Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 29 Ekim 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Kucağına al beni'

Malatya, yaralanmış çocuklarını severek iyileştirmeye çalışıyor. Girişte bir çocuk, "Kucağına al beni" diye bırakıyor kendini üzerime. "En çok kimi seviyorsun?" sorusuna yanıtlar aynı: Seni!


Bütün Türkiye'nin acı ve öfkeyle izlediği, içeride olanları merak ettiği Malatya Çocuk Yuvası'na, bütün gün bekledikten sonra, akşam girebiliyoruz. Üç gündür uyumayan görevli memurlar yorgunluktan bayılmak üzere. Bir süre bekletildiğimiz müdür odasına elinde oyuncak tabancasıyla Oğulcan, ayakkabısını ters giymiş, giriyor. Düzeltiyoruz. Mutlu'nun kırmızı çizmelerine bakıyoruz beraber. Odanın kapısındaki emniyet görevlisi polis yeleğini Oğulcan'a giydiriyor, kucağına alıyor onu. Bütün görevliler olabildiğince hassas. Sanki Malatya yaralanmış çocuklarını seve seve iyileştirmeye çalışıyor.
Yerleri resim kâğıtlarıyla kaplı oyun odasına giriyoruz. Girişte bir çocuk "Kucağına al beni " diye bırakıyor kendini üzerime. Muhabir arkadaşım Bülent Sarıoğlu, "Burada kimi seviyorsun en çok?" diye soruyor çocuklara, ben soruyorum, başkası soruyor. Çocuklar kim soruyorsa ona cevap veriyor:
"Seni!"
Bir süre sonra oyun odasında işler kontrolden çıkıyor. Psikiyatrların deyişiyle çocuklar nadir ele geçirdikleri "sevgi nesnesine" aşırı ve ani bir bağlanma gösteriyorlar. Koltuğa oturduğumda bir çocuk gelip bu yüzden işte, bağırıyor:
"Öp beni! Öp beni!"
Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'nü vekâleten yürüten Suat Yalçınsoy açıklıyor:
"Bu hale gelmelerinin nedeni düzensiz ilgi. Sizi burada tutmak için ne yapacaklar? Size sarılıp bırakmamaya çalışıyorlar."
İnsanın kolay dayanabileceği bir şey değil bu! İnsanı çaresizleştiren bir sevgi açlığı...

Dışarıda taarruz hali!
Küçük bir çocuk yuvası bahçesine kaç yetişkin sığabilir? Malatya Çocuk Yuvası, yetişkinlerin başlattığı taarruzlar altında daha ne kadar dayanabilir?
Küçük bahçeye girip çıkan siyasiler, bürokratlar, bakanlar, medya "katarları", çocukların içeride görüntüsünü almak için birbirlerini çiğneyen televizyoncular, kameralara karşı iman tahtasını dövüp "Çocuklarımı verin!" diye bağıran ama bir yandan da cep telefonuyla (!) televizyon kanallarıyla bağlantı kurup, "Şimdi bağırıyorum. Siz canlı yayını hazırlayın" diyen sözde anneler, ne olacağını merak eden, kimi kez de akşam televizyona çıkmak için gelen mahalleliler...
Yuvadaki çocuklar, gördükleri işkenceden sonra, şimdi de yetişkinlerin olayı didikleme operasyonuna karşı dört duvar arasında, parmaklıklar ardında kilitli tutuluyorlar.
Kaç çocuk dövüldü, ne kadar dövüldü, çocuklara ne kadar süreyle kaç kişi tarafından işkence edildi sorularının yakasına yapışmış bir kalabalık, hadisenin üzerinde tepiniyor da tepiniyor. Kan toplanması gibi, Türkiye'nin vicdanı şimdi bu küçücük evin içinde olanlara bağlanıyor. Oysa herkes dikmiş gözlerini beklerken esas gerçeği öğrenmek için dışarıdaki çocuklarla konuşmak yetiyor. "Siz niye bekliyorsunuz burada?" diye sorunca...
"Abla, biz çok öfkelendik. Çocukları görünce televizyonda kadınları dövmek istedik."
İçlerinden biri elindeki ince sopayı savuruyor havalarda bu sırada.
Bir tanesi, incecik sesiyle, muhtemelen büyüklerden duyduğu bir cümleyi tekrar ediyor bağırarak:
"Yetimlere vurmuşlar, acımaz mı?!"
Biraz yaklaşıp soru sorunca ezberi bozuluyor, kendi macerasını anlatmaya başlıyor:
"Biz şu okulda okuyoruz."
Hangi okul?
"Mustafa Kemal Atatürk İlköğretim Okulu'nda! Bizi de dövüyorlar abla, yazsana."
Sesi aniden titriyor:
"... diye bir hoca var, böyle kalın bi' odunu var."
Başka biri kendi hikâyesiyle bölüyor sözü:
"Sen onu bana sor abla!"
Kendi kafasını gülümseyerek, ağzı cam kırığıyla dolu gibi gülerek okşuyor. Büyükler gerçekten bakmayı bilse, gerçekten çocukların ne demek istediğini dinlese, o çocuğun o anda belki aylar önce aldığı darbenin yerini okşadığını bilir. Ama bugün Malatya'da mesele çocukları dinlemekte değil; mesele haber "atlatmak", Ankara'da yapılmayan kadar çok siyaseti bu küçük okul bahçesine sığıştırmaya çalışmak ve Malatya çocuk yuvasını "halledip" derhal rahatlamaya çalışmak.

