Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 25 Ekim 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Son büyük yanlış


"Sevilla maçında yeni hocamız takımın başında olacak". Beşiktaş'ın en büyük sorunu, bizzat başkan tarafından açıklanan bu kurtuluş reçetesidir aslında. Ve bu açıklama Beşiktaş'ın hâlâ bir futbol aklına kavuşamadığını gösterir. Ne yazık!
3 hocayla görüşüyor Beşiktaş. Kadroyu, Türkiye'yi tanımayan 3 hoca. Daha önemlisi birbirleriyle hiçbir benzerlikleri olmayan 3 hoca. 3 birbirinden çok farklı yoldan birine sapacaklar. Ve şöför nereye gideceğini bilmiyor. Çünkü yola karar verirken elde en ufak bir bilgi, plan, program, vizyon yok. Hedef sadece bu hafta içinde bir hocayla anlaşmak.
Hoca kadroyu aldığında şoka uğrayacak, elinde bir takım olmadığını görecek, önemli değil. Halbuki örnek çok yakında. Halilodziç'in geçen yılın en iyi takımı hakkında söylediklerine baksanıza. Yarısını değiştirmek istiyor. Unutmayın Trabzon bu yılın şampiyonluk adayıydı.
Tabii ki, sezon içi hoca değişikliği yapılır. Eğer bir futbol aklınız, geleneğiniz varsa. Kadronuz bu akla göre seçilmişse. Ama Beşiktaş'ın bugünkü kadrosu o oyuncuları biriktirenler tarafından bile kullanılamadı. Peki gelecek hoca ne yapabilir?
Bu bir plan değil. Bu kriz yönetimi değil. Bu sadece ve sadece gündem manipülasyonu. Bugün bulunacak teknik direktör, seneye kullanılmaz olacak. Çünkü yıpranacak. Hem de çok...

Hangisini yapacak ?
Kadro mu kuracak yoksa ligi mi sürdürecek? Alt yapıya mı bakacak, UEFA mı kovalayacak? Yönetimi mi tanıyacak, yoksa en uygun hedef olan Türkiye Kupası'na mı kilitlenecek? Bu sadece yeni hocayı, hedefsiz bir yarışta yıpratacak, gün kurtarma hamlesi. Capello'nun, Lippi'nin altından kalkamayacağı bir ağırlık. "Çünkü burada yapılması gereken iş teknik direktörlük değil, bir akıl oluşturmak." Ve yönetim maalesef bunun farkında değil. Bir yönetim gibi değil, ortalama taraftar grubu gibi davranıyorlar. Zengin bir taraftar grubu.
Del Bosque'yi apar topar getirip eline bir oyuncu grubu vermek, sonra onu yollamak. Ardından Çalımbay'ı getirmek ve yollamak. Bunlar aynı hikayenin parçaları, başka başka öyküler değil. Ve bu son sayfa da yeni bir hikaye değil, bu 3 yıllık hikayenin sonu olacak.
Sadece Beşiktaş yönetimini bitiren son hamle, son yanlış.
Peki ne mi öneriyorum? Çok basit. Mehmet Ekşi görevde kalır. Ya bir kriz durumu barışı ya da kelle koparma pahasına disiplin sağlanır. Sergen ya da Tümer ve daha bir dolu oyuncu gider. Milne'le, Feldkamp'la, Seba'yla, Şenes Erzik'le, Ferdinand'la, Feyyaz Uçar'la, Metin Tekin'le yani futbol akıllarıyla bir danışma, diyalog, iletişim kurulur. Yarım da olsa bir akıl oluşturulur. Buna göre bir hoca aranır, bulunur. Sezon sonunda kadrosunu toparlamış, Türkiye ve Beşiktaş'ı tanımış olarak işin başına geçer.
Zaten kaybolmuş bu sene için 1 yıl, belki daha fazlası kaybedilmez. Veya kolayı, son bir hamle yapılır ve sonra yönetim değişir.

İbrahim Akın Ceyhun'un yolunda

Ceyhun, Terim'li Galatasaray'ın genç yeteneği, gelecek vaat eden büyük yıldız adayıydı. Topa vuruş teknik ve şiddeti akıl dışıydı, hatırlayın. Bu adam çok büyük olacak, dedirtiyordu herkese. Çok geçmeden yollandı kulüpten. Çünkü o kadar bencil ki, kendisine zarar verdi, veriyor. İbrahim Akın da, Fatih Terim'in gözünün üzerinde olduğu bir oyuncu. Ve ne yazık ki tam da Ceyhun gibi ilerliyor kariyerinde. Dayanılmaz, anlamsız bir bencillik. Onunki Nobre'ninki gibi değil. Kaleciyle karşı karşıyayken yapmıyor. Ve ondan Hakan Şükür gibi olmasını da beklemiyoruz. Denizli maçında kaleye doğru tek başına koşarken hâlâ arkasına bakıyordu Hakan. Öyle değil. Ama bir denge bulmalı İbrahim. Yoksa orta karar bir kariyerden başkası beklemiyor onu.

