|
 |
|
|
MİT'i de karıştırdık ya... Hadi hayırlısı!
NTV'de Murat Birsel'in "Basın odası" programında Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin ve Yiğiter Uluğ ile sporda doping iddialarını konuşumak için bir araya gelmiştik...
Bakan Şahin sohbetin ortasında halterde doping skandalını Milli İstihbarat Teşkilatı'nın soruşturduğunu söyleyince hepimiz yerimizden hoplamıştık.
Bakana göre beş haltercinin kontrolden kaçması basit bir olay değildi.
Komplo kokusu vardı.
Milli İstihbarat Teşkilatı'nın el koyduğu soruşturma tamamlanıp, ortaya çıkan isimleri öğrenince hepimiz şaşıracaktık.
Murat da, Yiğiter de, ben de çok üsteledik.
Ama bakan ser verdi sır vermedi.
Altını ısrarla çizdi. "Milli takımın Arnavutluk maçından sonra MİT'in raporunu görürsünüz" diyerek hevesimizi kursağımızda bıraktı.
Yetmişbeş milyonluk ülkede ve hemen yanı başında ulusal güvenliği tehdit eden onca gelişme yaşanırken, MİT'in bir doping soruşturmasına müdahil olması gerçekten ilginç gelmişti bize.
Aradan bir aya yakın süre geçti.
Soruşturmayla ilgili sayın bakandan ses çıkmayınca araştırdık.
Müfettişler, bizim haltercilerin WADA kontrolünden kaçmaya çalıştığı dönemde cep telefonları ile yaptıkları görüşmeleri inceliyormuş.
Sadece sporcuların değil...
Milli takım antrenörleri, federasyon yöneticileri ve hatta WADA temsilcisinin o günlerde kimlerle ve kaç kez telefon görüşmesi yaptığı soruşturuluyormuş.
Mahkemeden izin alınırsa bu telefon trafiği ortaya çıkarılacakmış.
Ülkenin en üst makamına gönderildiği iddia edilen ihbar mektubunun içeriği, yaşanan para trafiği, banka dekontları ve yurt dışı bağlantıları da gündemdeymiş...
Türk halterini çökertmek üzere hazırlanmış, geçmişin hesaplaşmasına dayanan müthiş bir komplo ile karşı karşıya kalmışız meğer...
İddialar bu boyuttaysa elbette gereği yapılmalı.
Bazı federasyon yöneticileri ile milli takım antrenörlerinin beceriksizliği ve işbilmezliği yüzünden halterde uluslararası itibarımız sıfırlandı ya...
Endişe ediyorum...
Dilerim bazılarının kapıldıkları bu paranoya, Türk sporuna daha büyük zararlar vermez.
Belli ki, haltercilerimizin kontrolden kaçmalarına yardım etmek yerine, onları WADA yetkilisine ispiyon eden hainlerin(!) peşindeyiz.
Yükümlülüklerimizi sorgulamak, nerede niçin hata yapıldığını ortaya çıkarıp ödül avcılarını ve spor ahlakından nasibini alamamış insanları camiadan tasfiye etmek yerine, kurgulanmaya çalışılan senaryo gerçekten ilginç...
Gişe hasılatı masrafları kurtarır mı, bilmem ama...
2005 yılının son "aksiyon" filmi bu olacak sanırım.
Tahkim, Deniz ve Gökdeniz
Deniz Barış'ın futbol oynama hakkının elinden alınması bahane.
Tahkim Kurulu ile Futbol Federasyonu arasında 1.5 yıldır süren şiddetli geçimsizliğin saklanacak yanı kalmamıştı.
Toplu bir istifanın futbolu nasıl bir kaosa sürükleyeceğinin hesabını yapamayan Federasyon Başkanı Levent Bıçakcı, tahkim bombası patlayınca telaşa kapıldı. Şaşırdı...
Öyle çaresiz kaldı ki, görevden çekilmeleri için aylardır mesaj gönderdiği kurul üyelerine bu kez kalmaları için ricacı oldu.
Krizin üstesinden tek başına gelemeyeceği anlaşılan Bıçakcı'nın yardımına ise bir büyük kulübümüzün asbaşkanı koştu..!
Aslına bakarsanız bir hafta içinde tanık olduğumuz olaylar, göreve getirildikleri günden bu yana kurumsallaşma sözcüğünü dillerinden düşürmeyenlerin bir arpa boyu kadar bile yol alamadığının görülmesi açısından yararlı oldu.
Bu süreçte en büyük sıkıntıyı kerhen görevi sürdürmeyi kabul eden Tahkim Kurulu Başkanı ve beş üyesi yaşadı kuşkusuz.
Kısa bir süre sonra gideceklerini bile bile, biraz baskı, azıcık hatır ile krize mola vermeleri sorumlu bir davranış biçimiydi..!
Belki bir ay, belki biraz daha kısa bir süre, sistemin işlemesi adına orada kalacaklar.
Ancak gündemde daha büyük sıkıntılara yol açabilecek bir konu var.
Bahis ve şike skandalıyla ilgili dosyalar Tahkim Kurulu'nun masasında...
Başvuru sahipleri haklarının en kısa sürede geri verilmesini istese de, böylesi hassas bir davaya son noktayı koymak, "Geçici Tahkim Kurulu'nun" görevi olmamalı.
Edindiğimiz bilgiye göre kurul, istifa eden üyelerle birlikte Deniz Barış krizi öncesi bahis dosyasında epey bir aşama kaydetmiş.
Şu anki üyelerin kaçı konuya hakim bilmiyorum.
Baskıyla karar verdiği iddia edilen, talimatla iş yaptığı ileri sürülen bu kurul, kamuoyu gözünde güvenilirliğini yitirmiş durumda.
Saygınlığı erezyona uğrayan futbolun adalet mekanizması, bu önemli görevi yeniden seçileceklere bırakmaz ise, verilecek tarihi kararın doğruluğu futbol varolduğu sürece tartışılacaktır.
Bize ne kardeşim!
Futbol Federasyonu özerk yapıya kavuştuktan sonra, Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından çeşitli dönemlerde soruşturmaya uğradı.
Sonuncusunun detayları hafta içinde medyada yer aldı.
Benim anımsadığım, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve yönetim kurulu üyelerini ilgilendiren bu ikinci rapor.
Fikret Ünlü'nün bakanlığı döneminde açılan soruşturmada da bazı usulsüzlükler saptanmış, ancak sorumlu gösterilen federasyon yetkilileri hakkında herhangi bir yasal işlem yapılmasına gerek görülmemişti.
Tıpkı daha öncekiler gibi...
Tek bir kişi bile hüküm giymemişti.
Düşünüyorum da, aylar süren bu soruşturmaların amacı üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek midir?
Eğer bunca iddiaya karşın yine herhangi bir işlem yapılmayacak, kimin suçlu, kimin haklı olduğu konusunda bir yargı süreci başlamayacak, usulsüz ödendiği saptanan trilyonlar yerine konmayacaksa...
Kimin kaç paralık şampanya içtiğinden, bilmem kaç bin dolarlık otel odasında kaldığından, cep telefonu faturalarının kabarıklığından, bize ne be kardeşim!
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|