|
 |
|
|
Gelen giden yok
İlk açıldığında dolup taşan Türkiye'nin ilk minyatür parkı Miniaturk, şimdilerde gözden düştü. Oysa park, minyatür camilerine mahya asarak bekliyor ziyaretçileri
Mehmet Gündem
Miniaturk, Türkiye'nin ilk minyatür parkı. Haliç'in Eyüp'e göre karşı sahilinde, Sütlüce'de kuruldu birkaç yıl önce. O ilk günlerde çok konuşuldu, ilgi mükemmeldi, eserlere giden taş döşeme yollar yürüyenlere yetmiyordu. Kuyruklar alıp başını gitmişti. Kameralar, fotoğraf makineleri, gazeteciler hiç eksik olmuyordu.
Miniaturk'te hiçbir şey "idareten" yapılmamıştı. Maketlerdeki en ince ayrıntıdan peyzaja; aydınlatmadan ses düzenine büyük bir özen gösterilmişti.
Tam 105 eser
Tam bir ziyaretçi akını yaşanıyordu. İlk olmanın takdiri her yerden geliyordu. Bu elbette büyük bir reklam kampanyasına dönüşmüştü kendiliğinden. Hatta çok kısa sürede konuşulmaya başlamıştı, Anadolu'da birkaç ilde benzerinin yapılacağı. En önce Antalya için model olmuştu, ama orada ömrü kısa sürdü, açıldı ve bir süre sonra "yüksek maliyet" gerekçesiyle kapatıldı.
Ziyaretçilerine önce kuşbakışı gösterdi kendini Miniaturk. Sonra tek tek karşıladı eserler ziyaretçilerini.
Her şey çok çarpıcıydı... Anadolu ve Osmanlı coğrafyasının 3000 yıllık geçmişinden seçilmiş eserler. Çanakkale Zafer Anıtı, Selimiye, Ayasofya, Süleymaniye, Sultanahmet camileri, Mevlana Türbesi, Anıtkabir, Taksim Anıtı, Amasra Evleri, Safranbolu Evleri, Artemis Tapınağı, Boğaziçi, Malabadi, Mostar köprüleri, Sadullah Paşa Yalısı, Keyif Teknesi, surlar, Gök Medrese... İkisi yurtdışından, Selanik'te Atatürk'ün doğduğu ev ve Kudüs'teki Mescidi Aksa olmak üzere tam 105 eser.
Makete mahya
Hayalleriniz hepimizin kazancıydı burada. Ama büyük ilgi giderek sıradanlaştı ve azaldıkça azaldı. Okul turları da olmasa o ilginin yerinde yeller esiyor denecek hale geldi.
Şimdi beni bir merak aldı ve gittim baktım, sordum acaba ramazan dolayısıyla bir farklılık olmuş muydu? Çünkü ramazanın aynı zamanda Anadolu'dan İstanbul'a iç turizmi artıran bir yönü de vardı. Halk otobüslerle konvoy halinde Topkapı'yı, Hırka-i Şerif'i, Sultanahmet'i, Eyüp Sultan'ı ziyaret ediyordu. Acaba Miniaturk'ün bu hareketlilikten bir nebze olsun payına bir şey düşüyor muydu?
Yetkililere sordum: "Hayır, ramazanda bir şey değişmedi. Eyüp'e gelen Feshane'de, Eyüp Sultan'da kalıyor."
Önce tepeden baktım, dolaşanlar parmakla sayılacak kadar azlar. Sonra aşağıya indim, dikkatimi çekti, Bursa Ulucami'nin iki minaresi arasına kurulu "Hoş geldin ramazan" yazılı mahya.
Selimiye Camii'nin önünde duran beyefendiye yöneldik. Edirne'den gelmiş, adı Demir Atakan. Kuleli Askeri Lisesi'nden sonra Harp Okulu'nda okumuş. Yıllar sonra sivile geçmiş ve öğretmenlikten emekli olmuş. Buraya ilk gelişi.
Uzun uzun anlatıyor Koca Sinan'ın "Ustalık eserim" dediği Selimiye'yi... Öteki yapılara göre Selimiye sanki biraz küçük yapılmış, ölçü sorunu var gibi diyor. Sonra birlikte Kuleli'ye gidiyoruz. Hayallere dalıyor Demir Bey; "Şu bahçede tören yapıyorduk, şurada şöyle olmuştu, benim yatakhanemin pencereleri burasıydı... Hey gidi günler" diyor ve söze devam ediyor:
"Bütün tarihi eserleri, önemli mekânları burada birlikte görmek mümkün. İnsan kimi zaman yoğunluktan, kimi zamanda imkânsızlıktan, Diyarbakır'a, Konya'ya, Kars'a, Urfa'ya... gidip göremiyor bunları. İşte burası bütün bu eserleri görmek için büyük bir fırsat."
Saygı duruşu ve dua
Biz dolaşırken ilköğretimde okuyan bir grup geliyor. Çocuklar en çok maketlerin içlerini merak ediyorlar.
Anıtkabir'in önünden geçerken gerçeğini ziyaret ediyor gibi saygı duruşunda bulunanları, Mevlana Türbesi'nden geçerken de dua edenleri gördüğünü de söylüyor bir ziyaretçi...
|
|
|

|