Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 29 Ekim 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Asıl başarı, önemli haber olmadığında da çarkı çevirmektir"

CNN TÜRK altıncı yaşını kutladı. Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratav geçen altı yıl içinde çok önemli haberlere imza atmalarına rağmen "Bu işte asıl başarı sürdürülebilir haberciliktir" diyor: "Yani önemli haber olmadığı gün izlenecek bir şey çıkarabilmektir"

TUBA AKYOL

Ferhat Boratav bana bir sınav yaptı. İyi bir gazeteci miyim, değil miyim? Bir fotoğraf gösterip "Bir gazetecinin bu fotoğrafta hemen görmesi, merak etmesi, sorması gereken bir şey var" dedi. Bilgi Üniversitesi'nde televizyon gazeteciliği bölümündeki öğrencilerine de aynı fotoğrafı gösterir, aynı soruyu sorarmış. Sınıfın yüzde 50'sinden fazlası bilirmiş genellikle. Ben baktım baktım... Bilemedim.
Ya röportajdan vazgeçerse? Neyse ki vazgeçmedi.

Geçen altı yıl içinde hedeflerine ulaştı mı CNN TÜRK? İlk beş yıllık kalkınma programına sadık kalabildiniz mi?
Bizim beş yıllık kalkınma planımız zaten yoktu. Ama geçen altı yıl içinde hep başta planladığımız yolda devam ettik diyebilirim. Haber televizyonculuğu denen format Türkiye'de hızla tüketiliyor. Hibrit formatlar oluşuyor. Haber de vereyim ama akşamleyin de film göstereyim mesela. Buna rağmen, biz böyle bir yola sapmadan haber odaklı yayıncılığımızı sürdürüyoruz.

Haber televizyonculuğu light'laşıyor mu?
"Light" benim sevdiğim bir kavram değil. Ne bizim için ne başkası için. Biz 24 saat, 7 gün, 365 gün bu işi yapıyoruz. Gün içinde 40 dakikalık bir program işin bütününü belirlememeli. Mesela geçen yıl biz bir program koyduk yayına, sonra iyi sonuç alamadığımızı düşünerek kaldırdık. "Defakto" diye bir program. O zaman "CNN Türk light'laşıyor mu?" dendi. Yalnızca bu tür programlardan meydana gelen bir kanal olursanız o zaman light'laşırsınız.

Ya spor karşılaşmaları...
Orada haklısınız. Bir haber kanalının içinde belli bir orandan daha fazla canlı spor yayını olması riskli. Biz Formula 1 yayınına girerken bunun gerilimini yaşıyoruz. Acaba o anda bir şey olacak mı diye. Nitekim Pakistan depreminde Formula yayınını kestik, yedi saat depremle ilgili yayın yaptık. Bu öncelik hesabını yapıyoruz.

"Boşanma haberi kızdırdı"

Yedi saat yayın da çok uzun değil mi? 3 Ekim'de de gün boyu Lüksemburg'dan canlı yayın yapıldı. Bu tür günlerde, bazen saatlerce hiç yeni bir şey olmuyor ama muhabirler aynı şeyleri heyecanla tekrarlayıp duruyor.
Evet ama buna mecbursunuz. Haber televizyonu diye bir şey varsa, bu formatın bir parçası o. Bir olay varken oradan canlı yayına başlıyorsunuz. Olay belli bir olgunluk noktasına gelmedikçe, bir sonuç belirmedikçe oradan kopamazsınız. Bunun bir kısmı tabii laf çevirmekle geçiyor ama o zaman da laf çevireceksiniz. Çünkü her an yeni bir bilgi gelebilir.

O bilgiyi muhabirle aynı anda öğrenmek izleyici için hoş bir duygu.
Ted Turner'ın bir lafı var. "Dünyanın sonu geldiğinde CNN orada olacak ve kıyameti canlı yayınlayacak." Bu iş zor bir denge. Bir olaya gireceksiniz, sonra kaç saat devam edeceksiniz? Yedi saat o yayını sürdürürken ilgiyi belli bir seviyede tutabilecek misiniz? O işin ayarı, dengesi, mayası her zaman tam tutmayabiliyor.

Tam da o ayarı soracağım: Mesela Gamze Özçelik olayına ne kadar yer verdiniz?
Bizim çok uzun yer vereceğimiz bir olay değildi o. Hülya Avşar'ın boşanmasını biz "Editör"de son haber olarak 40 saniye verdik. Tepki geldi, ne gerek var diye. Seyircinin kafasında da kategoriler var, sadece bizim değil.

"Reyting inandırıcılığı ölçmez"

"Defakto" ile "Bir Yudum İnsan" arasında okyanus var sanki. Nasıl bir kitleye hitap ediyorsunuz? İkisi de olabilir mi, yoksa...
Olabilir. Biraz önce yemekte bunu konuşuyorduk. Tayfun Ertan cumartesi günü Orhan Pamuk'la röportaj yaptı. Eviyle ilgili tamir işleri yapan usta da arkadaşlarıyla birlikte seyretmiş o programı mesela. Hele Türkiye'de hiçbir şekilde izleyiciyi kategorize etmemek lazım. Biz oltayla balık avlamıyoruz. Siz ağınızı mümkün olduğu kadar geniş atacaksınız. Bir programın içinde ve sizin genel yayın akışınızda herkese göre bir şeyler olması lazım.

Yeni başlayan programlardan biri de "Ahmet Hakan'la Tarafsız Bölge". Tasarladığınız gibi bir program oldu mu o?
Tabii tabii, oldu. Benim orada beklediğim çok geniş bir yelpazede konuşabilme becerisiydi. Hülya Avşar boşandıktan sonra orada konuştu. O hafta Deniz Baykal da o programa çıktı. Böyle geniş bir yelpaze...

Sizin reytingleriniz ölçülmüyor ama sizce reyting bir haber kanalı için ne kadar önemli?
Bence bu reyting meselesini çok da fazla konuşmamak lazım. Sadece haber kanalları için değil, herkes için söylüyorum bunu. Çünkü reyting beğeni ya da onaylama ifade etmiyor. Reyting seyredilip seyredilmediğinizi gösteriyor. Çok kızarak, küfrederek de seyredebilirsiniz. Haber konusunda belirleyici olan saygınlık, inandırıcılıktır. Reyting inandırıcılığı ölçmez.

"Haberden kaçmak için gerilim filmi izliyorum"

Bir dönem aşçılık yapmışsınız. Boğaziçi Üniversitesi'nde tiyatro kulübündeymişsiniz. Bu deneyimlerin şu anki işinize yararı var mı?
Aşçılığı bilemem. Burada bir tür ziyafet sofrası hazırladığımızı varsayabiliriz ve iyi mönü yapmak, iyi yemek yapmak önemli diye düşünülebilir (Gülüyor). Tiyatro ama çok önemli. Bence iletişim kurmayı öğrenmenin iyi bir yolu. Tiyatroda dekor yapan ekiplerle de çalıştım. Şimdi kağıt üstünde bir TV dekoruna baktığımda onun nasıl görüneceğini veya nasıl görünmeyeceğini bilebiliyorum. Etkili metin yazmayı da orada öğrendim.

Yemeğe olan merakınızı CNN TÜRK'te yemek programı yaparak kullanırsınız belki.
Vallahi ben bu düzeyde çalışan insanların çalıştıkları yerde program yapmaması gerektiğini düşünüyorum. Önemli bir olay olur, "Ferhat Boratav'ın programı, bunu atmayalım" derler. Ama iyi yapılan bir yemek programının çok güzel olacağını düşünürüm. Türkiye'de yapılan programların çoğu stüdyoda yemek pişirme programları. Benim anladığım anlamda bir yemek programına şu ana kadar proje bazında bile rastlamadım.

Bir de bilimkurgu, polisiye ve gerilim merakınız var. Haber fazla "gerçek" ya, bunlar sizin küçük kaçamaklarınız galiba.
E biraz öyle. "24"ün son serisini bir gecede altı bölüm falan art arda seyrederek bitirdim. Burada tabii haberden kaçmak var. Bir taraftan da haberde işe yarayacak şeyler öğreniyorsunuz. Hep bunu örnek veririm. Yıllar önce bir haberde, bir saldırıdan veya patlamadan sonra John Doe'nun cesedinin bulunduğu söyleniyordu. Bir polisiye okuru, izleyicisi ABD'de kimliği tespit edilemeyen erkek cesetlere John Doe dendiğini bilir. Siz de bunu biliyorsanız eğer, o haberi anlarsınız.

"En uzun günlerimiz hep felaketli günler"

  • En zor yayınımız galiba Irak'ta savaşın başladığı, Bağdat'ın bombalandığı gündü. Bağdat'ta arkadaşlarımız vardı. Bir yandan onlarla yayını sürdürüyorduk, diğer yandan onların sağlığı için endişeleniyorduk.
  • Bu haberde çuvallar mıyız korkusunu en çok son seçimlerde yaşadık. Çünkü bizim seçim tahminlerimiz iki partili bir meclis gösteriyordu. Üstelik biz bunu söyledik. Bunu söyledikten sonra da rakamlar bunu tam anlamıyla kesinleştirinceye kadar çok heyecan yaşadık.
  • En uzun günlerimiz hep felaketli günler oluyor ne yazık ki. Afganistan'da harekat başladığında, Irak'ta savaş başladığında, Düzce depreminde uzun saatler burada kaldık. Tek istisna 2000'e girdiğimiz yılbaşı gecesiydi galiba.
  • En büyük başarımız Afganistan'da harekatın başladığı haberini BBC'den, CNN'den önce vermek olabilir. Bu tabii büyük başarı sayılır ama bu işteki esas başarı bu değil bence. Çünkü orada büyük bir olay oluyor zaten. Bizim görevimiz onu orada yakalamak. Daha önemli olan pazartesi sabahı geliyorsunuz binaya diyelim, hiçbir şey yok, hiç önemli denebilecek haber yok. İşte o gün çarkı çevirebilmek, o gün izlenecek bir şey çıkarabilmek, o gün "A ne kadar iyi hazırlanmış" denecek bir haber ortaya koyabilmek... Esas büyük başarı o. "Sustainable growth" deniyor ya,
  • en büyük başarı "sürdürülebilir habercilik".