Şikâyetim yok!
Vali Osman Derya Kadıoğlu, yaptığımız telefon konuşmasında, "Biz kapıları sonuna kadar açık bir valiliğiz. Bize şimdiye kadar hiç şikâyet yapılmadı. Şikâyet yapıldığını kanıtlasınlar, ben istifamı vermeye hazırım" diyor, ekliyor:
"Biz denetimle gittiğimizde yaparlar mı hiç?"
Kadıoğlu'nun söyledikleri bir yana valiliğin şehrin çeşitli yerlerine koyduğu küçük insan hakları şikâyet kutuları var. Çeşitli kaynaklardan aldığım bilgiye göre, son aylarda çocuk yuvasına ilişkin tek bir şikâyet bile atılmamış bu kutulara. Başka konularda fazla fazla şikâyet var oysa!

Acıyan yerlerimiz
Malatya'daki çocuk yuvasının önündeki polisiye telaş sürüyor. Başbakan uzak ülkelerden açıklama yapıyor, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu bekleniyor, suçluların tam olarak kim olduğu, görüntüleri tam olarak kimin çektiğinde düğümleniyor bütün ilgi. Oysa...
Kapının önündeki kadınlar sivil polislerle konuşuyor:
"Siz devlet görevlisi değil misiniz? Niye bir şey yapmadınız ki bu çocuklara?"
Polisler gülüyor:
"Yahu bir şey olmamış ki. Annemiz bizi de dövüyordu öyle. Sanki kimse dövülmemiş gibi... Tövbe tövbe..."
Gerçekten bu dayak olayını bu kadar yadırgadığı için mi bu kadar tepki veriyor Türkiye? Yoksa herkes çocukken yediği, çocukların ise hâlâ yemeye devam ettiği ve önemsenmeyen, normalleştirilen bütün dayakların acısı mı canlandı bu ülkede? Yoksa şimdi Malatya'ya gözlerimizi dikip başlarımızda, çok önce yediğimiz darbelerin izini mi okşuyoruz hep birlikte?

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Cumhuriyet'in evrimi
ATTİLÂ İlhan'ın bir tespiti doğrudur: Osmanlı...
Çetin ALTAN
"Çıktık açık alınla..." emin misiniz?..
Geldik Cumhuriyet'in 82. yılına... Bir yandan...
Melih AŞIK
Bayramı kutlarken
Cumhuriyet'i kutlarken umutlu kalıplara dökül...
Fikret BİLA
'Basına gözdağı veriyorsunuz'
Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) kabul edilen ...
Hasan CEMAL
Cumhuriyet ile AB...
Ritz Oteli'nin balo salonunda bizim büyükelçi...
Güneri CIVAOĞLU
Ve perde...
Egemen Bostancı'dan sonra Fahrettin Aslan da ...
Can DÜNDAR
'Beni mahkûm edenlerden temizim'
Hakkındaki intihal suçlaması sabit görülerek ...
Abbas GÜÇLÜ
Cumhuriyet Bayramı ve ulusal değerler
Türkiye Cumhuriyeti'nin 82. kuruluş yıldönümü...
Semih İDİZ
LSE'de Cumhuriyet Türkiye'si kürsüsü
"Rerum cognoscere causas." Yani, "Olayların n...
Sami KOHEN
Dış politikada Cumhuriyet kriterleri
Bugün kuruluşunun 82. yıldönümünü kutladığımı...
Hasan PULUR
"29 Ekim" hem bayramdır, hem seyrandır...
BUGÜN Cumhuriyet'in kuruluşunu kutluyoruz. ...
Derya SAZAK
Malatya kriterleri
AB ile görüşmeler ne zaman tıkanma noktasına ...
Meral TAMER
Gecekondu gökdelenler bize uyar!
Diyebilirsiniz ki New York'taki İkiz Kuleler'...
Ece TEMELKURAN
'Kucağına al beni'
Bütün Türkiye'nin acı ve öfkeyle izlediği, iç...
Tamer HEPER
Cumhuriyet, demokrasi, özgürlük, adalet
Gece gündüz çalışmazsan
Yaman TÖRÜNER
İMKB üst düzey çalışanları
İMKB ile Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) arasın...
Güngör URAS
Büyük bayram
İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda Ankara'd...
M. Ali BİRAND
Bu çocuklar, yarın yine dayak yiyecek (!)
Malatya'daki çocukların şu sıralarda keyifler...

© 2005 Milliyet