|
İki rapor arasında Şam
İki haftada iki rapor. İkisi de BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından görevlendirilmiş uzmanlarca ve Annan'ın ifadesiyle "tam bir özerklik içinde" hazırlandı.
İkisi de, Esad rejiminin niteliği hakkında fikir veriyor. İkisi de, BM Güvenlik Konseyi'nin Suriye'yi köklü politika değişikliğine zorlamaya yönelik olası önlemlerine zemin sağlıyor.
Bu iki rapordan sonra Şam yönetimi, hiçbir şey olmamış gibi davranmayı ve BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarını ihlal etmeyi sürdürebilir mi?
Sürdürürse, Ankara'nın son birkaç aya dek pek samimi göründüğü, bugünse dünyada pek dostu kalmadığı anlaşılan Beşar Esad ve ekibi, uluslararası topluluk tarafından giderek daha fazla izole edilecektir.
Bunun alternatifi, Şam'daki mevcut dengelerin yerinden oynaması, Esad'ın en yakınları dahil bazı yetkilileri adalete teslim etmesi. Ancak Suriye liderinin bunu yapıp yapamayacağı da, Baas rejiminin böyle bir tasfiyeden sonra uzun süre ayakta kalıp kalamayacağı da belirsiz.
Suriye'de "bu aşamada rejim değişikliği yerine, politika değişikliği" görmeyi yeğleyen ve mevcut politikasını "Baas'ı devirip Müslüman Kardeşler'e iktidar yolu açmaktansa, Esad'ı baskıyla yola getirmek" hedefi üzerine kuran Bush yönetimi bile, "Şam'daki rejimin sonun başlangıcını yaşadığı" kanısında.
Enişte ve kardeş
İki BM raporu da, özünde Suriye'nin Güvenlik Konseyi kararlarına uymadığını tescil ediyor.
Bunlardan ilki, Alman Savcı Detlev Mehlis'in geçen hafta sunduğu ve Lübnan'ın eski başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinde üst düzey Suriye yetkililerinin parmağına işaret eden rapor.
Raporda, Mehlis'in 15 Aralık'a dek uzatılan soruşturması bundan sonra nasıl ilerlerse ilerlesin, Şam'ın bugüne dek Güvenlik Konseyi'nin 1595 sayılı kararının gereğini yapmadığı, yani Hariri soruşturmasına yardımcı olmadığı kayda geçiriliyor.
Raporun basına sızan ilk halinde yer alan, ancak daha sonra Mehlis tarafından silinen bölümlerini okumuş olanlar ise, Beşar Esad'ın Suriye askeri istihbaratını yöneten eniştesi General Asaf Şevket ile küçük kardeşi Mahir Esad'ın, Hariri cinayetinin planlandığı bir dizi toplantıya bizzat katıldıkları yönündeki ifadeye dikkat çekiyorlar.
Bu iddia, Washington'da net biçimde yanıtlanamayan iki soruya yol açıyor:
"Beşar Esad kardeşi Mahir ile ablası Büşra'nın kocası Şevket'i gözden çıkarıp yine de rejimin kontrolünü elinde tutabilir mi?"
Ve "26 Ağustos 2004'te Şam'da görüştüğü Refik Hariri'yi 'Lübnan'ı kafana yıkarım' sözleriyle tehdit ettiği kayda geçen Beşar Esad'ın kendisi, suikast planından gerçekten habersiz kalmış olabilir mi?"
Cinayet zinciri
BM kaynaklarına göre , Suriye rejiminin üst düzey yetkilileri ile Lübnan'daki uzantılarının bilgisi dahilinde gerçekleştiği düşünülen tek cinayet Hariri cinayeti değil.
Lübnan'da son bir yılda Suriye istihbaratının parmağından kuşkulanılan toplam 14 suikast ya da suikast girişimi oldu. Bu kuşku, dikkatleri, bu hafta açıklanması beklenen ikinci BM raporuna çeviriyor.
Terje Roed-Larsen ve ekibinin hazırladığı rapor, basına sızan ilk bilgilere göre, Suriye'nin, Güvenlik Konseyi'nin (bu kez) 1559 sayılı kararını tam uygulamadığını, yani Lübnan'dan tümüyle çekilmediğini saptıyor.
Roed-Larsen'in raporunda, "Suriye'nin Lübnan'a dolaylı askeri müdahalesi ve çeşitli milis gruplarına silah göndermek dahil doğrudan askeri müdahalesi sürüyor" cümlesi var.
1559'un ihlalini saptayan bu cümle, Güvenlik Konseyi'nin Suriye'ye karşı izlenecek uluslararası tavrı şekillendirmesinde, en az Mehlis raporundaki temel iddialar kadar etkili olabilir. Zira Lübnan'daki Suriye varlığının bir şekliyle devamı, süren suikastler zincirinin "Şam çıkışlı" olduğu kuşkusunu canlı tutuyor.
Kınama ve ceza
ABD, İngiltere ve Fransa arasında, Suriye'ye karşı nasıl bir tavır izleneceği konusunda yoğun görüş alışverişi var.
Washington'ın bu aşamadaki niyeti, "Mehlis soruşturmasının devamını desteklemek, Suriye'yi soruşturmaya gerektiği gibi yardımcı olmaya, zanlıları adalete teslim etmeye ve Lübnan'ı tümden terk etmeye zorlamak" diye özetleniyor. Hariri suikasti konusunda bir uluslararası mahkeme kurma fikri de, ABD ile müttefikleri arasındaki diyaloğun parçası.
Suriye'ye baskı amaçlı Güvenlik Konseyi önlemlerinin ise, sert bir kınamanın ötesine geçerek iktisadi ve diplomatik alanda cezai uygulama içermesi mümkün.
Washington'da telaffuz edilen yaptırımlar, Suriye'ye uçak seferlerinin ve ticaretin sınırlandırılmasından tam kapsamlı askeri ambargoya dek uzanıyor. Bir askeri müdahale ise şu anda gündemde yok.
ycongar@erols.com
|
|