|
Asık suratlar senfonisi ve çağın kahkahası...
Sarhoşluğuyla ünlü Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin, ABD Başkanı Clinton'la buluşup görüşmek için Washington'a gittiğinde; malum ve mahut gelenek ve "imaj" gereği, Beyaz Saray önünde yan yana konmuş kürsülere Başkan Clinton ile birlikte çıkmış ve kendisine sorular soran gazetecilere, sarhoşumtrak bir sevimlilikte:
- Sizler hepiniz orospu çocuğusunuz, türü bir şeyler söylemişti.
Başkan Clinton'un, Yeltsin'in gazetecilere söylediklerini duyunca, öyle bir gülmeye başlaması vardı ki; sonunda tutamadığı kahkahaları yüzünden, elini karnına bastırarak iki büklüm olmuştu.
Clinton'un, kendisini izleyenlerin belleğinde bıraktığı, silinip solmayacak bir sahnedir, o iki büklüm olmuş gülüşü...
***
Bizde siyasal ve bürokratik otorite; ciddi duruş, asık surat ve ruhsuz bakışla nikâhlıdır.
Öyle ki, neşelenip gülme; erkeklere yakışmayan ve nedense aşırı küçümsenen kadınlara ait bir hafifliktir.
Okullarda öğretmenler bile, hayatın taze enerjisini o sırada, gülüşüp gülmeye dönüştürmüş bir öğrenciyi azarlarken:
- Karı gibi gülme, derler...
Hani neredeyse gülme, "günahla ayıp" arasına süpürülmüş ve atasözlerine de mıhlanmış bir densizliktir bizim Şark âleminde:
- Çok gülen, çok ağlar...
***
Ramazanda İstanbul'a gelen dilenci sayısı iki kat birden artmış.
Şark ciddiyetinin yanında, Şark dilenciliği ayrı bir Tanrı mizahı...
Parklarda, köşe başlarında, mezarlıklarda; önlerine bir mendil açarak oturmuş, sallanarak dilenen kadın ve erkekler:
- Allah ne muradın varsa versin, Allah tuttuğunu altın eylesin, Allah rızası için bir sadaka...
***
Belediye zabıtasının açıkladığına göre, İstanbul'a doluşan dilenciler arasında sakat numarasına yatanlar da varmış, polisleri görünce namaza duranlar da...
Şah zamanında Tahran'da dolaşırken, yol kıyısında şiir söyleyerek dilenen bir kadına rastlamıştım:
- Fakirem, acizem, nahoşem, diyordu...
Şiir söyleyerek dilenme, akordeon çalarak parsa toplamak kadar ılıtıvermişti yüreğimi; eğilip kadını öpesim gelmişti...
Ve padişahlara övgüler yazarak, "ihsan-ı şahane" bekleyen Divan şairlerini hatırlamıştım...
***
Ciddi olalım, ciddi olunuz, ciddi olsunlar...
Geçtiğimiz pazar sabahı erken saatlerde, NTV kanalı, Erdal İnönü'nün bilim ve bilimsel araştırılarla ilgili görüşlerini, sanırım bir kez daha yayımlıyordu...
Bilime ve bilimsel araştırılara karşı ilgi çok düşüktü Türkiye'de...
Bilimsel araştırılar için yılda yapılan harcamalardan adam başına düşen pay 40 dolardı bizde; Almanya'da 440 dolardı.
Nasıl ki bizde 6 kişiye de 1 kitap düşüyordu yılda; AB'de 1 kişiye 10-12 kitap düşüyordu.
***
Hazine'den geçinmeli takımın en hoşlanmadığı şey, Türkiye'nin saydamlaşması... "Ciddiyet imajı"nın arkasındaki koftiliğin ortaya çıkması...
Örneğin son yüzyılda engellenmiş, toplatılmış, yasaklanmış yerli ve yabancı kitaplardan oluşan bir sergi açılması... Kim bilir ne kadar ilgi görürdü böyle bir sergi?
Son olarak bunlara, okullara önerilmiş kitaplar listesinden çıkarılan Saint-Exupéry'nin "Küçük Prens"i de eklendi...
***
Bizim Şark ciddiyetinin arkasından, 21. yüzyılın kahkahası, başlıyor gibi duyulmaya...
Ali Kemal'i İzmit'te linç ettiren Sakallı Nurettin Paşa, tekrar gündeme geliyor.
Murat Belge'nin yazısından öğrendiğimize göre, İzmir'e girişte Ortodoks metropolit Hristosmos'u da, Sakallı Nurettin Paşa linç ettirmiş orada...
***
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise:
- Eski KKTC muz cumhuriyetiydi, diyor.
1950'lerdeki mitingleri hatırlıyoruz:
- Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır, kahrolsun komünistler...
Daha sonraları da:
- Ya taksim, ya ölüm; mitingleri...
***
Kocatepe'nin 7 saat sürmüş olan bombardımanı henüz gündemde değil. Em. Koramiral Atilla Kıyat, eskisi gibi yine davet edilse TV'ye, kim bilir neler anlatırdı bu konularda?
***
Dünkü Milliyet'te Serkan Arman'ın bir haberi vardı, "Türkiye, imaj liginde sonuncu" diye...
Yaşayan en büyük reklam ustalarından Keith Reinhard'ın açıkladığına göre, "ülke imajları" araştırmasında Türkiye, 25 ülke içinde son sırada yer alıyormuş.
Acaba Türkiye'yi bu oranda kimler silikleştirdi ki?
Herhalde ramazanda İstanbul'a dolan, sahtekâr dilenciler, değil.
***
Hele bakalım İstanbul'da neredeyse Eiffel Kulesi yüksekliğinde Dubai kuleleri de dikilsin...
"Vatan", "millet" nutuklarıyla, Hazine'den geçinme, eskisi kadar imrenilecek bir pozisyon olmaktan başlasın çıkmaya...
Asık surat pozörlüğünün getirisi azaldıkça; belki kahkahalar da biraz daha bollaşır ve öğretmenler azarlamaz olurlar öğrencileri:
- Karı gibi gülme, diye...
***
21. yüzyıl, elinde saydamlaşma mızrağıyla güle oynaya geliyor. Ve kolay değil kendisini, "hain" diye suçlayıp, linç ettirmeye kalkmak da...
c.altan@prizma.net.tr
|
|