|
Cumhuriyet Bayramı ve ulusal değerler
Türkiye Cumhuriyeti'nin 82. kuruluş yıldönümü, içine sindirenlere de, sindiremeyenlere de herkese kutlu olsun. Sokaklar her zamankinden çok daha fazla bayraklarla donatılmış. Ulusal değerlere yöneliş, özellikle gençler arasında inanılmayacak bir hızla sürüyor. Ne güzel!
Eskiden eline bayrağı almaktan çekinenler, evinin penceresine bayrak takmaktan gocunanlar bile artık en ön saflarda yer alıyorlar.
Ulusal değerlere sahip çıkış, gelip geçici bir moda mı yoksa siyasi bir hareket mi? Ne o, ne de diğeri. Sağcısı, solcusu, dincisi pek çok konuda anlaşamıyor. Ama ulusal değerler söz konusu olduğunda söz birliği etmişçesine hep aynı duyguları paylaşıyorlar.
Vatan sevgisi hiç kimsenin tekelinde değil. Ulusal çıkarlar da. İşin en sevindirici yanı da bu. Önceki seçimlerde çok farklı değerler öne çıkmış ve bütün partileri o noktaya yöneltmişti. Örneğin son seçimlerde dini duygular palazlandırılmış ve neredeyse tüm liderler, dini duygulara prim ve taviz verme yarışı içine girmişlerdi.
Önümüzdeki ilk seçimin odak noktası ise ulusal değerler olacak. Kim bu ülke için ne yaptı, kim bu ulusa ne verdi, bunlar sorgulanacak. Yapılanlar ve verilenler gibi elbette atılan kazıkların da hesabı sorulacak.
Ulusal değerlerin yükselmesinden hiç kimse korkmamalı. Şovenizme dönüşeceği endişesini de hiç kimse taşımamalı. Hemen her konuda öylesine tecrübeler yaşadık ki artık kimse bu kutsal değerleri yozlaştıramaz.
Gençlerimiz Atatürk'ü daha yoğun yaşamaya, anlamaya başladı. Ve bu süreç hiç kimsenin olumlu ya da olumsuz yönde yozlaştırmasına izin vermeden hızla devam ediyor.
Gençlerimizin AB'ye karşı tavırları da hiçbir şekilde farklı noktalara çekilmemeli. Hükümet, bu konuda, gençlerimizi farklı kategoriler içerisindeki yerine göre anlamaya çalışmalı. Gençlerin geneldeki görüşleri Atatürk'ünkinden farklı değil. İşte "Yurtta sulh, cihanda sulh" diyen Atatürk'ün bu yöndeki sözleri:
"Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, milletlerden her biriyle medeniyet icabı dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyet ile takdir ederim..."
Gençlerin istediği de bu. Önce ülkemizin menfaatleri. Hangi ülkenin gençliği farklı yönde düşünebilir ki? Onlar için nasıl ki öncelikle kendi menfaatleri söz konusuysa, bizim için de öncelikle kendi çıkarlarımız söz konusu.
Böyle düşündükleri için de onları sorgulamaya hiç kimsenin hakkı yok. Bu konuda esas sorgulanması gerekenler, kayıtsız, şartsız kendi çıkarlarımızdan çok başkalarının çıkarlarını savunanlardır.
Gençlerimizin, Cumhuriyet'in kazanımlarını Cumhuriyet'e karşı kullananlara her zamankinden çok daha uyanık olmaları da yine hiç kimseyi rahatsız etmemelidir.
Başta üniversiteler olmak üzere, tüm eğitim kurumlarımız Cumhuriyetimizin en büyük kazanımlarıdır. Onları yıpratmaya kalkmak ya da yerine yeni kurumlar tahsis etmek de öyle ya da böyle hiç kimsenin aklından dahi geçmemelidir.
Geçerse ne olur? İşte o zaman karşılarında gençleri bulurlar. Gençler artık tepkilerini sokaklarda değil, ekranlarda dile getiriyorlar. Fırsat bulurlarsa çıktıkları televizyon programlarında o da olmazsa bilgisayar ekranlarında tavırlarını çok net bir şekilde ortaya koyuyorlar.
Küçülen dünyada, hızlanan iletişim olanaklarını en iyi kullanan onlar. Herhangi bir konuda çok hızlı hareket edebiliyorlar. Ulusal çıkarlarımıza ters düşen biri olduğunda onu anında mail bombardımanına tutabiliyorlar.
Hem de hiç kimselerin güdümünde olmadan. Hem de tek merkezde hazırlanan basmakalıp metinlere itibar etmeden.
Atatürk'ün Cumhuriyetimizi ve geleceğimizi emanet ettiği gençler, geç de olsa yeniden onun istediği noktaya geliyorlar. Hatta çok ötesine geçenler de var. Ne büyük mutluluk!...
Özetin özeti: Gençlerimiz, Cumhuriyetimizin en büyük güvencesidir...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|