Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 27 Ekim 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
UNESCO'nun 60'ıncı yılı

Uluslararası bir aydın kuruluşu olarak doğan UNESCO bugün hükümetler arası bir kuruluş haline dönüşmüştür. Ama dünyanın her köşesinden gelen aydınların birtakım projeler için buluşabileceği en etkili platform da UNESCO'dur

Fax: (0312) 427 20 64

16 Kasım 1945'te 10 devletin katıldığı bir sözleşmeyle kuruldu; sözleşmeyi Türkiye adına dönemin ünlü Maarif Vekili Hasan Âli Yücel imzaladı. UNESCO ruhu itibarıyla Fransız entelektüel girişimiydi. 1946'da da çalışmaya başladı. Paris merkezdi. Savaşların ve özellikle ikinci büyük savaşın sebebi olan ırkçılık, cehalet ve önyargıların ortadan kaldırılmasıyla barışın geleceğine inanılıyordu. Hedef doğruydu. Yol pek öyle olmadı. Nitekim 60 yıl sonra UNESCO'nun yaşadıklarına bakınca, yaşlı kıtanın zaman zaman ırkçı saplantılarından UNESCO'da dahi kurtulamadığı görüldü. Senegalli Genel Direktör Amadou Muhtar M'Bow'un ve onun Afrikalılarının kaleme aldırdığı "UNESCO Afrika Tarihi"nin teşkilatta "israf ve kötü yönetim sedalarıyla" tepki görmesi bunu gösterir. Oysa israf ve kötü yönetim M'Bow tasfiye edildikten sonra daha kötü örnekler verdi. Avrupalıların gözbebeği İspanyol-Katalan Genel Direktör Federico Mayor teşkilata İspanyol ve Güney Amerikalıları doldurdu. Bu yeni gelenler hem İspanyolcadan başka dil bilmeyen hem de işleri savsaklamak şöyle dursun, hiç ele almayan bir gruptu. Üçüncü Dünya ülkelerinin; "Çalınan eski eserlerin kaynak ülkeye iadesi" projesi ve "İletişim araçlarının yayılması ve medya tekelinin kırılması" operasyonları hemen unutuldu. ABD, UNESCO'yu terk etmişti. Bahanesi olan Afrikalılar bir kenara itildiği halde dönmemekte kararlıydı. Ancak şu sıralar teşkilata döndü çünkü uluslararası platformları terk etmek hiçbir babayiğidin harcı değildir.

UNESCO bir banka değil
UNESCO'nun bugün tam 190 üyesi var ve bunların bazıları aidat dahi ödeyemiyor. Bu nedenle ABD, Japonya ve Almanya gibi teşkilat bütçesinin önemli bir kısmını oluşturanlar kendilerini aşırı söz sahibi olarak görüyor. Türkiye gibi UNESCO'daki paylarını bence kavrayamayanlar da verdiklerinden daha az söz sahibi olmakta devam ediyor.
20 yıldır Avrupa Birliği üyeleri bu arada bir araya gelerek sözü ele geçirdiler. Eylemdeyse o kadar sağlam değiller. Gerçekten AB'nin sanıldığı kadar büyük bir kuvvet olmadığının gösterge alanlarından biri UNESCO'dur. Okyanusya'daki bir takımada cumhuriyeti UNESCO toplantılarına nadiren delege gönderebilir. Onların yerine Avustralya bir yerlerden delege kiralayıp gönderiyor ve tabii onlar adına istediği oyu veriyor. Şahsen UNESCO Genel Kurulu'nda yanı başımızda bulunan Tualu Cumhuriyeti'nin gerçek bir delegeyle temsil edildiğine hiç şahit olmadım.
Teşkilatın çalışma dili altı adettir. Ama genel konferans dışında bu dillerin kullanıldığına pek rastlanamaz. UNESCO'nun alt komite çalışmalarında ve seminerlerinde ancak iki dil kullanılır. Bir tarihte İspanya'da Sant Ander'deki toplantıda salon eski Sovyetler Birliği'nin parçalanmasından doğan cumhuriyetlerin Rusçadan başka dil bilmeyen delegeleriyle dolu olduğu halde Rusça tercüme yapmak izan ve külfetine katlanılmadığından; üç gün boyu bu kitle konferans dışı bırakılmıştı. Şimdi oralarda da İngilizce yayıldığından bu problem çözülmüş gibi görünüyorsa da, acaba öyle mi?
UNESCO bütçesinin büyük kısmı memur maaşlarına ve yolluklara gider. Sözde birtakım projelere ayrılan paraların da önemli kısmını merkezden gelip giden eksperler tüketir. Buna rağmen birçok fakir ülke ve özellikle Afrika için anlamlı olan bu paraların bizim gibi ülkelerin ihtiyacı karşısında komik miktarlar teşkil ettiği açıktır. Hal böyleyken bizdeki UNESCO tutkunluğu ve UNESCO bütçesine duyulan iştah ve eski eserlerimizi kendimiz fedakarlık yapmadan UNESCO bütçesinden kurtaracağımız konusundaki boş inancı anlamak zordur. Kaldı ki UNESCO'nun bir banka olmadığını Türk bürokrasisine anlatmak mümkün olmamıştır. Şu yıllarda bilhassa, Balat ve Zeyrek'te başlayan arsa spekülasyonu, ufukta görünmeyecek olan UNESCO yardımına bel bağlamanın gülünç bir tezahürüdür.

