Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 29 Ekim 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Manikürde edebiyat, pedikürde resim

Salinger okuyan, duvarında bir Frida Kahlo resmi hayal eden manikürcü, caz dinleyen taksi şoförü... Türk insanı kategori dışı


tubaakyol@milliyet.com.tr


Kuaförüm taşınıyor. Her yer birbirinde, eşyalar üst üste, dükkanda oturacak bir yer bulmak bile büyük mesele. Arka tarafta; saç fırçalarından, havlulardan, boyalardan, firketelerden ve bir sürü ıvır zıvırdan müteşekkil yığıntıyı itekleyerek bir yer açıyorlar bana. Manikür yaptıracağım.
Kuaförüm tam filmlik. Transseksüeller ile türbanlı kadınları yan yana görebileceğiniz bir tuhaf müessese. Bir yanda gelin başı yapılırken, diğer tarafta bir fahişe telefonda para pazarlığı yapar mesela. Transseksüeller hiç susmaz, aralıksız konuşurlar her zaman. Kuaförle, çırakla, manikürcüyle, sizinle ya da telefonda biriyle... Mütemadiyen. Ki bu ayrı bir yazının konusu.
Ben manikürcüyü sevdiğim için oradayım.
Kadınlar bilir; iyi bir manikürcü, hele de dozunda konuşan, sizi baymayan, boğmayan ve elbette canınızı hiç yakmayan bir manikürcü kolay bulunan bir şey değildir.
Annesi ölmüş mü, gitmiş mi; bilmiyorum.
Babası yeni hapisten çıktı, birkaç aylığına girmiş. Bunu da bir gün dükkanda benden başka kimse yokken kendi aralarında yaptıkları sohbetten biliyorum.
Sonra babasını çok sevdiğini, babasının çok temiz ve titiz biri olduğunu, zaten öyle olmasa annesinden sonra evlenmesi gerekeceğini, aslında babasının şu sıralar evlenmek istediğini ama kardeşleriyle birlikte üvey anneye itiraz ettiklerini anlattı.
Amma uzun bir girizgah oldu bu!
Diyeceğim şu:
İşte böyle bir kuaförde, yığıntıların yanında bir koltuğa oturmuş işte böyle bir manikürcüyü beklerken, odanın diğer köşesinde, yine hayli dağınık bir masanın üzerinde iki kitap gördüm:
Salinger'ın "Çavdar Tarlasında Çocuklar"ı (diğer adıyla "Gönülçelen"), ressam Frida Kahlo'nun hayatını anlatan "Frida"...
Kimin bunlar?
Manikürcününmüş. Salinger'ı yeni almış, şimdi okuyormuş. "Frida"yı ise okumuş, sonra kaybetmiş, taşınma esnasında dükkan ayağa kalkınca bir yerlerden çıkmış kitap, çok sevinmiş.
Manikür esnasında Salinger'ı konuştuk, pedikürde Frida Kahlo'ya geçtik.
* * *
"Bir resmi için neler vermezdim" dediğinde...
Evinin duvarlarına ünlü ressamların resimlerini asabilen, sadece zengin değil aynı zamanda eğitimli olsa bile pek az insan böylesine bir tutkuyla bir ressamın resmini istemiştir herhalde.
* * *
Birkaç ay oldu galiba bir dergide, evinde hayli kapsamlı bir caz koleksiyonu olan bir taksi şoförü ile ilgili bir haber okumuştum.
Entelektüelleri Orhan Gencebay'ın "Batsın Bu Dünya"sı ile coşup İbrahim Tatlıses ile eller havaya zıplayan bir memlekette gündüzleri direksiyon sallayıp akşamları evde müzik setinin başında caz dinleyen bir taksici...
* * *
Ben sabahları Seda Sayan'ı açtığımda, Elif salonda bile duramıyor "Nesini izliyorsun bunun? Ben mutfağı temizleyeyim" deyip kaçıyor mesela.
* * *
Ferhat Boratav röportajda -o röportaj da işte şuralarda bir yerde- CNN TÜRK'te yayınlanan Orhan Pamuk röportajını evde tamirat yapan bir ustanın da izlediğini söyledikten sonra "Türkiye'de hiçbir şekilde izleyiciyi kategorize etmemek lazım" diyor ya...
E haklı!
Türkiye acayip bir ülke.
"Beni kategorize etme."

Hedef kitle hesabı mı şaşıyor, yoksa kitle hedefini mi şaşırıyor?
Bir ürün daha tasarlanırken, sonra pazarlanırken, cevaplanması gereken en önemli soru hedef kitledir. Kim için yapıyoruz biz bunu, kime satacağız, kaça satacağız vesaire... Her ürünün bir potaniyel alıcısı olmalı.
Uluslararası şirketlerin Türkiye ayağında görev yapanların bu memlekette en çok şaşırdığı şey hedef kitle hesaplarının katiyen tutmamasıymış.
Diyelim bir telefon yaptılar. Diyelim bu telefonun tasarımını, kullanımını, boyutunu falan kadınlara uygun yaptılar. Ve diyelim bu telefonun sahip olduğu fonksiyonlar da eğitim düzeyi yüksek, maddi durumu çok iyi, gayet üst düzey işkadınlarına hitap ediyor.
"Hah" diyorlar, "Mesela Türkiye'de Güler Sabancı kesin alır bunu."
Güler Sabancı alıyor mu bilinmez ama...
Avrupa'da ve Amerika'da aynı modeli işkadınları kullanırken, Türkiye'de...
Erkekler alıyor! O telefona bir elektrikçinin ya da bir tesisatçının elinde rastlanabiliyor.
Hedef mi şaştı, yoksa kitle mi şaşkın?
Hedef kitle araştırmasına para yatıranlar, hazır elleri değmişken bunu da araştırsalar ya...

Chevrolet'sini satmayan bilge
Tanıdığım üç erkekten en az biri klasik otomobillere tutkun. Alan var, alamayıp fotoğraflarla avunan var. Bir de işte böylesi var: Başında takkesi, bir hacı amca atlamış arabasına... Gel de kategorize et.



PAZAR
"Üniversitede yaşadığım acı ve tatlı olaylar, beni önce felsefeye sonra dine yönlendirdi"
"Asıl başarı, önemli haber olmadığında da çarkı çevirmektir"
Adını Vikinglerden alan restoran
Bu albümün sürprizi Zuhal-Bülent düeti
"İyi hissetme" merkezi
Hukuku toplumla buluşturan dergi
Camın ötesine geçin
Bülent Erkmen'e ödül getiren afişler
"Şovdan kaçınmak lazım"
"Bu sahneye kamyon bile iner"
Aklınız Çatalca'da kalacak
Depeche Mode için hasat mevsimi
11 fotoğrafla bir kadının hikayesi
Bir saatte nikotin isteğinden kurtulun
Tek yol tüp geçit!
Pamuk'la yatıp kalkan Amerikan gençleri
Merhaba... Ben Çelik... Tarumar Çelik...
2012-2015 Uranüs / Pluto krizi
Ortaköy meydanında dört dörtlük bir kafe
UNESCO'nun 60'ıncı yılı
Ege mutfağı vücudu koruyor
Manikürde edebiyat, pedikürde resim
Yakın tarihimizden yeme-içme manzaraları
Arkadaşım Gündağ Kayaoğlu





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet