|
AKP gerçeği (2)
AB yolu AKP ile yürünür mü?
Türkiye'de şiddetli bir kültürel iç savaş yaşandığını ve "Avrupai laik cumhuriyetçilik ile İslami köktendinciliğin başörtüsü yasağı gibi konularda karşı karşıya geldiğini" belirten İngiliz yazar Will Hutton, Türkiye'nin stratejik nedenlerle Avrupa Birliği'ne (AB) alınmasının söz konusu olduğunu da hatırlatarak şu çarpıcı değerlendirmeyi yapıyor: "Türkiye'deki kültürel ve siyasal iç savaşı İslamcılar kazanırsa, Avrupa Birliği yabancı ve düşman bir gücü bağrına basmış olacaktır. Bu riskli bir kumardır ve bu koşullarda Fransa, Almanya ve Avusturya gibi ülkelerin Türkiye konusundaki çekincelerini de anlayışla karşılamak gerekmektedir."
AB ile ilgili bir konferansa katılmak üzere Türkiye'ye gelen İngiltere'nin önde gelen entelektüellerinden Will Hutton'un dünkü The Observer gazetesinde yer alan yazısından aktardığım bu bölüm, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) benimsediği yönetim anlayışıyla AB tam üyeliği hedefine doğru yürümenin ne kadar zor olacağının bir göstergesi.
Değerler önemli
Türkiye'yi yakından tanımayan Will Hutton gibi birinin AB tam üyeliği yolundaki Türkiye'de böyle bir izlenim edinmiş olması ve bunu ifade etmesi önemli bence. Başbakan Erdoğan ve AKP yönetimi, kültürel değerler ve sembollerle ilgili olarak Türkiye'de yaşanmakta olan savaşımı, Avrupa'yı fazla ilgilendirmemesi gereken bir "iç mesele" olarak görmek istese de, AB'ye katılım sürecine girmiş olan bir Türkiye'de artık hiçbir konuyu "iç mesele" olarak görme ve Avrupa'dan saklama şansımız yok. Türkiye'nin "Avrupa değerleri"ne uyum sağlayacağına inanmakta zorlanan Avrupalılar da bu tür örnekleri kullanarak bize bu kafayla Avrupalı olunamayacağını hatırlaacaktır her fırsatta.
Türkiye'nin AB üyeliğine destek veren "Akil Adam"lardan biri olan Fransa'nın eski başbakanlarından Michel Rocard'ın geçen hafta İstanbul'daki bir toplantıda yaptığı uyarı da çok önemliydi bence. Türkiye'nin sürekli olarak küresel denklemdeki yerini ve medeniyetler uzlaşmasındaki önemini vurgulayarak Avrupa'yı ve Avrupalıları fazla etkileyemeyeceğini belirten Rocard, Türkiye'nin Avrupa'nın değerlerini benimsediğini gösteren örnekler sergileyerek Avrupalıları olumlu etkileyebileceğini söyledi.
Başbakan Erdoğan ve AKP yönetimi, AB'nin, küresel oyundaki önemini hesaba katarak Türkiye'den vazgeçemeyeceğini düşünüyorsa ya da ABD ve İngiltere'nin desteğine güveniyorsa yanılıyor. "Ben içerde kendi tabanımı tatmin edecek adımları atarım, Avrupalılaşmayla bağdaşmayacak uygulamaları hoş görürüm ve Avrupa da buna karışamaz" düşüncesinin tamamen yanlış olduğunu da yaşayarak göreceğiz önümüzdeki dönemde.
Anlayış farkları
Öte yandan Başbakan Erdoğan'ın her fırsatta dile getirdiği kapitalizm anlayışıyla Avrupa'nın, özellikle kıta Avrupa'sının anlayışını bağdaştırmak da pek kolay değil. Sayın Başbakan'ın savunduğu ultra liberal serbest piyasa modeli ve "para gelsin de nerden gelirse gelsin" anlayışı Avrupa'da fazla kabul görmüyor.
Dünkü yazımda da belirttiğim gibi, ben AKP'nin AB tam üyeliği hedefini, Türkiye'de bir İslam devleti kurma hedefine varmak için bir taktik hedef olarak benimsediği iddiasını dayanaksız ve geçersiz buluyorum. AKP'nin, AB yolunda atmış olduğu adımları küçümseyenlere de katılmıyorum. Ancak bu yolun devamında ciddi zorluklarla karşılaşma olasılığının yüksek olduğunu düşünüyorum.
AKP'nin sahip olduğu felsefe, tatmin etmek zorunda olduğu seçmen tabanının özlemleri, Sayın Başbakan'ın iç ve dış eleştiriler karşısında sergilediği hırçın tavır ve Türkiye'yi AB dışında tutmak isteyenlerin kuracakları tuzakları bir arada düşününce AKP ile AB yolunda yürümenin ne kadar zor olacağı kendiliğinden ortaya çıkıyor.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|