Teşkilat için olumlu bir puan
Bundan 22 sene önce UNESCO'nun Türkiye Milli Komitesi, Genel Konferans'ta etkili bir girişimde bulundu; Balkan ülkelerinin tarih ders kitaplarındaki önyargı ve düşmanca ifadeleri karşılıklı ayıklama projesi için Bulgaristan Halk Cumhuriyeti, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya ve Türkiye milli komisyonları ders kitapları değişimi yaptılar, tercüme edildi, raporlar yazıldı ve uzman toplantıları başladı. Bizim milli komisyonumuz Prof. İonna Kuçuradi'yi ve bendenizi görevlendirmişti. Üç sene sonra Paris'te genel direktörün bu işlerle görevli Kanadalı yardımcısı hanımefendinin ofisinde bu raporların hiçbiri bulunamadı. Tembel bürokrasinin rezaletlerinden biri daha açıkça ortadaydı; ama her şeye rağmen bu kadar adamın bir araya gelmesi, bir önemli faaliyeti başlatıp yürütmesi yine UNESCO sayesinde mümkün olmuştu. Şimdi ders kitapları işine Körber Vakfı gibi birtakım Alman kuruluşları el attı; işin böyle hakkaniyet ve iyi niyetle götürüldüğü şüphelidir. 1980'lerde İran'la, 1990'larda Özbekistan'la hükümetler arası ilişkiler son derece soğuktu. Türkiye ile İran'ın bilimsel toplantıları ve ilişkilerini UNESCO şemsiyesi altında yürütebildik. Bu da bu teşkilatın gerekliliği için olumlu bir puandır.
ABD ve İngiltere'nin teşkilata dönmek zorunda olduğunu belirttik. Uluslararası platformları kimse terk edemez. Başlangıçta uluslararası bir aydın kuruluşu olarak doğan UNESCO bugün Japonya gibi ülkelerin manasız girişimlerinden dolayı hükümetler arası bir kuruluş haline dönüşmüştür. 60'ıncı yılında Avrupa'nın teşkilattaki hakimiyeti ABD ile çatışmayı, kırtasiyeciliği, israfı önleyememektedir. Ama dünyanın her köşesinden gelen aydınların birtakım projeler için buluşabileceği, en azından birbirleriyle görüşüp ufak da olsa bazı girişimlerde bulunabileceği en etkili platform da UNESCO'dur. UNESCO'nun IRCICA, Avrupa Konseyi, TÜRKSOY gibi alternatifleri de ortaya çıktı. Belki bu gelişmeleri de UNESCO'ya borçluyuz.



PAZAR
"Üniversitede yaşadığım acı ve tatlı olaylar, beni önce felsefeye sonra dine yönlendirdi"
"Asıl başarı, önemli haber olmadığında da çarkı çevirmektir"
Adını Vikinglerden alan restoran
Bu albümün sürprizi Zuhal-Bülent düeti
"İyi hissetme" merkezi
Hukuku toplumla buluşturan dergi
Camın ötesine geçin
Bülent Erkmen'e ödül getiren afişler
"Şovdan kaçınmak lazım"
"Bu sahneye kamyon bile iner"
Aklınız Çatalca'da kalacak
Depeche Mode için hasat mevsimi
11 fotoğrafla bir kadının hikayesi
Bir saatte nikotin isteğinden kurtulun
Tek yol tüp geçit!
Pamuk'la yatıp kalkan Amerikan gençleri
Merhaba... Ben Çelik... Tarumar Çelik...
2012-2015 Uranüs / Pluto krizi
Ortaköy meydanında dört dörtlük bir kafe
UNESCO'nun 60'ıncı yılı
Ege mutfağı vücudu koruyor
Manikürde edebiyat, pedikürde resim
Yakın tarihimizden yeme-içme manzaraları
Arkadaşım Gündağ Kayaoğlu





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet