi...
Mide:
- Ah bir yanma, bir yanma; kahroluyorum, diyormuş.
Doktor:
- Kalk hemen gel, diyormuş; ya gastrit, ya ülser olmalı...
Böbrek:
- Sancıya dayanamıyorum, parçalamak istiyorum her yeri, diyormuş.
Doktor:
- Kalk koş, diyormuş; taş sancısı, yahut kum döküyorsun...
Görünmeyen bir organ da, cılız bir sesle:
- Benim de bir müşkülüm var doktor, demiş.
Doktor:
- Kalk gel, demiş; bakayım sana da...
Görünmeyen organ:
- Müşkülüm de zaten o, bir türlü kalkmıyorum, demiş.
***
Muhalefete karşı, iktidar sözcüleri de kullanabilirler bu fıkrayı; iktidara karşı, muhalefet sözcüleri de...
Not: Kimse aklına kötü bir şey getirmesin; görünmeyen o organ, sakatlanmış bir futbolcu ayağı da olabilir hani...
***
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Van'daki olaylar hakkında ne düşünüyorsun?
Hoca:
- Sevinmeliyiz, demiş; yıllarca ülkedeki yörelerin eşitsizliğinden yakındık durduk. Artık bu yamukluk da aşılmada...
- Nasıl yani?
- Nasıl olacak, eskiden babayiğitler sadece Ankara'da yumurta tokuştururdu; Tanrı nazardan saklasın, şimdi eşitliği yayma hatırına, Van'da da başladılar tokuşturmaya... Yaşasın vatan, yaşasın millet, yaşasın Cumhuriyet; hatta hukuk bile yaşasın, şayet becerebilirse...
***
İncili Çavuş'a:
- Çavuş, demişler; neredeyse ABD'de soymadık banka bırakmayan Al Capone, ile "İnsanlık, milliyetçilikten kurtulmadıkça, huzura kavuşamaz" diyen Bernard Shaw; şayet Türkiye'de doğmuş olsalardı, nasıl bir tavırla karşılaşırlardı?
İncili Çavuş:
- Ulan sen de biliyorsun bunun yanıtını ama, demiş; bana domuzluğundan soruyorsun...
***
Metin Eloğlu'ndan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Camı kırmak çok kolay
Göğü hep göğertmek
Unu hiç acıtmamak
Çölü tez çimlemek
Er'i dişilemek
Piçi babalamak
Sonu ilklemek hemen
Zor olanı sen
c.altan@prizma.net.tr
|
|