Fenerbahçe'ye üç beraberlik yetebilir

Evet yediği çok. Ama attığı 7 golle Şampiyonlar Ligi'nin 32 takımı arasında 1. Hem de en zor gruplardan birinde. Hiçbir maçı boş geçmemiş Fenerbahçe. Grupta öyle bir denge oluştu ki, bundan sonraki 3 maçta 3 beraberlik alsa dahi Fenerbahçe gruptan çıkabilir. Schalke, Milan ve PSV'ye 7 gol atmış bir takım her şeyi yapabilir. O yüzden Fenerbahçe'nin beraberliğine üzülmemek lazım. Geçen yıl Lyon'la evinde berabere kalabilmiş olsa her şey farklı olurdu. Ve eğer eski Fener olsa, Schalke 2-1 öne geçtiğinde maç kopar giderdi. Haftaya maç günü daha detaylı gireriz bu konuya. Şimdilik şunu söyleyelim, üstattan alıntıyla: Enseyi karartmayın, bu işi olur.

Trabzon nerede?

Türkiye 2012 Avrupa Şampiyonası'nın ev sahipliğine aday. En güçlüsünden. İtalya'yla çekişiyoruz. Ve bana kalırsa 'AB oyalama paketi' kapsamında bu şampiyona da bize verilecek. Alana kadar bu konuyla ilgili detaylı bir eleştiriye girmeyeceğim. Ama bir konuyu şimdiden vurgulamalı. Bu ülkede şampiyon çıkarabilmiş tek şehir var: Trabzon. İstanbul bir şehir değil. Ülke nüfusun 5'te birinin yaşadığı bir mega-metropol ya da ultra mega köy. Ben İstanbulluyum diyen kaç kişi tanıyorsunuz.
Ve bu ülkede şampiyon çıkarmayı başarmış tek şehir, milli takıma en çok oyuncu veren kulüplerden birinin evi, Türkiye'nin en büyük futbolcu tarlası şampiyona şehirleri arasında yok. Bunu kimseye anlatamazsınız. Otel yok, yol yok vs. dinletemezsiniz. Daha 7 yıl var. Hepsi olur. Ama Trabzonsuz olmaz. Olamaz. Bu garabet düzeltilmeli, hiç vakit geçirmeden.

Kötü seyirci yok, kötü stat var

İnsanlara, 'insan gibi girip, insan gibi çıkıp', üst üste değil, rahat oturup, yüksek ses volümüyle terörize olmadıkları bir stat verirseniz; rahatça tuvalete gitme, karnını adam gibi şeylerle doyurma olanağı verirseniz. Onları dövmeden, itmeden kakmadan maça alıp bırakırsanız, seyirci maçla ilgilenir. Talep artar para kazanırsınız. Polis, basın, görevliler rahat eder. Takımın kafası rahat olur. İşte Fenerbahçe stadı bize bunu gösterdi. Kötü seyirci yoktur, onları kötü kılan statlar vardır. Tabii futbolda işler kötü giderken de bir test etmek gerekiyor. Ondan sonra tam karar verebiliriz.

Statlarda müzik terörü

Eğlence merkezlerinde, bilardo salonları ve kahvehanelerde, barlarda kapalı açık her yerde ses ölçümleri yapılıyor. 90 desibelin üzerinde ses olan yerler hakkında işlem yapılıyor. İnsan sağlığına zarar verme alt sınırı bu. Ama maalesef statlarda insanların aklını kaçırtacak kadar yüksek sesle yapılan müzik yayınını ölçen, müdahale eden yok. Rakip seyircinin sesini kesmek için tüm futbolseverlere işkence yapılıyor. O statta konser olsa ses düzeyi daha düşük olacak halbuki. Bir ruh hastası geçiyor mixer'ın başına açtıkça açıyor sesi. İnsanlar terörize ediliyor, huzurları kaçırılıyor, stres yükleniyor. İnanın işim olmasa sırf bu yüzden stada gitmem.

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
Kartzede Aslan
Liste başı Le Guen
Samandırapark!
Evdeki yabancı!
Daha önce neredeydiniz!
'Tek patron benim'
Tahkim için müthiş pazarlık
Emre el üstünde!
Bir gün mutlaka
Nike'ı şaşırtan adam
Marwijk: Nuri çok özel
Ambargo kalktı!
Henry-Pires şov(!)
A kalite rekabet!
Haber turu...
Deve kuşu
Son büyük yanlış
Rüştüler ve Volkanlar
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Fevzi AKSOY
Deve kuşu
Problemler karşısında, deve kuşu gibi başı ku...
Mehmet DEMİRKOL
Son büyük yanlış
"Sevilla maçında yeni hocamız takımın başında...
Nilay YILMAZ
Rüştüler ve Volkanlar
Şık ve latif olduğu kadar olgunluğuyla da göz...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet