|
Çürütme, yok etme ve vurgun zincirlemesi...
Atatürk Havalimanı Dış Hatlar "Gidiş" salonlarında, özel ilköğretim okulu çocuklarının yaptıkları resimlerle donanmış bir "İstanbul sergisi" var...
7-12 yaş arası, yahut birkaç yaş daha büyük çocukların, gönüllerinden coşup taşmış renkler ve biçimlerle yarattıkları İstanbul...
Her türlü etki ve esintinin dışında, özgün mü özgün, muhteşem İstanbul tabloları...
Uzun uzun baksa da, tekrar tekrar baksa da, bakmaya doyamıyor insan...
***
Hemen hemen tüm çocuklarda, içlerinden kaynayan keskin renk cümbüşleriyle bir resim dehası var gibidir...
Onların kâğıtlara, defterlere, bazen de panolara yansıyan rengârenk o saf dünyalarını, gitgide çevreleri ve yaşadıkları ortamlar; farkına varmadan karalar, bozar ve kendi Kırk Haramiler çarşısına dönüştürür.
Çevresiyle uyumsal bir değişime, yok olmadan direnmek, yahut direnememek...
***
Toplumların gelişmişlik göstergesi; bilim ve sanatta "uygun adım" ahengi dışına taşmışların, yaratmaya çalıştıkları bahçeler nedeniyle; ziyan zebil edilmemesidir.
20 ciltlik bir kitap rafından yoksun evlerden çıkarak, dallanıp budaklanmış makam sahiplerinin; algılayabileceği bir değerlendirme değildir, kendine özgü yaşam ve çalışmaların yarattığı bahçeler...
***
Çocukken, çamaşır ipleriyle Tarzancılık oynamaya kalktığımda, annemden en sık işittiğim azar:
- Nerde görülmüş bu senin yaptığın, icat çıkarma, idi.
İcat çıkarmadan, gördüklerini taklit ederek, "uygun adım" ahengine uyumlu yaşamak terbiyesi...
***
Bugün de süregelen "onlar-biz" ayrımının nedenlerine ve ayrıntılarına hiçbir zaman yeterince inilmedi ve inilmek de istenmedi.
Üstünkörü bir açıklamayla "Hıristiyan kültürü" karşısında "İslam kültürü" limanına demir atmakla yetinildi.
***
Oysa yanıtlanması gereken sorular şunlardı:
1- Ortaçağı da kapsayan bir kavis içinde Hıristiyanlar; çizimledikleri sınıfsal ve politik çerçevelerle birlikte, "para kazanma" mekanizmalarını nasıl, Müslümanlar nasıl değiştirmişlerdi?
***
2- Her 2 dinde "para kazanma" mekanizmalarındaki değişiklikler, neden aynı tempoda olamamıştı?
***
3- 750 yılında ortaya çıkan Abbasiler dönemindeki parlak tablo, gitgide nasıl sönükleşmiş ve Hıristiyan dünyası nasıl parlamaya başlamıştı?
***
4- Bütün bu karşılıklı ters akortlu değişimlerde, yazı ve "nesir edebiyatı" ile Gutenberg'in etkisi ne kadar olmuştu?
***
İş gelip "yazı"ya dayandı mı, akan sular duruyor.
Hâlâ daha çoğunluğumuzla, 20 ciltlik bir kitap rafı dahi bulunmayan evlerden yetişme çocuklarız...
Hâlâ daha çoğunluğumuz, hayatında bir kez olsun tiyatroya gitmemiş...
Hâlâ daha çoğunluğumuzun küçüklüğünde, ailece gidilmiş bir lokanta anısı yok...
***
Hâlâ daha meslek sahipliği değil, "makam" sahipliği önemli; tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi...
"Makam" sahipliği önemli ve "makam" sayısı da sınırlı olduğunda; çürütme, yok etme, vurgun zincirleri de sürer gider...
***
IV. Murat zamanında da, aynı "makam"ı ele geçirmek isteyenlerin, karşılıklı çürütmeciliği sürüp gidiyordu. Örneğin Topal Recep Paşa'yla, Sadrazam Gürcü Mehmet Paşa arasında...
En nihayet gözden düşen ve cellata verilen Hadım yahut Gürcü Mehmet Paşa için, dönemin ünlü ozanı Nef'i şöyle yazıyordu:
Gürci hınzıri a samsuni muazzam a köpek
Kandesin kande nigehbani alem a köpek
Vay ol develete kim ola mürebbisi anın
Bir senin gibi deni cehli mücessem a köpek
Ne güne kaldı medet Devleti Ali Osman
Hey yazık hey ne musibet bu ne matem a köpek
***
Günümüze geldiğimizde...
Çürütme, yok etme ve vurgun zinciri geleneği, tümden geçmişte kaldı mı acaba?
Hâlâ daha "yazı"ya; kendilerini "devlet"le eşdeğer gören "makam" sahiplerinin benimsedikleri politik açılarla; uyumlu olması gereken bir propaganda aracı olarak bakılmıyor mu?
***
Tüm gazete tirajlarının 5 milyon olduğu ve 6 kişiye 1 kitabın düştüğü memleketimiz... "Örtülü ödenek"ten kimlere nelerin aktarılmış olduğu da bilmem bir gün saydamlaşır mı?
***
Dış hatların "Gidiş" bölümündeki çocuk resimleri de, ne kadar, ne kadar, ne kadar güzeldi...
Ne yapmalı ki "marifet iltifata tabidir" ve bizde iltifat, çok değişik bir terazinin kefesindedir.
c.altan@prizma.net.tr
|
|