Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 26 Ekim 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Siyasette iftar


Ramazanda gecekonduların yoksul sofralarında "varlıklı siyasetçilerin" iftar açmaları gelenek oldu.
Bu bağlamda Nobel adayı psikiyatr Vamık Volkan'dan birkaç satır... "1998 temmuzuydu. Gazetelerin baş sayfalarında bir fotoğraf gözüme ilişti.
Fotoğrafta uzun kollu gömlek giymiş bir adam, bir otomobilin camından bakıyordu ve sağ eliyle bir ayakkabıyı havaya kaldırmıştı; parmaklarından birinde büyük ve pahalı bir yüzük takılıydı.
İşin garip yanı, adam sanki elinde şapka ya da eldiven varmış gibi kaldırımdakileri elindeki ayakkabıyla selamlıyordu.
Fotoğraftaki kişi Yusuf Habibi, Endonezya'nın yeni devlet başkanıydı.
Söz konusu fotoğrafın altındaki haberde, Habibi'nin bu ayakkabıları Endonezya'nın başkenti Cakarta'daki bir marketten sadece 2.70 ABD doları ödeyerek aldığı bildiriliyordu."
...................
Prof. Vamık Volkan, Habibi'nin bu görüntüsünü şöyle yorumlamıştı:
"Bu ucuz ayakkabıları yurttaşlarına göstererek kendisini Endonezyalılarla özdeşim kurabilecek bir figür olarak sunuyor."
Ya parmağındaki kocaman taşlı pahalı yüzük... Bileğindeki altın "marka" saat?
Ucuz ayakkabıyla aralarındaki çelişki?
...................
Politikacılar böyle "plastik halkçılığı" seviyorlar. Kolay propaganda.
Diyetisyenleri olan pahalı yaşam bedenlerinin, gecekonduların yoksul sofralarında iftar açmaları bana Mercedes limuzin makam otosu penceresinden, pahalı yüzük taşıyan parmakların ucuz papuç sallaması gibi geliyor.
....................
Prof. Vamık Volkan, "plastik halkçı" olmayan liderler arasında Atatürk örneğini veriyor.
Prof. Volkan'dan "simge" olayı yansıtayım... Atatürk "harf devrimi" komisyonunun başındadır.
Önce 1928'de Türkiye'nin sayı sistemini Batı'nınkine uygun hale getirir.
Yeni alfabe, ağustos ayında, bir akşam halka açıklanır.
Elindeki bir kâğıdı, ortadaki bir gence verir. Okumasını ister.
Genç, Latin harflerini görünce şaşırır.
Sonra komisyon üyelerinden birini çağırır. Kâğıtta yazılı olan mesajı yüksek sesle okutturur.
Ve...
Ayağa kalkar. Bu mutlu gün için rakı kadehini kaldırır. Yeni alfabe şerefine, geleceğin "aydınlık Türkiye'si" için içer.
Onu dinleyen halkına şöyle der:
"Geçmişte ikiyüzlüler (Osmanlı seçkinleri) bu içkiyi binlerce kez kendi yuvalarında gizlice içtiler. Ben ikiyüzlü değilim. Kadehimi bir kez daha ulusumun şerefine kaldırıyorum."
.....................
Atatürk'ün sırtında turid ceket, altında golf pantolon, şık iskarpinle yerde oturmuş yoksul köylülerle yemek yerken fotoğrafları vardır.
Ama görüntüleri arasında tezat algılanmazdı. İçtenliğinden kuşku duyulmazdı.
Çünkü İslamda yasak olan rakıyı "gizlice" değil, "açıkça" içerek ve bunu söylemiyle vurgulayarak verdiği içtenlik ve dürüstlük örneklerinden farklı alanlarda tekrarladığı yüzlercesi ile vicdanlarda tertemiz kişiliğini resmetmişti.
Bu samimiyet, ona duyulan bu inanç, devrimlerin büyüsüdür.
.....................
1 Ağustos 1929'da Latin harfleriyle yeni alfabe, Türkiye'nin "resmi" harf sistemi olur.
10 yıl olarak öngörülen geçiş süreci, Atatürk'ün kararlılığıyla 3 ayda gerçekleşir.
Bakanlar Kurulu kararı ile "başöğretmen" ilan edilir. Yurt gezilerinde kara tahtalar kurulur. Elde tebeşir, ders verir.
....................
Atatürk ne Mercedes limuzin penceresinden ucuz papuç sallayarak "plastik halkçılık" yaptı... Ne -yıllardır örnekleri o kadar çok ki satırlarımın belirli bir adresi olamaz ama- gecekondudaki yoksul sofralarına makam aracıyla iftara gitti.
Onun elinde "tebeşir" vardı.
Anıtkabir'de yattığı yerden hâlâ "öğretiyor..."

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Yükselen milliyetçilik
GENERAL De Gaulle'ün oğlu Philippe de Gaulle ...
Çetin ALTAN
Asık suratlar senfonisi ve çağın kahkahası...
Sarhoşluğuyla ünlü Rusya Federasyonu Başkanı ...
Melih AŞIK
Neresi doğru ki?
İstanbul'u en iyi tanıyanlardan biri... Eski...
Fikret BİLA
Elekdağ'dan OYAK'a 'Axa'dan ayrıl' önerisi
OYAK son dönemde gündemin ön sıralarında. Kıs...
Hasan CEMAL
Apocu!
Hikmet Fidan cinayeti, geçen yaz 6 Temmuz'da ...
Güneri CIVAOĞLU
Siyasette iftar
Ramazanda gecekonduların yoksul sofralarında ...
Abbas GÜÇLÜ
Eğitimin ticareti olur mu?
Eğitim, sağlık, yargı ve ulusal güvenlik gibi...
Nail GÜRELİ
Eğitimde imece coşkusu
Ayten Gözü emekli öğretmen. Meral Ayan Merkez...
Semih İDİZ
'Org. Özkök oruçlu'
Başbakan Erdoğan, Müsteşarı Ömer Dinçer'in ak...
Sami KOHEN
En iyisi, her ikisi...
İSTİKRAR mı, demokrasi mi?..
Hasan PULUR
Ali Kemal'i merak edenlere...
BAZILARININ ağızlarında sakızdır, bir şey öğr...
Meral TAMER
Eskilerinize talip olan bir binbaşı
17 Ağustos 1999 Körfez depreminin tam 1. yılı...
Ece TEMELKURAN
Yaptın da bana mı yaptın!
Koluna eşini takıp yeni bitirilmiş inşaatları...
Osman ULAGAY
AB liderleri 'samimi' ortamda kapışacak
İngiltere Kralı William III'ün 1689'da Fransa...
Güngör URAS
Margarin ve likit yağın çekirdeğinde dışa bağımlıyız
Bundan otuz yıl öncenin ramazan ayı hem halkı...
M. Ali BİRAND
AB'nin bu cinayetten haberi var mı?
İlk defa yazılmadı, ancak bu defa açıkça ve ...

© 2005 Milliyet