  • En büyük çuvallama... İnsan çuvallamalarını hatırlamıyor herhalde.

    "Sabah 03.00'te işyerini arayıp şu haberin şurasında bir şey var, şöyle değiştirelim dediğim çok olmuştur"


    Mehmet Ali Birand'ın gidişi CNN TÜRK'e nasıl yansıdı, bir eksiklik yarattı mı?
    Birand'ın birikimi ve tecrübesi nedeniyle çok güçlü olduğu bir alan var. Hem Türkiye'de hem de dünyada önemli insanlarla konuşabilmek. Çünkü Alman başbakanı ya da Amerika'da bir üst düzey devlet yöneticisi olduğunuz zaman kiminle konuşacağınızı da seçiyorsunuz. Ama bizim Kanal D ile anlaşmamız var, Birand'ın yapacağı önemli görüşmeleri biz de yayınlayacağız. Dolayısıyla orada bir kaybımız yok. Birand haber konusunda çok heyecanlı, çok atak biri. O heyecanı burada canlı tutmak tabii önemli. Ama burada da altı yılda oluşmuş bir bilgi birikimi ve tecrübe var. Lüksemburg yayınında mesela herhangi bir yerde bir eksik bıraktığımızı düşünmüyorum.

    Birand'ı Kanal D Haber'de de izliyor musunuz?
    Zaman zaman. Şöyle söyleyeyim: Ben burada sabah 9.00'dan başlayıp akşam çıkıncaya kadar karşımda dört-beş tane kanal sürekli haber izliyorum ama ana haber bültenleri tam benim yol saatime denk geliyor çoğunlukla. Bu yüzden o saatlerde bizim kendi yaptığımız programı, "Editör"ü de çok az izleyebiliyorum. Ben çok geç yatarım. Dolayısıyla benim en çok izlediğim şey gece haberleri oluyor. "Gece Görüşü", 01.00 bülteni, 02.00 bülteni, 03.00 bülteni falan...

    Sabahın üçünde bile CNN TÜRK çalışanları diken üstünde yani.
    Evet. Benim saat 03.00'te arayıp haber merkezini şu haberde bir şey var, onu şöyle değiştirelim dediğim çok olmuştur. Bir ara Nuri Çolakoğlu da burada genel müdürken, arkadaşlar dalga geçiyordu. Çünkü Nuri de çok erken kalkar. O da mesela sabah 05.00 bültenini izler. Sabah üçe kadar ben nöbetteyim, sabah beşte de Nuri nöbeti devralıyor gibi. Haber merkezindekiler "Üçle dört arasında bir kaçamak şansımız var. Onun dışında hiçbir şey yapamıyoruz. Hep uyanık bunlar" derlerdi.

    Kimdir?

    1959 yılında İstanbul'da doğan Ferhat Boratav, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nü bitirdi. BBC Türkçe Yayınlar Servisi'nde yapımcı, sunucu ve radyo habercisi olarak çalışan Boratav, ATV Haber'de yöneticilik yaptı. 1999'dan beri de CNN TÜRK'ün genel yayın yönetmeni.


    PAZAR
    "Üniversitede yaşadığım acı ve tatlı olaylar, beni önce felsefeye sonra dine yönlendirdi"
    "Asıl başarı, önemli haber olmadığında da çarkı çevirmektir"
    Adını Vikinglerden alan restoran
    Bu albümün sürprizi Zuhal-Bülent düeti
    "İyi hissetme" merkezi
    Hukuku toplumla buluşturan dergi
    Camın ötesine geçin
    Bülent Erkmen'e ödül getiren afişler
    "Şovdan kaçınmak lazım"
    "Bu sahneye kamyon bile iner"
    Aklınız Çatalca'da kalacak
    Depeche Mode için hasat mevsimi
    11 fotoğrafla bir kadının hikayesi
    Bir saatte nikotin isteğinden kurtulun
    Tek yol tüp geçit!
    Pamuk'la yatıp kalkan Amerikan gençleri
    Merhaba... Ben Çelik... Tarumar Çelik...
    2012-2015 Uranüs / Pluto krizi
    Ortaköy meydanında dört dörtlük bir kafe
    UNESCO'nun 60'ıncı yılı
    Ege mutfağı vücudu koruyor
    Manikürde edebiyat, pedikürde resim
    Yakın tarihimizden yeme-içme manzaraları
    Arkadaşım Gündağ Kayaoğlu





    Ahmet Turhan Altıner
    Yasemin Çongar
    Can Dündar
    R. Hakan Kırkoğlu
    Ali Rıza Kardüz
    İlber Ortaylı
    Taylan Kümeli
    Tuba Akyol
    Ülkü Tamer
    Yalvaç Ural

    © 2005 Milliyet