|
 |
|
|
Cumhuriyet ile AB...
MADRİD
Ritz Oteli'nin balo salonunda bizim büyükelçiliğin 29 Ekim resepsiyonu. Cumhuriyet Bayramı hafta sonuna rastladığı için resepsiyon önceye alınmış... Bir köşede üst rütbeli subaylarla sohbet ediyorum.
Konu, Avrupa Birliği.
Daha doğrusu, Türkiye'nin Cumhuriyet'le kazandıklarını AB ile kaybedip kaybetmeyeceği...
Biri diyor ki:
"Bakın İspanya nerelere gelmiş. Belli ki İspanya'ya yaramış AB. Biz de ilke olarak AB'ye taraftarız. Ama Avrupa bizi gerçekten istiyor mu? Bu soru kafamızı kurcalıyor. Sürekli olarak getirip önümüze koyuyor bazı şeyleri. Kıbrıs diyor. Ermeni diyor. Kürt diyor. Bizi istemediği için mi kasıtlı olarak bunları getirip getirip önümüze koyuyor? Cumhuriyet'le kazandıklarımızı AB ile kaybedebilir miyiz, sorusunu insana ister istemez düşündürüyor."
Şöyle ekliyor:
"Doğu'da görev yaparken hatırlıyorum. Gerektiğinde tabur komutanı, hatta bölük komutanıyla görüşürdü Mesut Barzani. Şimdi bakın iş nerelere geldi? Beyaz Saray'da Başkan Bush tarafından kabul edildi. Nereden nereye?.."
Devam ediyor:
"Atatürk'ün Cumhuriyeti'yle çok şeyler kazandık. Avrupa Birliği'ne evet ama, kazanımlarımız elden gidebilir mi?.. Bu sorunun cevabını düşünmek zorundayız."
Ben de neden farklı düşündüğümü anlatıyorum. Asıl Avrupa yolundan sapacak bir Türkiye'nin daha zorlanacağını belirtiyorum. Kürt olsun, Kıbrıs olsun, Ermeni olsun, bütün bu sorunların AB yolundan çıksak da ortadan kaybolmayacaklarına, hatta daha beter olacaklarına işaret ediyorum.
Şöyle diyorum:
"Türkiye'yi karıştırmak ve istikrarsızlaştırmak isteyenleri düğün bayram ettirecek bir gelişme olur, Türkiye'nin AB yolundan sapması... AB şemsiyesi altındaki bir Türkiye daha hızlı modernleşir. Ekonomisi büyür, refahı artar. Demokrasi ve hukuk devleti çıtası yükselir. Bu sayede, bazı sorunlar sorun olmaktan çıkar. Ya da bir takım sorunlarla birlikte daha kolay yaşayabilir hale geliriz."
Bu çerçevede İspanya örneğini veriyorum. Bu ülkenin AB yolundaki kazanımlarını anlatıyorum.
İspanya'da kişi başına milli gelir 25 bin doları yakalamıştı. Ama örneğin Bask sorunu devam ediyordu. Ayrılıkçı ETA örgütü, şiddet eylemlerini eskisi kadar olmasa da sürdürüyordu. Daha iki gün önce değişik yerlerde dört bomba patlatmıştı.
Ama eski şiddeti yoktu.
Zayıflamış, tecrit edilmişti. Son ikibuçuk yıldır ETA'nın eylemlerinde ölen yoktu. Beli kırılmıştı örgütün...
İspanya'nın Avrupa Birliği'nden kazandıkları konusunda bugün artık kimselerin kuşkusu yoktu. Türkiye açısından da farklı olmayacağını düşünüyordum. Ritz Oteli'ndeki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonundaki sohbetimiz böyle devam edip gitti.
Ertesi günü, Atman Vakfı'nın fahri danışmanlar kurulu toplantısında tanıştığım bir İspanyol siyaset bilimi profesörünün değindiği bir nokta ilginçti. Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyordu. İspanya'nın AB yolundaki kazanımlarını anlatırken şöyle dedi:
"Franko rejiminden yeni kurtuluyorduk. Katalan milliyetçiliği, BASK milliyetçiliği hepsi vardı. Ekonomi iyi değildi. Sizin gibi eski bir imparatorluktan geliyorduk. Biz de sizin gibi Avrupa'nın hasta adamı idik. Bu ülkede sorunun adı İspanya idi; çözümün adı da Avrupa Birliği! Gerçekten de öyle oldu. Sağcısı solcusu, milliyetçisi herkes AB'ye sahip çıktı bu ülkede. Güçlüklerimiz oldu. Bazı sorunlar hâlâ devam ediyor. Arada bir bomba da patlıyor. Ama istikrarımız bozulmuyor. AB yolunda kazanan İspanya oldu. Türkiye'nin benzerlikleri az değildir bizim ülkemizle..."
İspanyol siyaset bilimi profesörüyle keşke bir gün önce tanışsaydım ve onun bu anlattıklarını Ritz'deki resepsiyonda bizim komutanlara nakledebilseydim.
İspanya gibi Türkiye'nin de Avrupa yolunda sorunlarıyla daha kolay başa çıkacağına, aş ve iş sorununu daha büyük bir hızla çözeceğine, demokratik hukuk devleti çıtasını yükselterek Cumhuriyet'in kazanımlarını pekiştireceğine inanıyorum.
29 Ekim, en büyük bayram kutlu olsun.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|